Düğüm noktalarını koparmak…
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

“Türkiye iç savaşa mı gidiyor?”
“İç savaşa mı sürükleniyoruz?”
“Adım adım iç savaşa gidiyoruz ...”
“Türkiye dehşetli bir iç savaşla karşı karşıya.”

Bu başlıklar, yaklaşık iki yıldır, önce küçük küçük dillendirilen ancak gün geçtikçe artan ve bugünlerde doruğa çıkan ‘iç savaş’ söylemlerine birkaç örnek. Daha çok muhaliflerden, liberaller de dahil sol, sosyalist kesimden gelen görüşler bunlar. İçlerinde Al-Monitor gibi gazeteler de var.

Savaş korkutucu… Son dönemlerde bilgisayar oyunları ile çokça haşır neşir olan, savaşı bir oyun olarak algılayan çocuklar ve gençler ile savaştan nemalanan bir avuç katil dışında herkes için savaş korkutucu. Hele hele iç savaş... Wikipedia’nın; “ İç savaşlar hemen her zaman iç savaşa giren ülkeye diğer ülkelerle yapılan savaşlardan daha fazla zarar vermiştir. Bunun en önemli nedeni, ülkenin kendi yapısının kendi içinde giriştiği bir mücadelenin diğer ülkelerle giriştiği mücadelelere nazaran tedavisinin çok daha zor olmasıdır.” Tanımlamasında olduğu gibi iç savaşın tedavisi uzun sürmekte ve yaraları çok daha zor kapanmakta.

Günümüz dünyasında, Afganistan, Pakistan, Libya, Nijerya, Sudan, Somali, Yemen, Irak ve Suriye gibi pek çok iç savaşın odak noktasında, ilk bakışta İslam bulunmakta.

Önce 1990’lı yılların başında ‘Medeniyetler Çatışması’ sonraları ‘Yeşil Kuşak Projesi’ ve daha sonra da ‘BOP’ projeleri İslam dünyasındaki iç savaşların kaynağı mıdır sorusu sorulmadı değil. Hâlâ bunun tartışması sürmekte. Aklın en az kullanıldığı coğrafyada mantar gibi biten iç savaşlarda hep emperyalizmin izleri aranması boşuna değil.

GELELİM TÜRKİYE'YE...

İçinde bulunduğu coğrafyadan ve emperyalizmle ilişkilerinden azade değerlendirilemeyecek olan ülkede yıllar yıllar boyu, iç savaş provalarından uzak yaşandığı söylenebilir mi?

Dersim’den, yetmişli yıllara en çok sözü edilen ‘iç savaş’tı. Otuz yıldır süregelen, bugünlerde ivme kazandırılmaya çalışılan, binlerce insanımızın öldüğü çatışmalar iç savaş değil de nedir?

Evet, bir süreliğine ‘Çözüm Süreci’ adı altında ateşkes yaşandı gibi görülse de hiçbir zaman ateşkes yaşanmadı aslında. Sadece olan biten, iç savaşın bir süreliğine topraklarımız dışına taşınmış olmasıydı. Suriye’de çatışanların büyük bir çoğunluğu- özellikle kuzeyde- bu ülkenin insanlarıydı. Yurdun çeşitli kesimlerinden Suriye’ye geçiş yapan, başta IŞİD olmak üzere çeşitli İslamcı örgütlere katılan İslamcı gençler ile yine bu topraklardan güneye inen Kürt ve sosyalist gençler. Kimi IŞİD, kimi PYD bayrakları altında birbirleriyle çatıştılar.

Zaman zaman ABD’de ve AB ülkelerinde bombalı eylemler yapsalar da tüm bu İslamcı çetelerin onlardan ve Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Türkiye vb. gibi taşeronlarından beslendikleri gerçeği hep ortadadır.

Geçen hafta, Birmingham’da en az 1370 yıllık Kuran bulundu. Söylendiğine göre bugünkü Kuran ile büyük benzerlik taşımaktaymış. Yani, Dünya değişse de Kuran yıllar içinde pek değişmemiş. Anlaşılan o ki dünyaya yaklaşık 1400 yıl geriden bakan bir yığın genci İslamcı çeteler çok kolay bünyelerine katabilmekteler. Dolayısıyla bu gençlerin kendilerini ve içinde bulundukları örgütlerin, emperyalizm ve taşeronlarıyla ilişkilerini sorgulamaları beklenemez.
Bu insanları, peşine düştüklerinin ne yolsuzluklarına ne de katil olduklarına ikna edebilirsiniz.

Mesele dönüp dolaşıp bu zulüm networkünün düğüm noktalarını koparmaktan geçmektedir. Çözüm, emperyalizm ve AKP gibi taşeronlarına karşı verilecek mücadeleden geçmektedir.

Yoksa, bu iç savaş ila- nihai sürer gider.