Dünün tarihi: 14 Mayıs’ın ettikleri…
Murat Meriç Murat Meriç

14 Mayıs 1950, kimilerine göre demokrasi bayramı Tek parti iktidarının “yıkıldığı”, Türkiye’de, çok partili rejime geçildiği tarih. Vikipedya’ya sorarsanız, “27 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı son buldu. Demokrat Parti yüzde 53 oyla tek başına iktidara geldi.»

Adnan Menderes’in Demokrat Parti’si, başta özgürlükçü görünse de sonrasında yaptığı hamlelerle milleti canından bezdirdi. Tıpkı şu anda yaşadığımız şey gibi: Memleketi böldü, her yeri asfalta boğdu, kendini sevmeyenleri ayırdı ve sevenlerine hizmet etti. Durum, başta sevinçle karşılanmıştı. Aydın Menderes, “Babam ve Ben” adlı kitabında (Ufuk Yayınları, 2012), iktidarın ilk defa “kansız, kavgasız ve darbesiz bir şekilde” el değiştirdiğini yazıyor. Kitabın alt başlığı, “Bir Çocuğun İktidarla ve Darbeyle Yüzleştiği Anlar”. Menderes, kitabında, o dönemde duyduğu cümleler arasında sürekli tekrarlanan birinin altını çiziyor: “Bu memlekette demokrasi var.”

Adnan Menderes, Serbest Cumhuriyet Fırkası Aydın teşkilatının kurucusu olarak siyasete atıldığında, Türkiye’yi bu kadar etkileyeceğini, tarihin akışını değiştireceğini bilmiyordu belki. 1931 yılında, CHP Aydın milletvekili olarak meclise girdi. 12 Haziran 1945’te, Celâl Bayar, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü ile birlikte meclise bir önerge verdi. “Dörtlü Takrir” olarak anılan bu önergede çok partili sisteme geçilmesi, seçimlerin serbest yapılması gibi mevzular yer alıyordu. Milletvekilleri bu önerge sonrası CHP’den ihraç edildi ve 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kurdu. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimler, DP’nin mutlak iktidarıyla sonuçlandı. 22 Mayıs’ta ilk hükümetini kuran Adan Menderes, 1960’a kadar beş ayrı hükümetle memleketi idare etti. 27 Mayıs 1960’ta yapılan darbeyle koltuğundan indirilen Menderes hakkında Yüksek Adalet Divanı’nca idam kararı verildi. İnfaz, 17 Eylül 1961’de, iki arkadaşı (Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan) ile birlikte asılmak suretiyle gerçekleştirildi.

Menderes’in idamı sonrasında, adını taşıyan her şey yasaklandı. Ardından yapılan şarkılar, aynı adlı ırmağın akışını anlatır. Fevzi Üreten’in plağı, bunlara örnek: “Şahlandı kıratım hırçındır huyu / Şaşkına yol vermez Menderes suyu / Gafilin önüne eşmişler kuyu / Kötü nazar kuruttu seni Menderes // Billur suyun can verirdi bu yurda / Geçit vermez idin tilkiye kurda / Suyun kesenlerin olmuş hep hurda / Çok göller arattı seni Menderes.” Kırıkkaleli Nuh Akgün’ün “Menderes’in Ağıtı” adlı plağında da aynı durumla karşılaşıyoruz: “Aydın ilinden de akar bir ırmak / Gönül arzu ediyor cemalin görmek / Yavaş yavaş akıp menzile varmak / Çağlayıp akan suyun Menderes...” Bütün bu plaklar arasında en “hisli” olan, Semra Atılay’ın Almanya’da da yayımlanan ve çok satan “Menderes”i: “Yine coşmuş akıyorsun / Gönülleri yakıyorsun / Üzgün gibi küskün gibi / Söyle kime bakıyorsun / Ah Menderes, güzel Menderes, aziz Menderes...”

dunun-tarihi-14-mayis-in-ettikleri-137780-1.

Demokrat Parti’nin icraat tarihi, Türkçe ezanın kaldırılmasıyla başlıyor. 30 Ocak 1932’de, bir Ramazan günü ikindi vakti Fatih Camii’nde Hafız Rıfat Bey tarafından okunan ezan, ilk Türkçe uyarlama: “Tanrı uludur / Şüphesiz bilirim, bildiririm / Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim, bildiririm / Tanrı’nın elçisidir Muhammed / Haydin namaza / Haydin felaha / Tanrı uludur / Tanrı’dan başka yoktur tapacak...” Sabah ezanında bu sözlere “Namaz uykudan hayırlıdır,” cümlesi de ekleniyor. Türkçe ezanın halka arz edildiği tarih, 3 Şubat 1932. Kadir Gecesi’ne denk gelen bu tarihte, Ayasofya’da okunan bi ilk Türkçe ezan, radyo aracılığıyla bütün ülkeye dinletilmişti. 18 Temmuz 1932 tarihli genelge, durumu sabitledi ve ezanın Arapça okunması hâlinde kati surette cezai yaptırım getirildi. Demokrat Parti iktidara gelince, 17 Haziran 1950’de yayımlanan bir genelge ile, müftülüklere, ezanın istenirse Arapça okunabileceği tebliğ edildi. Ezan, bir daha hiç Türkçe okunmadı. Bugün ezanın Türkçeleştirilmesini “zulüm” olarak nitelendiren iktidar, Demokrat Parti ve Adnan Menderes’i sahipleniyor ve Turgut Özal ile birlikte onu “halkın adamları” arasına koyuyor, yanına da Recep Tayyip Erdoğan’ı koyuyor. Yakınlarından geçen bir diğer lider, Süleyman Demirel ise talihsiz…

Demirel, Adalet Partisi’ni şahlandıran genel başkan. Parti, 1961’de Ragıp Gümüşpala ve arkadaşları tarafından kuruldu, aynı yıl seçimlere katıldı ve Cumhuriyet Halk Partisi ile İsmet İnönü liderliğinde bir koalisyon kurdu. 27 Mayıs sonrası ilk seçimlerde kazanılan bu başarı, gözlerin bu partiye çevrilmesine sebep oldu. Kısa süre sonra, Gümüşpala’nın ölümü üzerine, başkanlık koltuğuna genç bir politikacı olan Süleyman Demirel oturdu.

Demirel, 1965’te katıldığı ilk seçimde tek başına iktidara geldi. 12 Mart muhtırasına kadar üç hükümet kurdu. Muhtıra sonrasında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını “yürekten” destekledi. Sonrasında cumhurbaşkanlığına kadar yükselen Demirel için çok şarkı yapıldı ama ilk iktidarı sırasında yapılan Aytaç Altıntaç imzalı plağın yeri ayrı. Altıntaç, onun hikâyesini coşkuyla anlatıyor: “Köyden geldi şehire / Buldu kendini kürsüde / Hikâyesi örnektir / Bizim gibi gençlere // Demirel Demirel / Sen çok yaşa Demirel / Halkın seni çok sever...” Nakaratta karşımıza çıkan şu sözler, nasıl da tanıdık: “Demirel Demirel / Her gün yeni bir temel / Elin değdiği her yerde / Yükselir abideler...”

Demokrat Parti efsanesini devam ettirmek üzere yola çıkan Süleyman Demirel ve arkadaşları, 1973 seçimleri öncesinde bir karşı hamleye maruz kaldı. Ferruh Bozbeyli ve muhalifler, 1970 yılında Adalet Partisi’nden ayrılarak Demokratik Parti’yi kurdu ve seçim öncesinde yayımlanan bir plak aracılığıyla, Demirel ve arkadaşlarına savaş ilan etti. Bir yüzünde “Demirkırat Efsanesi”, diğer yüzünde “Demirkırat Türküsü”nün yer aldığı bu plakta, Demokrat Parti’nin mirasçısının Demirel olmadığı söyleniyordu. Küçük bir ayrıntı: Demokratik Parti’nin kurucuları arasında, Adnan Menderes’in iki oğlu, Yüksel ve Mutlu Menderes de vardı.

Tarih bağlantısıyla bambaşka bir mevzuya geçeyim ve Menderes’in iktidara gelmesinin 26. yıldönümünde, İstanbul’da yaşanan bir buluşmayı anayım… 14 Mayıs 1976’da (şimdi Lütfi Kırdar Kongre Merkezi adını alan) Spor ve Sergi Sarayı’nda Türkiye İşçi Partisi tarafından düzenlenen gecede şarkılar ve türküler hep birlikte söylendi. Bu gecenin kaydı, plak olarak da yayımlandı. Gece, Şili’deki darbeye dikkat çekmek için düzenlenmişti. Tarihi eşeleyeyim ve şu bilgiyi buraya bırakayım: 11 Eylül 1973, General Augusto Pinochet’nin, Amerika’nın da desteğiyle, Şili’nin seçilmiş başkanı Salvador Allende’yi devirdiği tarih. Şili, bu tarihten sonra, 17 yıl boyunca bir dikta rejimiyle yönetildi. Inti Illimani’den Quilapayun’a pek çok topluluk dünyada Şili’nin sesi oldu, darbeyi ve zulümleri duyurdu. “Venceremos”tan “El Pueblo Junido Jamas Sera Vencido”ya pek çok simge şarkı, bu dönemin ürünü. Şilili ozanlar Isabel ve Angel Parra ile Patricio Castillo, darbeyi anlatmak için dünyayı dolaştılar, bu arada İstanbul’a da uğradılar.

İlerleyen yıllarda bu farkındalık faaliyeti işe yaradı ve Şili’de darbe yapan Pinochet yargılandı. Türkiye’de hiçbir şey olmadı oysa: 12 Eylül’ü yapanlar, yargılanmadan öldü. Menderes, yargılananlardandı. “Yargı” aşamasında yaşadıkları ve alınan karar, hazindi. Yine de bir liderin yargılanabileceğini gördük. Darısı, halka zulmeden tüm liderlerin başına!

1977 tarihli bir Melike Demirağ – Şanar Yurdatapan şarkısıyla yazıyı bitireyim… Sanki bugün için yazılmış gibi: “Yarın kan dökenlerin değil / Alınteri dökenlerindir / Yarın ocak yıkanların değil / Fidan diken ellerindir // Bugün bir lokmayı çok gördüğün / Unutmaz ızdırabını / Bugün ezip soyup sömürdüğün / Yarın sorar hesabını // Yarın, bizimdir bizim / Dün senin, bugün senin / Yarın bizimdir bizim…”