Dünya Kupası’nın ekonomi politiği
01.07.2018 11:09 BİRGÜN PAZAR
Brezilya’nın en pahalı Dünya Kupası stadyumu, 72 bin kişilik Mane Garrincha, bugün otopark olarak kullanılıyor. Natal’daki stadyum düğün organizasyonlarına kiralanıyor. Manaus’taki fütüristik görünüşlü Amazon stadyumunu hapishaneye çevirmeyi düşünüyorlar

ANIL ABA
Yrd. Doç. Dr., Ekonomi

Son zamanlarda Dünya Kupası ve Olimpiyat Oyunları gibi mega etkinlikler ekseriyetle az gelişmiş ülkelere veriliyor. Mesela 2018 Dünya Kupası Rusya’ya, 2016 Yaz Olimpiyatları Brezilya’ya, 2014 Kış Olimpiyatları Rusya’ya, 2014 Dünya Kupası Brezilya’ya, 2010 Dünya Kupası Güney Afrika’ya, 2008 Yaz Olimpiyatları Çin’e verilmişti.

Eskiden olimpiyat oyunlarını almak için en az 5-6 aday ülke kıyasıya lobi yaparlardı. Şimdiyse IOC üç aday ülke bulabilirse öpüp başının üstüne koyuyor. Mesela 2020 Yaz Olimpiyatları için sadece İstanbul, Tokyo ve Madrid yarışmıştı. 2024 Yaz Olimpiyatları içinse Paris, Hamburg, Roma, Budapeşte ve Los Angeles olmak üzere önce beş aday ülke açıklandı. Sonra şehirler yalandan gerekçelerle teker teker adaylıktan çekilmeye başladılar. Hatta Almanya’da referandum yapıldı; halk “hayır, teşekkürler” dedi. Sona kalan dona kaldı ve ihale istemeye istemeye Fransızlara patladı.

Aynı şekilde 2022 Kış Olimpiyatları’nı da kimse almak istemedi. Oslo, Alma Ata ve Pekin adaydı. Norveç hükümeti “hiç sormayın, vazgeçtik” diyerek adaylıktan çekildi. Çin ile Kazakistan yarıştı, kazanan Çin oldu. Geçenlerde 2026 Kış Olimpiyatları’na adaylık için Innsbruck’ta yine referandum yapıldı, Almanlar yine “hayır, teşekkürler” dedi. Bakalım bu sefer ihale kime kalacak…

Olimpiyatların alıcısı yok, zorla veriyorlar. Futbol şampiyonaları da artık 2-3 ülke ortaklığıyla yapılmaya başlandı. Daha önce Japonya-Güney Kore ve Polonya-Ukrayna kupaları yapılmıştı. Şimdi de 2026 Dünya Kupası’nı üç ülke ortaklığıyla ABD, Kanada ve Meksika’ya verdiler.

Diyeceğim, artık aklı başında hiçbir merkez ülke bu etkinlikleri özellikle almak istemiyor. Çünkü bu mega spor etkinliklerinin gerçek bir ekonomik değeri olmadığı anlaşıldı. Alanlar, Fransa örneğinde olduğu gibi, ya kerhen alıyorlar ya da ikili-üçlü ortaklıklarla maliyeti bölüşme yoluna giderek… Diğerleri de, misal Rusya, iç siyasete malzeme yapacağı bir propaganda aracı olsun diye alıyor.

Kupanın getirisi var mı?

Geçenlerde Putin, Dünya Kupası organizasyonunun önümüzdeki beş yıl toplamında GSYH’ye 31 milyar dolarlık bir katkı sağlayacağını duyurmuştu. Bu rakamın şişirme olduğunu görmek için teleskoba gerek yok. İktisatçılar ilk yıl için 3 milyar dolar, orta vadede ise en fazla 8 milyar dolarlık bir getiri öngörüyorlar. Otoriter rejimlerin kadrolu dış mihrakı Moody’s, Dünya Kupası’nın yaratacağı ekonomik hareketin kupanın oynandığı 11 bölgenin gayrisafi hasılalarına sadece yüzde 1 ilâ 3 oranında bir katkısı olacağını söylüyor. Etkinliğin Rus halkına maliyeti ise 15 milyar doları geçecek gibi. Böylece 2018 Rusya Dünya Kupası, tarihin “en pahalı futbol etkinliği” unvanını elde etmiş olacak.

2014 Soçi Kış Olimpiyatları’nın 51 milyon dolara, 2016 Rio Yaz Olimpiyatları’nın 13 milyon dolara, 2008 Pekin Yaz Olimpiyatları’nın 44 milyon dolara, 2014 Brezilya Dünya Kupası’nın 15 milyon dolara, 2010 Güney Afrika Dünya Kupası’nın 4 milyon dolara mâl olduğu biliniyor. Bu etkinliklerin ekonomiye net katkısını kesin verilerle göstermek güç. Fakat araştırmalar ve tahminler pozitif bir geri dönüşün olmadığı yönünde.

En büyük katkının turizm üzerinden sağlandığı düşünülse de rakamlar bir “crowding out” yani dışlama etkisi olduğunu gösteriyor. Mesela 2010 Güney Afrika’da, kupa boyunca ülkeye 309 bin turist gelmiş. Oysa yılın diğer aylarının ortalaması 620 bin civarıymış. Aynı şekilde Pekin 2008 ve Londra 2012 olimpiyatlarında iki ülkenin de yıllık turist rakamlarında düşüşler olmuş. Etkinlik boyunca British Museum ziyaretleri yüzde 22 azalmış.

Etkinlik zamanı hem otel ve ulaşım fiyatları arttığından hem de aşırı konsantre bir kalabalık olduğundan normalde gelmesi beklenen turistler başka ülkelere gitmeyi tercih ediyor. Yani, kaçan turistleri düştüğümüz zaman, talep esnekliğine bağlı olarak, öyle çok da büyük bir net kazanç olmadığı ortaya çıkıyor. Rusya’nın bu etkinlikten elde edeceği brüt turizm gelirinin 1 milyar doları geçmeyeceği tahmin ediliyor.

İsraf ve ihale ekonomisi

Hazırlık harcamalarının en büyük kısmı stadyum, kamp tesisi, otel ve havaalanı gibi altyapı çalışmalarına gidiyor. Rusya sadece yeni stadyum ve eskilerinin iyileştirmesi için 5 milyar dolar harcamış. Katar’ın 2022 Dünya Kupası için toplam 200 milyar dolarlık altyapı harcaması yapacağı söyleniyor.

FIFA ve IOC, az gelişmiş ülkeleri “bunlar zaten sizin için gerekli sabit yatırımlar, uzun yıllar kullanırsınız” diye kandırarak organizasyonların bedellerini bu ülkelere ödetiyor. Fakat inşa edilen devasa tesislerin çok ciddi günlük işletme giderleri oluyor. Ve bu ülkelerde bu marjinal maliyetleri karşılayacak bir efektif talep olmadığından, turnuva için yapılan tesislerin çoğu 1-2 sene içinde ya metruk bina haline geliyor ya da farklı işlevlerle kullanılmaya çalışılıyor.

Brezilya’nın en pahalı Dünya Kupası stadyumu, 72 bin kişilik Mane Garrincha, bugün otopark olarak kullanılıyor. Natal’daki stadyum düğün organizasyonlarına kiralanıyor. Manaus’taki fütüristik görünüşlü Amazon stadyumunu hapishaneye çevirmeyi düşünüyorlar. Benzer şeyler 2010 sonrasında Güney Afrika’da olmuştu. FIFA fakir bir ülkeyi rant için kullanıp elinde çürümeye terkedilmiş milyarlarca dolarlık betonla bıraktı. O vuvuzelalar boşuna çalınmadı.

Durum Rusya için de farklı olmayacak. Adamlar sırf bu dünya kupası için, profesyonel bir futbol takımı olmayan Soçi şehrine 48 bin kişilik stadyum inşa ettiler. Dünya kupasında sadece altı maç oynandıktan sonra muhtemelen kaderine terk edilecek. Sezon ortalaması 3800 taraftar olan ikinci lig kulübü Rotor Volgograd’ın artık 45 bin kişilik bir stadı var. Kulübün bütün gelirlerinin bu stadın elektrik faturasını bile karşılayamayacağı gün gibi ortada.

Bu tezgâhın kazananları FIFA, stadyum ihalelerini alan inşaat şirketleri, kupayı kazanan takım, turizm acentaları ve sponsorlar… Sistem böylece vatandaşın vergisini bir avuç özel şirkete aktarıyor. Oysa 15 milyar dolarlık bütçe ile, misal, Brezilya’daki Bolsa Familia denen sosyal harcamalar iki katına çıkartılabilir, eğitim ve sağlık hizmetleri iyileştirilebilirdi. İşsiz insanlara, geçici değil, kalıcı iş imkanları sağlanabilirdi. Fayda-maliyet analizlerinde bu gibi fırsat maliyetleri hep göz ardı ediliyor.

Biliyorsunuz bu aralar biz de çok hevesliyiz bir olimpiyat oyunu almaya. Neden? Devletten gelecek ihaleler için Limak, Kolin ve Cengiz ellerini ovuşturuyor da ondan…