‘Dünya hepimize ait’
16.06.2018 10:51 KÜLTÜR SANAT
Düzenlemeleri Nassos Sopylis Bougazianos’a ait olan ‘Meşk’te Fide Köksal, Ara Dinkjian bestelerine de sözler yazdı. Köksal, etkileyici sesinin yanı sıra söz yazarlığıyla da dikkat çekiyor

BURAK ABATAY
@abatayburak

Müzik hayatını 12 yıldır Yunanistan’da sürdüren Fide Köksal, ikinci solo albümü ‘Meşk’i beş yıllık bir aranın ardından DMC etiketiyle Türkiye’de yayınladı. 10 şarkıdan oluşan albümde Türkçe, Yunanca eserler yer alırken Köksal, söz yazarlığıyla da dikkat çekiyor. Fide Köksal ile Beşiktaş’ta bir araya geldik, Yunanistan hikâyesini ve müziğini konuştuk.

»Burada doğdunuz, burada büyüdünüz ve sonra Yunanistan’a gittiniz. O süreç nasıl başladı?

İzmir’de doğdum. İzmir’de büyüdüm. 18 yaşında burada üniversite okumaya geldim; siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okudum Marmara Üniversitesi’nde. O sırada da kampüsümüz Göztepe’deydi. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Meltem Taşkıran’dan şan dersleri alıyordum. Okul bittikten sonra da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarına girdim. Onu da birincilikle kazanıp, ver elini müzikal dedim. İkinci sınıftayken de şans eseri bir Yunan televizyonu bir yarışma için seçme yapmaya geldi konservatuvarlara. Hatta ben sınıfta, okulda bile değildim o gün. Şan Hocam aradı beni, Bergüzar Çelebi. “Fide’cim gel. Burada bir odisyon var” dedi. Ne olduğunu sordum. Yunanistan’a yarışmacı seçmeye gelmişler. İstemem öyle bir şey diye düşündüm. “Gel” dedi. Öğretmenler genelde böyle şeylere teşvik ederler. Ben de “Tamam” dedim. Anneme sordum: "Gidersem ve olursa böyle bir şey gitmek isterim" dedim. Annem de "O zaman gitmesen mi?" diye sordu. Türk aileler genelde çocuklarını müzisyen olmaları yönünde teşvik etmiyorlar. Başka bir mesleği olsun isterler. Müzisyenlik meslek değilmiş gibi. Sonra girdim odisyona ve beni seçtiler. Onur Turan ile birlikte bir kadın, bir erkek yarışmacı katıldık. Bir televizyon yarışması olduğu için onun da etkisiyle çok tanınınca ve insanlar yarışmadan sonra teklifler getirince ben de kalmak için deneyeyim diye düşündüm. Orada sürekli yaşayacağımı hiç düşünmeden gitmiştim ama 12 yıldır oradayım.

»Ne kadar sürdü peki yarışma?

Biz finalden önce ayrıldık yarışmadan. Yani bir 5-6 ay sürdü.

»Konsepti nasıldı?

‘Akademi Türkiye’ diye bir konsept vardı bizde. Barış Akarsu birinci olmuştu. Onun aynısı. Bir akademi evi var. Kameralar var, dersler; diksiyon, sahne, şan, nefes, duruş. Sonra haftanın bir günü de canlı performans ve jüri seni oyluyor. Ondan sonra da ayrılıyorsun ya da devam ediyorsun. Öyle bir konseptti.

»Fikriniz var mıydı daha önce Yunan müziğine dair?

Hiç yoktu. Annem de babam da Afyonlu. Her iki aile de bundan kırk küsur yıl önce İzmir’e taşınmış. Ondan sonraki nesiller İzmir’de doğup büyümüş. Yani kökenimizde de yok öyle bir şey. Evde de dinlenen bir müzik değildi. Daha ziyade Anadolu ezgileri, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği dinleyerek büyüdük. Ama sonradan böyle bir güzellik oldu hayatımda. İyi ki de oldu çünkü çok özel insanlarla, çok büyük, değerli bestecilerle, yorumcularla çalıştım. Maria Farantouri gibi, Hazik Yazıcıyan gibi çok kıymetli müzisyenler.

»Bu albümde kimler var?

Bu albümde de mesela Ara Dinkjian ile çalışma fırsatım oldu. Geçen sene Amerika’daki festivalde, birlikte bir araya gelip konuşma şansımız olmuştu. Çok güzel, çok duygulu geçti o görüşmemiz. Anadolu’dan kopmuşlar ama sadece bedenleri kopmuş. Yanlış hatırlamıyorsam Diyarbakırlılar. Sonraki nesiller Amerika’da doğmuş, büyümüş. Ermeni bir aile ama hep orada kalan bir şeyler var.

»Şarkı sözlerine yansıdı mı bu çeşitlilik?

Elbette. O insanların anlattıklarını, hissettiklerini gözlerinden gördüğüm için hep o gidenler, kalanlar, unutulanlar, üstü örtülenler ya da ‘makyajlananlar’ hep etkiledi beni. Onların izleri var şarkılarımda. Dinkjian, "Madem böyle bir düşüncen var, istediğin gibi, istediğin şarkıya yazabilirsin" dedi. Ben de iki tanesini seçtim. Yunanca olarak girdi hatta albüme. Türkçeleri var. ‘Yara’nın Türkçesini de ben yazdım, Yunancasını da. Tukeno boşluk demek. O da Sezen Aksu’nun ‘Hoş geldin’ şarkısı. Bir de Evanthia Reboutsika diye bir bestecinin ‘Eski Valiz’ diye bir şarkısı var. Reboutsika, Çağan Irmak filmleri için de besteler yapmıştı. Ermenisi oldu, Selaniklisi oldu, Giritlisi oldu, Atinalısı oldu. Her tür yelpazeden insanla bir araya gelince insanın algıları da açılıyor. Burada bir şey var diyorsun ve bunları toparlayıp, sentezleyip müziğine yansıtabiliyorsan en büyük özgürlük o. Şimdi bunu paylaşma zamanı.

»Nitekim bir Kürt türküsüne Yunanistan’da söz yazıp şarkı yapıyorsunuz.

Evet ve bunu dinletebiliyorsun. Güzellik de orada. İnsanlar bu çeşitliliğe sahip çıkıyor. Çünkü orada daha çok festival var. Daha çok konser alanı var ve en güzel tarafı da bu lüks değil. Türkiye’de biraz lüks. O yüzden bunları insanların günlük yaşantısına dahil etmek daha zor. Biraz uğraşmamız gerekiyor. Bir şeyi bahane edip bir festival yaratabiliyorlar. ‘Dolunay Festivali’ mesela. Şenlikli bir kültür. O yüzden zaten bütün krizleri nispeten az hasarla, psikolojik hasarla atlattılar çünkü o kahvesine 5 lira verip onu içmeli. O, onun için bir lüks değil. O, onun yaşam kaynağı. Çünkü o sadece bir kahve değil, o bir sohbet, o dışarda görülen 2-3 çift insan, o sokakta oturma psikolojisi. Bizde öyle bir şey yok. Biz ilk onu kısarız. Sinemaya gitmeyeyim, tiyatro izlemeyeyim, konser dinlemeyeyim, orada ise öyle bir şey yok.

»Barış içerisinde, huzur içerisinde yaşamanın verdiği noktada bu oluyor belki de.

Bence de çünkü sanat iyileştirir. Her türü iyileştirir, sanatın zarar verecek hiçbir tarafı yok. Şu dünyada sanat yaptığı için zarar görmüş hiçbir canlı yoktur bence.

»Kültür elçisi olmak ister misiniz?

Hiç öyle bir misyon yüklemek istemem kendime ama kendiliğinden yüklendi. Plaket verildi bu zamana kadar. Çok ortak işte yer aldığım için, sadece şiirlerinde değil, köylerinde adalarında bile insanlarla bir araya geldiğim için. Bunlar güzel şeyler ve hep bu takdir edildi bu zamana kadar. O yüzden içim rahat. Şimdi biraz da diyorum kendi ülkemde bunları paylaşayım. Umarım da ulaşabilirim ulaşabildiğim kadar insana.

»Yunanların Türk Müziği algısı nasıl?

Orada Türk Müziğine ilgi, buradaki Yunan Müziğine ilgiden daha fazla. Çünkü buradaki Yunanca müzikten tek anlaşılan, ‘taverna.’ Çoğu insan zaten benim öyle müzik yaptığımı zannediyor, ben de bu algıyı biraz değiştirmeye çalışıyorum çünkü öyle değil.

»Albüm ‘Meşk’ şarkısıyla “Özümüz bir, sözümüz bir, dünya bizim deryamız, ve onlar bize yarenliktir, ömürlüktür bu sevdamız” diye başlıyor. Çok anlamlı buldum bu şarkıyı.

Hep dostluk üzerine. Birlik, bir arada olma, paylaşılamayacak bir şeyin olmaması. Çünkü dünya zaten hepimize ait bir yer. Bir şeye inanacaksak da inanmayacaksak da o kendi seçimimiz. Dergâh dediğimiz mantalite o zaten. İnanış veya inanmayışın serbestliği, özgürlüğü. Sonuçta bize hayat denen bir süre verilmiş. Onun ne zaman biteceğini bilmiyoruz. En azından itişip kakışmaya hiç gerek yok. Herkese mekân var, herkese zaman var. Dolayısıyla bir sürü saçma sapan şey olurken, ben bunu çok anlamsız buluyorum. O yüzden de böyle şeyler yazıyorum.