Dünyanın anahtarlarını nerede kaybettik?
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

2016’da izleyebildiğim için sevindiğim filmlerden biri Demon (2015) adlı Polonya yapımı bir korku filmiydi. Günümüz Polonya taşrasında yapılan bir düğün sırasında yaşananları anlatan filmin özünü genç çifte kızın ailesi tarafından düğün hediyesi olarak verilen evin İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya Nazilerin işgalindeyken soykırım kurbanı olan Yahudilerle ilişkisi oluşturuyor. 75 yıl önce faşizm yüzünden evlenemeden ölen üzgün bir gelinin hayaleti, yarım yamalak restore edilmiş eve yerleşmek üzere olan damada musallat oluyor.

Bariz biçimde Polonya toplumunun bilinçdışıyla bağlantılı bir öykü bu: Bugünkü Polonya kanlı bir yakın tarihin üzerine inşa edildi. İnsanlık düşmanları -Katyn Katliamı’nın emir vericisi Stalin de dahil- insanlığın bileğini Polonya’da kesti, toplama kamplarının en dehşetlileri olan Auschwitz ve Treblinka Polonya topraklarında kuruldu, 1915’te Anadolu’da asıl sakinleri yok edilen binlerce ev ve arazi vicdansız fırsatçılar tarafından nasıl paylaşılmışsa Polonya Yahudilerinden kalanlar da öyle paylaşıldı. Neyse ki Polonyalı sinemacılar ülke ve insanlık konusunda yeterince açık yürekli ve vicdanlı olduğu için, bugün bir zamanlar o topraklarda yaşayan insanlara dair birçok anlatı var. Hikâyenin korku öğesi olan huzursuz ruhun acısını hissettirmeyi başaran Demon da bunlardan biri işte…

Ama bir sorunumuz var; filmi araştırırken girdiğim imdb.com’da karşılaştığım, hem tarih algısıyla, hem anlatı kültürünün ideolojik dinamikleriyle, hem vicdanla hem de bilgi üretimiyle ilgili yeni bir sorun… Sinema konusunda en önemli uluslararası başvuru kaynaklarımızdan birine dönüşen imdb’nin (internet movie database) Demon ile ilgili sayfasındaki anahtar sözcükler (keywords) bölümünde filme dair sadece şu yedi kavram var: Dibuk, Yiddiş, iblis, şeytan zaptı, tanga külot, beyaz külot, külot...

‘Anahtar sözcükler’ epistemoloji ve metodolojinin en önemli araçlarındandır, bilginin doğru ve gerçekçi biçimde sınıflandırılmasını sağlar. Bu sayede bilgi tüketilen değil yeniden-üretilebilen bir olguya dönüşür. Bilimsel çalışmalarda (özellikle tezlerde) metodolojik bir sınır belirleyebilmek için anahtar sözcüklerin sayısı mecburen kısıtlanır ama neyse ki bu da ‘indeks’ sayfalarındaki başlıklarla giderilebilecek bir açıktır.

Sayı sınırlaması olmayan imdb gibi yeni kaynaklar daha detaylı kavram listeleri oluşturabiliyor. Bazen bir filmdeki çok küçük detaylar bile anahtar sözcük kategorisinde yer alıyor, böylece filmleri daha spesifik ortak paydalar üzerinden analiz etmek mümkün hale geliyor. Önemsediğiniz bir filmin imdb sayfasını kontrol ettiğinizde şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşabiliyorsunuz -mesela 2001: A Space Odyssei (1968) için tam 184 anahtar sözcük var.

Bu sözcükler/kavramlar ortaklaşa bir bilgi üretiminin sonucu olarak ortaya çıkıyor -tıpkı wikipedia’da olduğu gibi. Demon’un anahtar sözcükler listesinde Yahudi, soykırım, savaş, faşizm gibi filmin özünü oluşturan kavramlardan bir tekinin bile yer almaması işte bu yüzden özellikle kötü… Bu tanımlarda vicdan eksikliği ve tarih bilinci yoksunluğu var; ama daha kötüsü, filmin bir kova patlamış mısır eşliğinde tüketildiği 94 dakikanın her saniyesine sinmiş korkunç, umarsız ve umursamaz bir cehalet var.

Filmleri bilgi nesneleri olarak düşünmek zorunda değilsiniz elbette, ama anlatıcının/yönetmenin sizinle paylaştığı hikâye, bazılarını kendisinin bile fark etmediği birçok bilgi içerir. Bu bilgilerin analiz ve sentezi sayesinde en basit Hollywood filmi bile basitçe tüketilip geçilen bir nesne olmaktan çıkar, izleyicinin yeniden-üretebildiği bir sosyolojik olguya dönüşür.

2017’nin ‘post’ dünyasında Demon gibi bir film hakkında üretilen anahtar sözcüklerin niteliği bu yüzden önemli; bu durumun kendisi bugün yaşadığımız dünyayı nasıl tanımladığımızı -aslında hiç de doğru düzgün tanımlayamadığımızı- gösteren bir anahtar olgu… Bu yüzden Türkiye AKP tarafından yönetiliyor, Trump bu yüzden başkan oluyor, bu yüzden dünya böyle, eldeki anahtarların açamadığı kapılarla dolu bir labirent...