Düelloda kendi kafana sıkmak!
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER
Puşkin Onegin’de kendini yazmış bir yanıyla. Öyle bir kurgu yapmış ki, bir yandan güncel meselelerle süslemiş yapıtını ve yeri gelince kapışmaya girmiş. Yaşadığı gibi yazmış. Bir düello ile kırılıyor öykü… İç hesaplaşmalar başlıyor…

1 Dışarda ayaz

Kar düşüyor buz tutmuş yıllarca

Kuru dallara.

Ocağı tütmeyen odamda

Bir bahar dalı

Ben çizerken resmini

Tek tek açıyor çiçeklerini.

Everest Yayınları basım kalitesi yüksek, özel kitaplar yayımlıyor. Ferit Edgü’nün şiirlerini elime geçince bir solukta okudum. “Ah Min-el Aşk” demiş şair. Tüm şiirler özenli diyemem. Bir iç döküş, yakarış hali de var. Belki bir sarsıcı dönemin dökümü de denebilir. Semiha Berksoy’un şiirlerin yazıldığı sayfalara yaptığı resimler hoşluk vermiş kitaba. Şiirin bunca önüne geçen desen, resim türü eklemeleri sevmiyorum genellikle. Özel bir katkı olmadığı sürece yalın olması gerektiğini düşünüyorum.

TEK GİBİ

Sevgilim

Güz yağmurları

Yağmaya başladı

Sen daha dönmedin.

Çıplaklığın

Giydirirdi beni

Öylesine birleşmiş

Bir çoğulduk ki

Tek gibi

2 “Gece Bekçisinin Rüyası” için bir eleştiri yazısı yayımladı Emre Kongar. Romanlarımı okuyor ve içtenlikle yazıyor Hoca. Kongar, kendi demesiyle, insanları yüreklendirmeyi önemsiyor ve tavrını bu yöne koyuyor. Haklı belki, bunca hoyratlığın hüküm sürdüğü bir düzende, birinin de iyi olandan hareketle pusula koyması gereklidir. Ben sertim sanırım, giderek de bu üstüme yapıştı. Oysa okuduklarıma karşı son derece olumlu bir gözle bakmaya çabalıyorum.

Kongar’ın satırlarında, bana hayli övgüyle yaklaşan o yazıda, ilginç ve düşünmediğim bir kavramlaştırma var. Romanda kullandığım dil, olay örgüsü ve tutum üzerinden “Yeni Toplumsal Gerçekçilik” akımı böyle olacak, diyor Hoca. Doğrusu bu tariften hem hoşlandım hem de üstüne düşünmeye koyuldum. Yapmak istediğim iş bu mu, becerebildim mi, diye bakıyorum. “Gece Bekçisinin Rüyası” böylece taçlanmış, ödülünü almış oldu.

Edebiyatımızın satış açmazına indirgenmesi, benim gibi yazarların bu yolla geçinmek derdinde olması, özgün yapıt verirken türlü engellerle boğuşmaya neden oluyor. Emre Kongar, bana umduğun öte bir soluk kattı bu yaklaşımıyla. Yavaştan not almaya başlamıştım yeni roman için, sanırım çehresi değişecek yolculuğumun…

3 Puşkin’in “Yevgeni Onegin” manzum romanını okudum. Yine Everest Yayınları ve iyi basılmış. Rusçadan çeviren Sabri Gürses. Kitabın sonunda bu uzun erimli çalışmanın aşamalarını anlattığı bölümü merakla okudum. Şiir çevrilebilir mi? Bu öteden beri tartışmalı bir konu. Tüm dünya dillerini bilme olanağımız bulunmadığına göre, elbet birinin aktarımına gereksinim duyarız. Aksi halde başka dillerde yazılmış o lezzetli şiirlere ulaşma olanağımız yoktur. Kuşkusuz şairin özenle kurduğu dizeleri, aynı biçimde kimse taşıyamaz bize. Yine de bir ucundan sezdiren çevirmene şükran duymalıyız.

Şiir çevirisi üstüne uzunca okudum zamanında. Kuramsal yaklaşımları az çok biliyorum. Kimi büyük şairlerin şiirlerinin çeviriyle birlikte, hem anlam açısından hem de biçim açısından büyük hasar gördüğünü biliyorum. Öte yandan kimi çevirilerin şiirin özgün halini aşan bir tat bıraktığını da biliyorum. Bir şairin başka bir şair tarafından aktarılırken, en büyük sorun şairlerin kimliği kuşkusuz. Ben okurun deneyimini önemsiyorum. Doğrudan özgün dilinde şiire ulaşma olanağı bulunmasa bile, okur, eğer şiir okuma deneyimi varsa, iyi şiiri sezer. Kötü bir çevirmen elinde çırpınan dizeleri kavrar.

Rus edebiyatının en önemli eserlerinden birini çevirirken belli ilkeler koymaz lazım. Başta gelen ilke, yazarın/şairin söylemini çarpıtmamak ve çevirmen imzasını hissettirmemektir. Bu çeviride temel yaklaşım da bu. Okurken, kaç kişi bu kitapla ilgili, bu sorunlarla meşgul diye düşündüm.

XIII

Ama Lenski, elbette, niyeti

Olmadığı için evlenmeye,

Onegin’le hemen tanışmayı

İstiyordu samimiyetle,

Buluştular. Dalga ile taş,

Şiir ile nesir, buz ile alev

Bile bu kadar farklı değildir.

Önce farklı oldukları için

Birbirlerinden sıkılıverdiler;

Sonra hoşlandılar; sonra

Her gün atla gezmeye başlayıp

Kısa sürede ayrılmaz oldular.

Böyledir insanlar (haydi saklamayayım)

Aylaklıktan arkadaş olurlar.

4 Kıbrıs’a doğru yol alırken, uçakta bitirdim kitabı. İki tarafımda, önümde ve arkamda oturanlar beni ekrandan tanıdıkları için konuşmak istiyorlardı. Ben de içime kapanık okumak derdindeydim. Bir an onlara kabalık mı ediyorum, diye kuşkulandım. Kısaca söyleştik. İnsanların ilgisinden mahrum kalınca üzülüyoruz, unutulmak fikri sarsıyor kişiyi; bir yandan da, aşırı ilgili yaşamı daraltıyor, diye şikâyetçi oluyoruz. Dengeyi bulmak çok güç! Kıbrıs’la ilgili belleğim yaralı… Çok güzel birkaç gün belleğimde dipdiri… Sonrası?

Puşkin, Onegin’de kendini yazmış bir yanıyla. Dertlerini, kuşkularını, takıntılarını, öfkesini… Rusya olmuş her yanıyla. Belki halkı tarafından bunca sevilmesi, kahramanlaşması da bundan… Taşkın duygularla, güçlü sesleniyor Puşkin… Petersburg’a gittiğimde iyice anlamıştım gücünü şairin. Elimde kitap, indim uçaktan, tanıdık yüz aradım… Yok… Zaten olması da gerekmiyor… Anılar tanıdık simaları bir bir sergilemeye başladı… Kırık kalpli yaşamak güçtür… Zaman siler atar her şeyi… Silebilir mi?

Puşkin öyle bir kurgu yapmış ki, bir yandan güncel meselelerle süslemiş yapıtını ve yeri gelince kapışmaya girmiş. Yaşadığı gibi yazmış. Okura minnetle bakarken, eleştirmene haddini bildirmiş. Roman yayınlandıktan sonra gelecek tepkileri de öngörmüş. Tuhaf bir aşk öyküsü, kişiler iç içe geçmiş, zamanlar tutmamış… Bir düello ile kırılıyor öykü… İç hesaplaşmalar başlıyor… Ben Girne’deyim…

XLIX

Kim olursan ol, okurum,

Dostum, düşmanım, isterim seninle

Artık bir ahbap gibi vedalaşmayı

Affet. Ne için takıldıysan peşime

Eğer bulamadıysan özensiz dizelerde,

Başıbozuk hatıralarda,

Yoldan sapmalarda,

Canlı tablolarda ya da sivri sözlerde,

Ya da dilbilgisi hatalarında onu,

Tanrı yardımcın olsun, bu küçük kitapta

Eğlenceler için, dergi çekişmeleri için,

Gönül için, hayaller için

Bir kelime olsun bulabildiysen.

Burada ayrılıyoruz, affedersin!

5 İlk aşkımın yürek ağrısını çekerken, yine uyduruk bir iş için gelmiştim Kıbrıs’a. Gece kusacak kadar içmiş, Ustam Feridun’la daracık sokaklarda, eski Rum evleri arasında sabaha dek serseri gibi dolaşmıştık. Haykırıyordum, öfkeden bir boğa gibi saldırmak istiyordum sağa sola, kavga çıkarmak istiyordum. Genç insanın aşk acısı içinde kıvranması dehşetlidir. Terk edilmek mi, yoksa kavuşamamak mı ağırdır… Terk eden bir iktidarı kullanır. Üstelik aklın geride kalmıştır… Bilirsin… Bir yandan kurulan tezgâha öfke duyar insan, kadere isyan eder… Öte yandan karşısında samimiyetle dövüşecek kimse bulamamanın çaresizliğini duyar… Aşklar ve acıları dışarıdan bakan için hep aynıdır… Acı sahibi için hep biriciktir…

Lefkoşa, Girne hattında, birikmiş, aşılması güç anılar serili önüme. Zaman dar, bir gece kalınacak ve ardından dönüş. Hiç bu kadar çabuk dönmek istememiştim. Anılarım silinsin, unutayım istemiyorum. Gürültü içinde kaybolmak kötü… Otel diye sunulan, yapay yaşam merkezine ait değilim. Kumar oynamak için giyinip, süslenip aç bir arzuyla koşturanları görüyorum. Bu kalabalık tedirgin ediyor beni. Gece parıltılı bir sahne kuruluyor, sahici olmayan insanlar çıkıp geliyor bir yandan… Oysa Girne limanında uzunca yürümüştüm… Zaman belleği zayıflatıyor, duyguları neredeyse tamamen değiştiriyor…

“Yevgeni Onegin” Kıbrıs yolculuğuna denk geldi. Tam da bu zamanın iç dünyamıza etkisi üstüne ahkam kesecekken… Bir vakit, biri sizi sever ya da tersi; yüz vermezsiniz, hatta biraz alaycı ve aşağılayıcı davranırsınız… Dekor değişir, yıllar geçer, başka kişiler olarak karşılaştığınızda roller değişir… Bu kez peşine düştüğünüz kişi, sevdanızla başa çıkamayacak kadar etkisi altına girdiğiniz kimse, sizi umursamaz. Zaman denk gelmemiştir. Peki, o kişilere ayrı demek mümkün mü?

Bir romanda yazacağım: Yıllar önce sevgili olan iki kişinin, başka bağlamda karşılaşıp, hızla yatağa sürüklenmelerini ve başarısız sevişmeyi… Karşısındaki bedende eski sevgiliyi arayan kimse, kendi bedenini geçmişteki gibi sanmanın yanılgısı içindedir. Hüsranın kaynağı sevgili değildir, bizatihi kendisidir. Ayna gösterir bunu, iyi baksa…

6 Sabahattin Ali’nin Puşkin çevirmek istediğini öğreniyorum kitabın sonundaki notlardan. Almancadan çevirmeyi tasarlıyor. Bibliyoman olan Sabahattin Ali, ölüm yolculuğuna çıktığını bilmiyordu muhtemelen, cebinde “Yevgeni Onegin” varmış… İrkildim… Kitaplarla soluyan, yanında kitap bulundurmadığı zaman kendini güçsüz, çaresiz, çıplak hisseden kişileriz biz. Sabahattin Ali yurdundan kaçmak zorundayken demek Puşkin almış yanına. Garip bir umut bu! Açıktan yaşam belirtisi, diren. Biz bibliyomanlar için bir sonraki adım, farklı kitaba başlamaktır… Onunla geçecek zamanı tasarlarız. Bu da yaşam sevincidir. Ya ölüm? Sabahattin Ali, Puşkin’den üç yıl fazla yaşamış… Kim bilir ben daha kaç kitap okuyacağım?

Girne, Lefkoşa, Sabahattin Ali, Puşkin, İlk Aşk, Düello, silik anılar, sancı, öfke, meyhane, gece, afyon almış bedenler, casino, Yevgeni Onegin! Sabah erken kalkmak gerek. Konuşma yapacağım. İnsanların yüzlerine bakarak konuşma cesaretinden söz edeceğim. Karmaşık bir denklem bu! Cesaret isteyen bir tutum… Kıbrıs’tan bir an önce kurtulmak istiyorum. Sıcağa hiç tahammülüm yok… Bir arkadaşım aradı, biri şiirimi çalmış! Şiir hırsızlığı nedir yahu? Buldum çalanı. Benim dizeleri doğrudan almış, iğrenç bir metnin içine yerleştirmiş…

Puşkin;

XXLX

Aşka her yaşta boyun eğilir;

Ama genç, kızlık çağı kalbine

Yararlı gelir hücumları aşkın,

Tarlalardaki bahar fırtınaları gibi:

Tutkuların yağmurunda tazelenirler,

Ve yenilenir ve serpilirler-

Ve güçlü bir yaşam verir

Gözalıcı renkli tatlı bir meyve.

Ama ileri ve verimsiz bir yaşta,

Dönüşünde yıllarımızın,

Hüzünlüdür öldürücü tutkunun izi:

Soğuk sonbahar fırtınaları böyledir

Bataklığa döner çayır

Ve çırılçıplak olur orman.

7 Kendi yaşamının şiirini yazmak kolay değil. Şiire nerden baktığın, şiir olacak bir yaşama sahip olup olmadığın önemli kuşkusuz. Puşkin’in hayranlık uyandıran dik başlılığı, ancak bir şairden umulacak biçimde, belki safça ya da ahmakça ölüme doğru ilerlemesi üstüne ne söylenebilir ki? Uzun yaşamanın bir talih olduğu iddia edilebilir mi? Tutsak olarak yaşamak, çoğu zaman uzun bir ömür sürmenin sırrı… Kayda değer anlar, hatıra olmaya değer günler, ağırlıklı olarak gençlikle ilgili… Sanki çocukluğu, hadi ekleyeyim, gençliği yaşadıktan sonra; kalan günlerde, her ne kadarsa, hep o dönemi anımsayarak oyalanıyoruz…

Kim şiirle, şairle ilgili?…

Birazdan İstanbul’a döneceğim, şehrime… Bir daha Kıbrıs’a gelir miyim, Puşkin okur muyum, bilemem…

Defter kapandı sanki.