Dünyanın halleri…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Hiç iyi değil, hemen söyleyeyim. Hiç iyi değil dünyanın halleri. Memleketin hali de o kadar kötü ki, dünyaya bakacak dermanı yok kimsenin.

İşlerin şöyle böyle yolunda gittiği bir memlekette, az buçuk demokrasiden nasiplenmiş bir yerde, Barış Yarkadaş’ın bu hafta başında hâkimliğe atanan 900 avukattan 800’ünün AKP’li olduğu iddiası yeri yerinden oynatırdı. BirGün’ün dünkü manşeti, “gazetecilik” iddiasındaki herkes tarafından günlerce manşetlerden indirilmezdi. Gelin görün ki, yaprak kımıldamıyor medyada!

Medya, bütün ekranlarını ve sayfalarını ve de “umut” ilan edilen yeni medyanın iktidardan beslenen kullanıcılarını cumhurbaşkanının partili olmasını hazmetmemiz için seferber etmişken, 800 hâkimin partili olması kimin umurunda.

Oysa, adalet yoksa hiçbir şey yok!

Çalışma Bakanı Müezzinoğlu 2017 asgari ücret rakamını “Net 1404 lira” olarak açıkladı ya… Sevinelim mi, dövünelim mi, şükür mü edelim, hiç dert etmeyip geçelim mi? Herkes bunun cevabını kendi versin ama o asgari ücretle geçinmek zorunda olanlar “dert” edecektir, değil mi?

Lakin, nasıl dert etsinler! Daha acısı, nasıl şükür etmesinler? O asgari ücreti açıklayan devletin resmi istatistik kurumu işsizlik verilerini de açıklıyor ve diyor ki, işsizlerin genel nüfusa oranı yüzde 12,7’ye çıktı. Bu, son yedi yılın en yüksek işsizlik seviyesi. 15-25 yaş aralığındaki gençlerin ise tam dörtte biri işsiz! Sanayiden inşaata hemen her alanda istihdam daralıyor.

Etraflarında bu kadar işsiz varken 1404 lirayı bulabilenler nasıl şükretmesin!

Türk-İş 2017 Mart ayı için dört kişilik bir aile için açlık sınırını 1480 lira, yoksulluk sınırını 4823 lira olarak açıkladı… İşsizlik obur bir kanser hücresi gibi sararken toplumu bu rakamlar da anlamsızlaşıyor.

Devletiniz parti devleti, adaletiniz parti adaleti olunca, medya tekmili birden iktidar hizmetine girince, bu “yaşamsal” sorunlar da konuşulamaz oluyor.

Oysa pek meraklıyız dünyanın sorunlarına koşturmaya; Batı’ya ve Doğu’ya, Afrika’nın açlarına sırtlarını döndükleri için laf yetiştirmeye…

Yalan da değil dünyanın yoksulluğa ve sefalete sırtını döndüğü. Kapitalizm herkese yetenden de fazla ürettiği halde her şeyi, dünyanın çok önemli bir kesiminin hiçbir şeye sahip olamadan yaşadığı yüze çarpılması gereken bir gerçek.

Somali’nin köylüleri bir parça yağmur umuduyla dört aydır oradan oraya göçüp duruyorlar; “Yağmur düşmezse hiçbirimiz sağ kalamayacağız” diyerek. Doğu Afrika’da 11 milyon insan gözünü gökyüzüne dikmiş yağmuru, ağzını açmış dünyanın zenginlerinden gelecek bir tas çorbayı bekliyor açlıktan ölmemek için.

Etiyopya, Kenya, Yemen… Kuraklık ve açlıktan kitlesel ölümlerin beklendiği bir trajedinin tehdidi altında... Afrika’da yüz binlerin ölümü beklenirken Trump K. Kore ile dalaşıyor, dünyanın askerleri Suriye’de dolaşıyor… Kara kıtanın kuraklıktan kaçan yoksulları da yağmur peşinde.

Independent’a konuşan 87 yaşındaki Somalili Awad Ali, “Çok kuraklık gördüm ama böylesini görmedim” diyor. Bir kuraklık daha göremeyecek 87’lik Awad dede, bu gördüğü tek kuraklık olacak yüz binlerce bebeğin!

Hal böyleyken, Afrika’da akıllı telefonların nasıl da hızlı yayıldığını anlatanlar var! Oysa, yağmur duasına bile çıkamaz akıllı telefonlar! Bırakın evlere giren ekmeği biraz eşitlemeyi, bilgi zenginleri ile bilgi yoksunları arasındaki uçurumu daha da açtı yeni iletişim teknolojileri.

Kişi başına milli geliri 10 bin doların altında olan ülkelerde internete erişimi olanlar nüfusun yüzde 20’sinden de azken, kişi başına milli geliri 50 bin doları aşan ülkelerde insanların yüzde 80’inden fazlası internete ulaşıyor. Ve koca Afrika kıtası 5 milyonluk Finlandiya’nın gerisinde bu açıdan.

Hal böyle iken, Fransa’da fabrika işçileri faşist Le Pen’i alkışlıyor!

Dünya bu halde ve memleket de boğazına kadar derde batmışken, öyle çok şey var ki bangır bangır bağırılması gereken.

Partili hâkimlere de çok iş düşecek yani, kolay gelsin!