Düğün alayında, cenaze marşı!
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

Türkiye güzeller güzeli bir döneme girdi.

Hayır! Sadece güzel demek yetmez, güzellikler ötesinin de ötesine geçti.

Ülke bütün problemlerinden bir anda kurtulmanın eşiğine geldi.

Şimdiye kadar hiç kimsenin akına gelmeyen, gelip de “yok artık o kadar da olmaz canım” diye geriye çevrilen, arşive kaldırılan, “kenarda dursun ama katiyen uygulanmasın” denilen bütün çılgınlıkların üzerinden tek adımda atlanıp geçildi. Düşünsenize Kürtler olmazsa, “Kürt Sorunu” diye bir şey olabilir mi?

Kasım ayı Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hayata gözlerini kapadığı aydır. Eh biz de bu 2016 Kasımı’nı Cumhuriyetin hayata veda ettiği bir ay olarak tarihe yazdırsak ne çıkar ki?

Diye düşünülmüş olacak ki, adını Cumhuriyet’ten alan gazeteden başlandı. Bu iş tepki çeker falan gibi kaygılar için daha fazla tepki çekecek bir operasyon gündeme sokuldu. Ve Cumhuriyet şimdilik bir kenarda dursun kıvamına getirilip bırakıldı.
Diyarbakır’a dönüldü.

Türkiye’nin seçmen nazarında 3. partisi konumunda bulunan Halkların Demokratik Partisi Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ile birlikte 13 milletvekili gözaltına alındı.

Vatandaşların huzurunun bozulmaması için internet kesintileri, sosyal medya engelleri anında devreye sokuldu.

Şimdi bu haberleri öğrenip de ne yapacak vatandaşlar?

‘Aaa demokraside böyle şeyler olur mu?’ tarzında tuhaf sorulara yönelerek mutsuzluklar içine yuvarlanabilirlerdi.

Neredeyse eşzamanlı bir de bomba patlatıldı, Diyarbakır’da… Allah’tan hemen yayın yasağı getirildi de, vatandaşlar vatanlarında ne olup bittiğini öğrenmek zahmetine girmekten kurtarıldılar.

Eğer gözaltılar da biraz geç kalınsaydı, önce bombalar patlayacak, arkasından gözaltılar ve tutuklamalar yapılacaktı. Ki, bu Başbakan Birali Yıldırım, pardon BinAli Yıldırım’ın sükunet arz eden açıklamasına halel getirecekti.

Başbakan ne dedi?

-Onlar önce taraftarlarının patlattıkları bombaları kınasınlar!

Eğer bu bombalar patlamasaydı, başbakan kimin kınanması gerektiğini nasıl bulup da gözaltına alınan Türkiye’nin 3. partisinin yöneticilerine tavsiye edecekti?

Türkiye son derece güzel bir yere doğru gidiyor.

Huzur ülkesi olacağız. Az kaldı. Hiç kimsenin hiçbir şeyden haberi olmayacağı, sadece mutlu üstün sürekli başarıların sarmalında büyük baş döndürücü bir hızla dönen kendinden geçmiş toplumun bireyleri olarak hiçbir şey düşünmeyeceğiz.
O, bizim için her şeyin en iyisini düşünüp medya aracılığıyla bize bildirecek:

-Sevgili milletim hadi yine iyisiniz!

-He valla!

Basit bir bağımsızlık savaşını çılgınlık olarak lanse edip “Şu çılgın Türkler” diye böbürlenenlerin “çılgınlık” neymiş görecekleri şahane bir dönemin kapıları açıldı artık.

Hep birlikte çıldıracağız!

Şimdiye kadar bilip öğrendiğimiz bütün ölçüler, örf ve adetler, geleneklerin hepsi geride kaldı. Değişimin içinde yuvarlanarak yükseliyoruz. Bu hızla dünyanın da dışına çıkabiliriz.

Hiç önemli değil.

Türkiye tarihinin en güzel günlerine geldik. Kıtalar köprülerle ve tünellerle birleşiyor. Kanallarla ayrılıyor. Böylesi büyük gelişmelerin olduğu dönemlerde demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet gibi ayrıntıların lafı edilebilir mi?

Çıldırdık ulan, çıldırdık!

Biz ne diyoruz, siz nerelerde geziniyorsunuz?

Dünyanın ağzı bir karış açık vaziyette bizi izliyor.

Bari susun ve oturun. El atmıyorsunuz hiç olmazsa engel olmayın.

Harika bir ülkenin içindeyiz.

Bizim içinde bulduğumuz durumu en güzel Metin Üstündağ yeni çıkan “Bir Delinin Mal Beyanı” adlı şiir kitabındaki “Dole” adlı dizelerinde anlatıyor:

“varlığımız lüks sayıldı hayatta
artık olsak da bir olmasak da
düğün alayındayız ama
cenaze marşı çalıyor fonda!”