Dünyada sevenler bahtiyar olsa…
İRFAN DEĞİRMENCİ İRFAN DEĞİRMENCİ

İki insanın iyi günde kötü günde birlikte olması, birbirine güç vermesi, yaşama tutunacak dal vermesi, iki insan arasında aşk ağacının boy vermesi, iki ayrı bedende tek yüreğin atması, gündüz ve gece bir tek insanı düşünmek, hayatının sonuna kadar tek bir insanın yanında olmak istemek, bir tek insan için dünyayı karşına alabilmek, konuşmadan anlaşmak, küsüp küsüp barışmak, bir insan için endişe etmek, bir insan için yaşamak, mücadeleye asılmak, bir insan için o insandan gidebilmek, tek bir çağrıyla koşarak dönebilmek, bir insanın yanında huzur bulmak, onun yanındayken olduğun kişiyi sevmek, sen bu dünyadan gittiğinde geride o kalırsa onun ne yapacağını düşünmek, geceleri rüyanda ismini sayıklamak…

Tüm bu yarı hastalıklı ruh hali için yani aşk için dönüyorsa bu yalan dünya, kimseler aşkını bir sır gibi senelerce saklamak zorunda bırakılmamalı. Kimseler, yasalar aşkını aşk olarak kabul etmediği için bu dünyadan göçerken geride kalan aşığı dünya darlığı çekmesin diye onu ölmeden evvel evlatlık edinmek zorunda kalmamalı mesela. Söz konusu aynı cinsten iki insanın aşkı olunca her mahalleden aynı iki yüzlü tepkilerin farklı tınıları yükselir. Biri ‘herkesin çoluk çocuğuna kötü örnek olmayın, ne yaşayacaksanız gizli yaşayın’ der, diğeri ‘Allah helak edecek sizleri’ diye eser gürler, beriki ‘ahlak yapımızı ve aile kurumunu çökertmek isteyen emperyalistlerin sinsi saldırısı bu’ der.

Çocuk istismarcılarının yuvalandığı yurtlara, korkunç nefret cinayetlerine, taciz ve tecavüz vakalarına, genç kadınların grup seks tarikatlarının batağına kedicik olup sürüklenmesine, fuhuş çetelerine ‘pist’ bile diyemeyenlerin toplumunda, ‘cinsel açlığın Afrikası’nda’ imrenmeyle, özenmeyle, bir tercih meselesi olarak değil yönelim olarak genelin dışında kalanlar, kendilerini böyle bulanlar, nefretin yöneldiği özne olabiliyor.

Bu sarsıcı nefreti göğüsleyecek cesareti olmayanlar, toplumun kabahat diye adlandırdığı varlığının gerçekten bir kabahat olduğunu kabul edip kendilerini nasıl kamufle edeceklerini şaşırıyor. Kimi her fırsatta ne kadar dindar olduğunu gözlere sokarak aynı gözlerin kınayan bakışlarına set çekmeyi planlıyor kimi istemediği evlilikleri kamuoyu baskısıyla yapıp ne kadar mutlu olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.

Sarayın sofrasına geyşa makyajıyla oturup iftar duası okuyan da, fazla botokstan alnına çıkmış kaşlarını hareket ettirmeksizin yılan gibi kıvrılarak muhafazakar iktidara yaranmaya çalışan da var.

En fenası da adını hacıya çıkarıp konserden konsere koşturan ve eşini aldattığı için zedelenen muhafazakar imajını kurtarmak uğruna boşanmış olduğu kadının, çocuğunun annnesinin, özel hayatının mahremiyetine saldırıp bunu da gazetedeki işbirlikçisiyle ‘yılın skandalı’ diye manşetlere taşıyan.

Bu şarkıcı esnafın hamlesi karşısında ‘skandal’ diye manşetlenen olayın iki kadın kahramanından biri çalıştığı plak şirketinden kovuldu! Aynı plak şirketi yılan gibi kıvrılarak iktidara yanlayan şarkıcısına bir albüm daha yapmaya koyuldu.
Belediye konserleri iptal edilsin istemeyen, yalnızca Saray sofrasına neden çağırılmadığıyla dertlenen pop ikonları seslerini çıkarmadı, ölü taklidi yaptı.

Oysa iki yetişkin insanın arasında kendi rızalarıyla olup bitenler kimseyi ilgilendirmezdi. Kimse cinsel yönelimini açıklamaya zorlanamaz, cinsel yöneliminden dolayı farklı bir muameleye maruz bırakılamazdı!

Kimse aşkını bir sır gibi senelerce saklamasın, geceleri rüyada ismi sayıklanan da o ismi sayıklayan da bahtiyar olsun diye toplumun en küçük parçası aileye düşen bir şey olmalı.

Anneler ve babalar çocuklarınızı yalan söylemek zorunda bırakmayın lütfen. Dürüstlüğün bir erdem olduğunu anlatın çocuklarınıza. En büyük cesaretin olduğu gibi yaşamak ve bundan dolayı da onur duymak olduğunu öğretin. Belki böylece toplumu çürütenin onur yürüyüşleri değil iki yüzlü ve sahte ahlak anlayışı olduğu gerçeği günün birinde herkesçe kabul görür.

‘Aman şekerim bunca önemli gündem maddesi dururken bunu mu yazdın?’ diyen okura not: Bu yazının konusu gündem olması gerekenin ta kendisi, ne magazin ne de dedikodu bu yazının konusu siyaset hem de toplumun yaşamsal sorunlarından birine çözüm arayanından yani en ağırından…