Dünyanın en iyi komedyenleri
HAKAN DEMİR HAKAN DEMİR

Bunaldık. Yani hakikaten şiddetin tüm hava boşluğumuzu kaplamasından, nefretin gündelik rutinimizin ana belirleyeni oluşundan, “güzel şeyler de oluyor”un eksikliğinden ne kadar bunalınabilirse, o kadar bunaldık.

Keşke bu bunalım labirentinden toplu olarak çıkılabilen bir yol tarif edebilseydim. Ama öyle bir yol bilmiyorum. Yani hazırda yok. O yolu hep birlikte açmak gerekiyor. Benimse herkes gibi bireysel ara kaçış alanlarım mevcut. Bu seferlik en güzel kaçış alanım üzerine biraz laflamamda mahzur yoktur sanırım. Belki oradaki ferah havayı biraz olsun paylaşmamıza vesile olur.

Bir belgeselde izlemiştim. Yüzeyi buz tutmuş sularda dalgıçlık yapanlar, dalıştan önce, her elli-yüz metrede bir buz üzerine gedikler açarmış. Su altında ilerlerken acil bir durum olursa bu gediklerden yüzeye kaçabilsinler diye. Benim şu buz tutmuş hayattaki acil kaçış gediğim ise kediler.

Kedilere insan bakış açısıyla, insan normları esas alınarak yüklenmeyen anlam kalmamıştır sanırım. Edgar Allan Poe’nin “keşke bir kedi kadar gizemli yazabilsem” dediği, Baudelaire’in “verimli kasıklarında parıldayan bir büyü saklıdır” yazdığı, Hemingway’in “en iyi anarşistler” diye tanımlayıp aşırı dürüst olarak nitelediği, Da Vinci’nin “doğanın başyapıtı” saydığı, Dickens’ın sevgisini “değişilmez” bulduğu kediler.

Nankör bulunur, kibir atfedilir, umursamaz diye damgalanır kediler. Ben biraz farklı nitelemekten yanayım. Madem kedileri insan gözüyle değerlendiriyoruz, o zaman onlar dünyanın en iyi komedyenleridir. Her birinde bir Charlie Chaplin potansiyeli görüyorum. Neredeyse kedilere doğal gelen, güdüsel her davranış insan için komiktir. Avcılık oyunları, yeme içmeleri, sevgi gösterileri, uyuma şekilleri, hatta çiftleşmeleri bile.

Biraz listeleyeyim, depresif ortama salınmış sakinleştirici niyetine.

>> Sanki çok acele işi varmış gibi bir tarafa giderken tutulup tam tersi yöne doğru bırakılınca “ben de zaten o tarafa gidecektim” der gibi aynen devam etmeleri. Bundan daha komik ne olabilir bilmiyorum. On kere izlesem aynı şekilde gülerim.

>>  Ya kollarını içe doğru burup pencere önünde sokağı seyreden teyzeler gibi oturuşları. Yani o anda önüne şiş ve iplik koysan kazak örmeye başlayacak gibidirler. On beşinci saniyede içi geçer, gözleri kapanır, o ayrı.

>> Suratlarını duvara bir milimetre kalana kadar yaklaştırıp öylece bakmaları da listeye mutlaka girmeli. Gizemli denebilir ama insan gözüyle o da komik. Ne film oynuyor o duvarda, biz hiçbir zaman göremeyeceğiz.

>> Peki durup dururken masadaki çakmak, sigara paketi, telefon, bardak gibi gücünün yeteceğini düşündüğü eşyaları pıt pıt vurarak birkaç hamleyle yere düşürme sevdaları? Onu geç, düşürdükten sonra sanki böyle bir şeyi hiç yapmamışçasına, gizler gibi sağa sola bakmaları. Islık çalabilse çalacak o anda.

>> Yalanma seansları ayrı bir vaka. Otomatiğe bağlamıştır, azıcık güvendiği biri araya elini soksa tutup yalamaya başlar. Eli geri çekince duş başlığı olarak kullandığı dilini yine kendine çevirir.

>> Hele avcılık oyunları. Tek kişilik komedi gösterisi. Kulakları kafa hizasında düzleştirir, gözleri şaşı yapar, poposunu tavana dikip atılmaya hazırlanır. Ne için? Yerde duran bir bozuk para ya da ufacık bir çekirdek kabuğu için. Tabii biz onu eve ya da metropollerimizin beton yığması sokaklarına mahkûm bırakmışızdır ama kediler içlerinde bir yerlerde hâlâ Afrika steplerinde geyik kovalamaktadır.

>> Mekân tercihleri ise değme komedi filminden daha fazla gişeyi hak eder. Dev bir yeşil alan üzerine elli tane konforlu koltuk, beyaz bir dosya kâğıdı ve bir kedi koyarsanız, on dakika sonra kediyi dosya kağıdının üzerinde otururken görürsünüz.

Elbette kedi davranışları açısından saydıklarımın hepsinin bilimsel bir açıklaması var ama ben sadece bizlere iyilik olsun, dünyamız bir nebze güzelleşsin diye bunları yaptıklarını düşünmek istiyorum. O yüzden dilerim kedilere minnetimiz sonsuz olsun, onlara hep borçlu hissedelim kendimizi.

Devam etmek isterim ama kedilerin komiklikleri değil bir köşeye, Meydan Larousse ansiklopedisi kalınlığında deftere sığmaz.

Montaigne’e mal edilmiş şu sözü hatırlamadan da ayrılmayalım; “Kediyle oynarken, o mu bizi eğlendiriyor, yoksa biz mi onu eğlendiriyoruz kim bilebilir?”