‘Dünya Derbisi’nden(!) mütevazı ‘El Clasico’ya yolculuk
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Geçen yaz Hırvatistan’daki bir organizasyona katılmak için Zagrep Havaalanı’na indiğimizde, yaşadığım rahatlık beni rahatsız etmişti!

Havaalanında valizimi alıp dışarı çıktıktan sonra, yeniden içeri girmek için kapıya yöneldiğimde ne polis, ne de kontrol vardı. O kadar büyük tereddüt yaşadım ki; suçluluk duygusu içinde polis ve kontrol memurlarını aradım.

Bu bize öğretilen çaresizliklerimizin şartlı reflekse dönüşmesinden başka bir şey değildi. Özgürlüğün anlamı kaybedildiği zaman, nasıl robota dönüştüğümüzün farkına varamıyoruz. Alışkanlık dürtüleri bizi feodal zihniyetimizdeki kodlara yöneltip, biat ve sadakat zincirine nasıl körü körüne bağlandığımızı net ortaya koyan bir örneği yaşadım.

İşte bize öğretilen çaresizliklerden biri de ‘Dünya derbisi’ diye yutturulmaya çalışılan Fenerbahçe-Galatasaray maçları. Tıpkı Türkiye’de oynanan futbolun doğru ve üst düzey olduğuna inandırıldığımız gibi.

O feodal genetik kodlar, çaresizleştirilmiş kitleleri en iyi kim kandırabiliyorsa ve en kaliteli yalanı kim söylüyorsa ona inanılması üzerine kurgulanmıştır. Siyasette de öyle değil mi? Bu artık bir yaşam şekli haline gelmiştir.

Kulüplerin harcadıkları paralara bakın, borçlara bakın ve başarılara bakın ve açıklamalara bakın.

Galatasaray Fenerbahçe’yi yenseydi ne değişecekti? Koca bir hiç… Ortada sadece çaresizliklerinin yansımasını yaşayan ve yalnızlığın pençesinden kurtulmayı ve yalnız yaşamın nedenlerinden ziyade, sonuçlarından kurtulmak için kendine kalabalık gruplar içinde yer arayan kitlelerin, kendilerini ifade edebilecekleri fırsatı yaratmaktan başka bir şeye yaramayan galibiyetler.

Kulüp başkanlarına bakıyorsunuz, geçerli olan sistem içinde kalmak için, her türlü spor dışı, özellikle siyasi ilişkileri kullanmaya can atan kişiler ve bundan kişisel öncelikle beraber ‘rant’ sağlamaya çalışan yönetim mekanizmaları.

TFF’ye bakın, aynı, en son Başakşehir’li futbolculara verilen cezalar… Bunun izahı olabilir mi?

Antrenörlere bakıyorsunuz; kişisel donanımları son derece kısıtlı olmakla beraber, oyun kurgularına ait istikrarı ve sürdürebilir başarıyı sağlayacak evrensel metotları içeren hiçbir prensiplere sahip değiller. Bununla beraber, özellikle başkanların ve yönetimin yaptıkları anormal bütçeli, fakat kalitesi önemsiz transferlere hiçbir şekilde itiraz etmemelerinin karşılığı, sadece ranta hizmet ve sürdürülebilir başarısızlık olmaktadır.

Her şey yalan kurgusu üzerine oturtulmuş.

En iyi örnek Mitroviç ve Beşiktaş.

Bu transfer başta sona sorunlu ve sıkıntılı bir transfer ki, bunun bedelini Beşiktaş ve Şenol Güneş UEFA’da başarısızlıkla ödedi. Bir daha Beşiktaş böyle bir fırsat yakalaya bilir mi? Sanmıyorum… Zamanında Güneş bu transfere itiraz edip, gerçekten gerekli olan kalitede bir stoper aldırsaydı ve başkana boyun eğmeseydi sonuç böyle olmazdı.

Sonra karşımıza Real Madrid Barcelona maçı çıkıyor. Kendimizle yüzleşmemiz için tokat gibi ekranda beliriyor.

Çıt yok…

Herkes utancından koltuğun içinde kaybolacak şekilde saklanmaya çalışarak maçı seyrediyor.

Tıpkı Arda Turan’ın yedek kulübesindeki hali gibi…

O da bizim içimizden biri, öyle “100 yılda bir geldim” demesi, bir şey ifade etmiyor. Çünkü kalite çeneyle değil, yetenekleri saha içinde takım kurgusu içerisinde ve sadakatle uygulandığı zaman özel bir anlam kazanır. Aksi taktirde, Eyüp Stadı’ndaki yedek kulübesiyle Bernabéu yedek kulübesinin bir farkı kalmaz.

Zihniyet değişmediği sürece, Mars’ta da bir takıma gitseniz hiçbir şey değişmez. Tutum ve davranışlar hep futbol dışı etkilerin altında, yöresel davranış formatın egemenliğinde olduğundan, Eyüp ya da Bayrampaşa ne ise Mars’ta aynı olur.

Oynadığı iki ‘El Clasico’ maçında da kötü oyununun etkisiyle Barcelona kaybetmişti. Ve oynamadığı son ‘El Clasico’yu Barcelona’nın kazanması gerçekten dünya yıldızı kavramının içinin nasıl dolu olması gerektiğinin çok iyi örneğini ortaya koymaktadır.

İşte Messi…

Ve TV’de yorumlar…

Bir Allah’ın kulu da çıkıp “El Clasico” ile “Dünya Derbisi”ni kıyaslayamadı? Çünkü bilgi lazım, istatistik lazım, futbolun evrensel kültürü lazım, entelektüel yapı lazım, donanım lazım… Ama “Dünya Derbisi!” hâlâ konuşuluyor! Bilgiye gerek yok, donanıma gerek yok, istatistiğe gerek yok, evrensel kültüre gerek yok. Sadece çaresizleştirilmiş kitlelere en kaliteli yalanı söylemek yetiyor.

Tabii, haliyle Twitter ve Facebook da sosyal mastürbasyon patlaması yaşanıyor.

Maalesef topluma başka topraklama şekli öğretilmediği için, tek alan olan futbola talim etmek kalıyor.