Dün dünde kaldı!..
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 10 Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler'de kabulünün üzerinden 64 yıl geçmiş,
Türkiye de “ileri demokrasiyi” kurduğunu iddia eden bir hükümetin de 10. yılı dolmuş.
Acaba dünya ve Türkiye’de yaşayanlar, insanın doğumuyla elde ettiği eşit hak ve özgürlüklerine ne kadar sahip olabilmişler?
Soru kolay!.. Ama yanıtı zor!..
****
İnsan haklarını ihlal eden iki büyük güç var: Biri devlet diğeri piyasa.
Bu iki baskı aygıtının insanların hak, özgürlük ve eşitlik taleplerine olan tasallutlarını, ihlallerini yok edebilsek, onların yol verdiği kişi ve kurumların baskılarını  da durdurabiliriz!..
 
****
Demokrasiyi özümsemeyen, demokratik devleti kuramayan ülkeler, yasama organlarının, hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasaları çıkarmasını önemsemezler.
Yargının, tarafsız ve bağımsız olmamasını sakıncalı bulmazlar. Yürütmenin, insan ve toplum haklarını gasp etmesine, yönetimlerinde “insana saygı” olmamasına ses çıkarmazlar.
****
Hal böyle olunca, güvenlik, devletin ali menfaati, devlet sırrı gibi gerekçelerle hak ve özgürlük ihlalleri had safhaya çıkar.
Devletin yurttaşına güvenmeyen yapısı, insan eşitliğinin önünde en büyük engeldir. Bu engel giderek siyasi rantı elinden kaçırmak istemeyen politikacılara devletin faşistleşmesine imkân verir.
Bir kez hak ellerinden alınınca, bir daha verilmesi söz konusu yapılmaz. Ta ki halk, hakkı, özgürlüğü ve eşitliği için mücadele vermeye karar versin!..
**** 
İnsan haklarını gasp eden ülkelerde piyasa, acımasızca insanın üzerine çullanır!..
İşbirlikçisi siyaset ile piyasa, insanı sömürmeye devam eder.
Orada; emek, yaşama hakkı, örgütlenme, bilgi edinme, hak arama, sağlık, eğitim gibi temel haklar cılızlaştırılmış, hatta yok denecek kadar azaltılmıştır.
Sermayenin insan üzerindeki baskısı devlet güçleriyle daha da belirginleşmiştir.
****
Böyle bir durum, Türkiye'de 10 yıldır sürüyor.
Acımasız bir piyasa ekonomisi var edildi.
Tüketici olmaya zorlanan bir toplum yaratılıyor. İnsan olmanın getirdiği hakların kaybedilmesi, ucuz emeğin ve sömürü düzenin kurulmasını sağlıyor. Egemenlik mülkiyetinin halkın elinden alınması, tüm insan haklarının da piyasa ve devletin insafına bırakılmasına neden oluyor.
****
Türkiye ile ilgili birkaç bilgi verelim.
İnsan Hakları Derneğinin 2011 verilerine göre 'Dur' ihtarına uymadığı için 57 kişi başta olmak üzere, köy korucuları ve sınır bölgelerindeki güvenlik güçleri tarafından öldürülen 76 kişi olduğu, faili meçhul cinayetlerin sayısının 46, resmi hata sonucu ölen 31 kişinin bulunduğunu öğreniyoruz.
Bir yılda kuşkulu ölümlerin sayısının 336'ya ulaştığını görüyoruz.
****
Kötü muamele gören 3252, gözaltına alınan 12685, tutuklanan ise 2922 kişi olduğu bu bilgiler arasında. 6054 internet sitesi engellenmiş, 26 büyük etkinliğe izin verilmemiş.
 ****
Daha vahim bir bilgiyi paylaşmak isterim. Bu bilgiler de TÜİK’den!
4 kişilik ailenin açlık sınırının 1061 TL, yoksulluk sınırının da 3354 TL olduğu açıklandı.
Bu durumda “Asgari ücretle“ bir insanın yaşaması mümkün değil. Günlük 13 dolar kazanarak ayda 402 dolar alan bir asgari ücretli, sağlık ve beslenmeye günlük 20 dolar,
barınma ve ısınmaya günlük 16 dolar harcamak zorunda kalıyor.
Günlük 13 dolar kazancına karşın, 36 dolar yemek ve konut harcaması yapıyor.
Yani baştan perişan!..
Giyim, ulaşım buna eklenince insanlar, “aç biilaç” dolaşmak zorunda kalıyor.
****
Denilebilir ki; aç dolaşan insan haklarını nasıl savunur?
Tüm mesele de bu ya!..
Aç ve cahil bırakılan toplum kolay yönetilir!.. Hak, özgürlük ve eşitlik kavramlarını unutulur gider!.. İnsana musallat olmuş bu kötü siyasi anlayış, insan haklarını yok saymaya devam eder!
Tıpkı şimdiki gibi…
Dün bunları düşündüm…
Gerisini seneye düşünürüm!