Dün bugün ve yarın arasında​
23.10.2016 09:50 BİRGÜN PAZAR

ZEYNEP ALTIOK AKATLI
CHP Genel Başkan Yardımcısı, İzmir Milletvekili

Kaynaşır birbirine gün olur zamanlar;
Geçmiş, gelecek birleşir
tek kesitte.
Sanki ilk kez yaşarız
yaşanmışı dünlerde
Ya da başlar ansızın
ta ilerde olacak.*

15 Temmuz 2016 günü, tarih​t​e kara bir leke olarak yerini aldı.

Ancak bugün karanlık ve kötülük arasında bir yerde şimdilik bir ​girdap olarak karşımızda​ duruyor.

Gazeteler, televizyonlar, tüm medya darbe girişimi ve OHAL'e kilitlendi. Başka hiçbir şey konuşmuyor, görmüyoruz.

Oysa bugün bu karanlığı yaşamamızın temel sebeplerinden biri geçmiş ile geleceğin bağını kurma yetersizliğimiz.

Sadece günü yaşayan, günü kurtarmaya çalışan bir belleksizlik ve umarsızlıkla bilgiyi de cehaletten, toplumu korkuyla yeniden inşa etmek isteyen tek aklın sözcülerinden, maşalarından, yandaşlarından alıyoruz. Geçmişi, tarihi -kendi bilerek ya da bilmeyerek- eğip bükerek toplumu geçmişinden koparmak için kalın bir sis perdesi ile tüm gerçekleri örten sisteme hapsolmuş gibiyiz.

Darbe girişimi ile birlikte düne dair ne varsa rafa kalkıyor. Kimse taze acıları, sorunları bile konuşmuyor. ​Sokağa çıkma yasakları nedeniyle evinden barkından edilen insanların kara kış arifesinde ne yapacağını, ​evi işaretlenen Alevi yurttaşları, Alevi köylerinin dibine yerleştirilen cihatçı çete yuvası mülteci kamplarını, ülkemize sığınan Suriyeli mültecilerin haklarını, ​çocuk ölümlerini, tecavüzleri, çatışma hattında ölen çocuklar için adaleti, hukuku yok sayarak göz göre göre geleceğimizi çalmak isteyen iktidarın doğa talanını, şort giydiği için tekme tokat dövülen Ayşegül Terzi’yi bile konuşmuyor, hatırlamıyor Türkiye… Bugün olanları bugün konuşmak da faydasız zira düne ve yarına bağı olmayan çözümsüzlük içinde her​ ​şey yok olmaya mahkûm.

Tek adamın tek akılla yönetmek istediği ülke tek konuya hapsolup kalıyor. Lastik gibi sünüyor. Yanıt bekleyen onlarca soruyu içine alarak yok ediyor. Adalet bekleyen binlerce haksızlığı, çözüm bekleyen sorunları, acıları ve belki de en ağırı büyük bir ataleti yaygınlaştırıyor.

“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim" diyordu ya Nâzım; korku, baskı ve şiddetle ümidimizi kuşatarak umarsız bir razı oluşu örgütleyenlere karşı tek çözüm bugünü kavrayarak direnmek, örgütlü bir mücadeleyi birlikte sürdürmekle mümkün. Hatırlamak bugünü kavramak için şart.

O halde gelin hafızamızı zorlayalım biraz;

Bugün 15 Temmuz Darbe Girişimi'ni Araştırma Komisyonu’nda “sol örgütler bizim sandığımızın tersine zararsız, eline bıçak almamış insanlar çıktı” diyen Mehmet Ağar’ın komisyona anlattıklarını geçmişten bağımsız mı dinleyeceğiz? Onun sözlerine neden ve hangi gerekçe ile itibar edeceğiz? Mehmet Ağar’ın 80 Darbesi sonrası sayısız insanın kaybından, ölümünden sorumlu olduğu ve bu nedenle herhangi bir bedel ödemediği koşulda, kaybedilen insanların, Bahçelievler Katliamı’nda öldürülen 7 TİP’li gencin diyeti orada dururken milletvekili ve bakan olması mı onu 15 Temmuz Darbe Girişimi'ni aydınlatmak için itibar edilecek noktaya getirmiştir? Onun bildikleri düne ışık tutacak ve adalet getirmek için bir başlangıç yapılacak mıdır? Yoksa sadece bugün ve 15 Temmuz için mi bilgi, belge, kanıt olacaktır? Yaşayıp göreceğiz sanırım. Dün, bugün ve yarın arasında bir komisyon var önümüzde!

dun-bugun-ve-yarin-arasinda-199778-1.

Mehmet Ağar’ın anlatacaklarını dönemin yaşanmışlıkları ile bugün arasındaki temel benzeşmeleri görmezden gelerek dinleyip yorumlamak mümkün olabilir mi? Namuslu ve gerçeklerin peşinde koşan Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul’u, aydınlanma hareketinin öncüsü Zeki Tekiner, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi devrimci ve aydın milletvekillerini, bakanları öldüren zihniyetin; Mehmet Ağar’ı, kendisi gibi Gazi Katliamı başta olmak üzere nice karanlıkta sorumluluğu olan Necdet Menzir’i, Hayri Kozakçıoğlu’nu, Sivas Katliamı’nın baş şüphelilerden Temel Karamollaoğlu’nu milletvekili ve bakanlıkla ödüllendirdiğini hatırlamazsak bugünü nasıl sağlıklı yorumlayabiliriz? Devletin derinliğini ideolojik dönüşüm için kullanan iktidarın geçmişte Abdullah Çatlı gibi mafya liderleri ile yakın ilişkisinin, bugün “Kanlarınızda duş alacağız” cümleleriyle Tayyip Erdoğan’a bağlılık bildiren Sedat Peker gibilerle sürdürülüşü bizim gibi gerçeklerin karartıldığı, sistemli şekilde unutturulmaya çalışıldığı toplumlarda elbette dikkat çekmeyen ayrıntılar olarak kalmaya mahkûm. Bunca faili meçhul, tamamı karanlıkta bırakılmış cinayet ve katliamın daima devletten güç alan yapılarca işlendiği ve tamamının aydınlanma devriminin öncüsü, Cumhuriyet rejiminin yetiştirdiği toplum önderlerini hedef alışı da bir tesadüf değil elbet. Bu zihniyetin on yıllardır sağ iktidarlar tarafından beslendiği, kaosla güçlendiği ve darbelerle yasallaştırıldığı süreç, bugün önümüze bir tek adam diktasını getirdi. Önceleri rant ve erk odaklı statükocu gerici girişimlerin özellikle siyasal İslam'ın güçlendirilmesiyle boyut atlayarak uzun yıllardır sorunlu olan demokrasimizi ve Cumhuriyet’imizi geri dönülmesi zor bir yola sürüklediğini unutmadan geçmişin öğrettiklerini iyi kavramalı ve geleceğimizi yeniden kurmalıyız.

Unutan, düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden bir toplumun her şeyi bilen tek lideri olmak için en başta eğitim ve kültürün yok edilmesi gerektiğini kavramış olan Erdoğan’ın son adımı; hukuku, parlamenter sistemi, demokrasiyi ​yok etmek üzere ​ kendisinin atadığı kuklalar​la şekillendirdiği tek adam rejimi için dayattığı başkanlıktır. Rektöründen, HSYK’sine ömrünü mesleğine vakfetmiş insanların kendi yönetimlerini seçtiği düzen yerine, her şeyi kendi atanmışlarına bırakışın açıklaması da net ve basit: Onlar bilemezler.

Dün ve bugün bağını kurmuşken müthiş bir ironi de Erdoğan’ın darbe anayasası ile hesaplaşmak vaadi ile çıktığı yolda, başta İlhan Erdost gibi ilerici, devrimci aydınlarımızın katilleri olan ​80 Darbesi işkencecilerinin davalarının zaman aşımına uğratıldığı günlerde darbe mağduru ​(!) ​olmasıdır.​ O Erdoğan yüzleşme ve adalet için Dersim Katliamı’nı bile siyasi şov malzemesi olarak kullanmış, ölmüşlerimizin bedenlerini çiğneyerek Dersim’den Sivas’a, Maraş’tan Roboski’ye, Gezi’ye tüm acıların adaletsizliğinden beslenmiştir. Sanki 14 yıldır blok şekilde iktidarda olan ve bir adım atmamış olan kendisi değilmiş gibi daimi mağdur edebiyatı ile bugünü şekillendirdiğinde hatırlayıp hesap soracak olan yok nasılsa. Onun “ileri demokrasi”si ve yüzleşme anlayışı Evren ve Şahinkaya’nın göstermelik yargılanışı ile faili meçhul siyasi cinayetlerin, kayıpların adaleti için Meclis'te kurulması teklif edilen komisyonu tam 27 kez salt AKP oylarıyla reddeden, ama o kayıpların katillerini dinleyerek kendisine yönelik bir darbe fırsatçılığı üzerinden kuracağı yeni rejime kan verecek, zemin yaratacak Darbe Girişimi'ni Araştırma Komisyonu incelemeleri arasında bir yerde beklemede. Dün ve bugünden yarına nasıl bağlanacağımız ise, vicdan ve akıl üzerinden hâlâ sorgulayan, düşünen ve bunca baskıya rağmen hâlâ ifade etmekten korkmayarak direnen​lere emanet.

sana bu pembe bulutları göstermek istiyorum gecede.
Ama görmüyorsun. gece olmuş -insan neyi görebilir ki?
artık senin gözlerinle görmekten öte bir seçeneğim yok,
diyor,
demek ki yalnız değilim, yalnız değilsin. gerçekten de
bir şey yok sana gösterdiğim yerde.
sadece bir araya gelmiş yıldızlar, yorgun,
bir kır eğlencesinden kamyonla dönen insanlar gibi,
hayal kırıklığına uğramış, aç, hiç biri türkü söylemeyen,
terli avuçlarında ezik yaban çiçekleri.
ama ben direteceğim, diyor, görmekte ve sana göstermekte
çünkü sen görmezsen, sanki ben de görmemiş olacağım-
hiç değilse senin gözlerinle görmemekte direteceğim-
ve belki bir gün buluşacağız başka yönlerden gelip.**​

Evet bir gün buluşacağız
başka yönlerden gelip.

* B​ehçet Necatigil / Zaman Kayması​

** Ritsos / Belki Bir Gün​