Dünyanın renkleri
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

1974 yılıydı, final maçı başladı, ben 10 yaşındayım. Bütün gün Hollanda’nın nasıl Almanya’yı yenebileceğini düşünüp durdum. Çünkü Johan Cruyff vardı. Hayrandım…Mükemmel futbol oynayan biriydi.

Evde televizyon yok o zaman, pilli radyolarda maç dinlemek bir başkaydı. O maçı Yıldız Teyzelerde seyretmiştim. Mahallede Yıldız Teyzelerin evinde bir TV ve bir telefon vardı. Herkes oradan istifade ederdi. Tabii bunun nedeni, bizim gibi göç handikabını yaşamamış olan eşi Osman Amca'nın doğma-büyüme İstanbullu olmasıydı!

Hollanda’nın 2-1 geriye düşmesiyle beraber maçı seyretmeyi bırakıp sokağa çıktım. Kendime göre totem yapıyordum ama nafileydi… Tabii o zamanlar Almanya’nın işi şans ya da toteme bırakmayacağını bilmiyordum.

1982, Brezilya-İtalya yarı final maçı oynanıyor. Evde televizyon vardı, ülkede ve mazlum dünyada da kaliteli bir faşizm vardı. O zaman mazlum ülkelerin tamamı Brezilya’yı tutuyordu. Çünkü hepsinin bir başarıya ve bunu sağlayacak simgeye ve hikâyeye ihtiyacı vardı. O dönem dünyada askeri cuntaların dönemiydi. İtalya gruptan zar zor çıkıp gelen yaşlı bir kadroydu, fakat bir o kadar tecrübeli takımdı.

Maçın tamamı Rossi atıyor Brezilya yakalıyor şeklinde geçmişti. Sonuç olarak 3-2 İtalya maçı kazandı. 18 yaşındayım fakat bu sefer totem falan yapacak durumum yok direkt isyan ediyorum. Niye, nasıl Brezilya yenilir? Adeta bitap düşmüştüm.

İçinde bulunduğumuz baskı ve haksızlıklar o kadar bezdirmişti ki bizi kazanmak istiyorduk. Sokrates bu isyan edenlerin adeta simgesi olmuştu. Zico ise oyun olarak takımın en önemli figürüydü.

Ama olmadı…

Dünya Kupası, dünyanın tüm renklerini içinde barındıran ve herkesin bir hikâyesinin karşılığını bulduğu en önemli spor organizasyonudur.

Futbolun kendi iç dinamiklerinin geçerli olduğu en etkili turnuva Dünya Kupası'dır.

Bizim durum ise, renkli televizyonlarla daha iyi olmuştu. Ama, esas olarak Piontek, Derwall ve Milne’nin yaptıkları sayesinde futbol yapımız bir kimlik kazanmıştı. Ta ki rant ve siyaset işin içine girene kadar.

İşte bu yüzden, Fatih Terim’in Galatasaray’dan Milli Takım'a giderken yaptığı gizli anlaşmalar ve organizasyon ile, tekrar Milli Takım'dan ayrılıp, tazminat almak kaydıyla Galatasaray’a geri dönmesi arasındaki süreci izlemekten bir türlü Dünya Kupası'na gidemedik. Biz hep Terim’in geri dönme ihtimalini sevdik.

Yani kaygımız Dünya Kupası değildi. Terim’in koşullarını güvence altına almak üzere kurgulanmış bir senaryoyu uygulayabilmekti. Şükürler olsun bunu başardık. Dünya Kupası sonraki iş…

Bize düşen sürekli TV’de maçları seyretmek!

Gene de güzel…

Biraz futboldan bahsedelim.

Futbolun sahip olduğu taktiksel ve fiziksel kapasitesine bakınca, artık oyunun ve kazanmanın bireysel katkıyla beraber, takımların taktiksel ve fiziksel üstünlükte bir bütünlük sağlaması olduğu gerçeği ortaya çıktı. Neymar, Ronaldo ve Messi’yi ön plana çıkaran bu bütünlüktür.

Sadece maçın belirli bölümleri için değil, oyunun, liglerin, turnuvaların tamamı için geçerli bir süreçten bahsediyorum.

Üniversite takımıyla katıldığım uluslararası turnuvalarda edindiğim tecrübe; turnuvanın ruhunu yakalayan takımın o turnuvaya yön vererek şampiyon olduğudur.

Her turnuva, çevresindeki koşulların ve maç atmosferlerinin yarattığı etkiyle bir renge ve ruha sahip oluyor. Rusya’nın rengi kırmızı da ruhunu beraber göreceğiz.

Takımlara bakıldığında Almanya, Brezilya ve İspanya’nın bir adım önde olduğu gözüküyor.

Her üç takımın taktiksel bütünlüğü artık kurumsallaşmış bir boyuta ulaştı. Ekol olarak tanımlanan kurguları net olarak belirginleşti. Kalecilerden başlayarak yedek kulübesine kadar olan kurumsal bütünlük bu takımları ön plana çıkartıyor.

Takım analizlerinde, kalecilerin ayaklarının artık ellerinden daha önemli olduğu ve topu kullanma ile pas trafiği içinde aktif olarak başarılı olması en önemli ayrıcalıktır.

Diğer çok önemli farklılık, geriden oyun kurma becerisidir. Buradaki kıstas birinci bölgede, her türlü baskı altındayken o baskıyı kırarak topa sahip olmak ve üçüncü bölgeye topu başarı ile taşımaktır. Bunu başaran takımlar diğer takımların bir adım önünde yer alıyor.

Son olarak etkili taktiksel bütünlük, topa sahip olarak yaklaşık bir buçuk-iki dakikaya yakın pas yapabilme becerisidir. Bunun etkisi iki şekildedir. Birincisi, bir buçuk-iki dakikalık süredeki pas trafiğinin rakip takımın tüm konsantrasyonunu bozması ve oyundan düşmesini sağlamasıyla beraber, topu kaptırıp savunma yapma ihtimalini de ortadan kaldırıyor. Ciddi bir enerji tasarrufudur. İkincisi ise, rakibin kazandığı toplarda, maruz kaldıkları güven kaybından dolayı topu hemen kaybetmelerine neden olmasıdır.

Tüm takımlar üçüncü bölgede çok rahat kurgulanabiliyorlar. Asıl önemlisi defans bloku ile bütünlük sağlayarak takım savunma taktiği ile hücum taktiğinin senkronize bir şekilde oynayabilmektir. Takımlardaki bütünlük kalitesi böylelikle belirginleşiyor.

Arjantin, Messi üzerine yapacağı kurgusu nedeniyle bir handikap yaşayabilir. Sorun, Messi, Maradona gibi Arjantin’de büyümedi. Tüm kültürel kodlarını İspanya’dan aldı. İki turnuvada bu ciddi handikaptı. Fransa’nın kadro zenginliği ve kalitesi çok yüksek olmasına rağmen, sıkıntı olarak çok genç bir kadroya sahip olmaları görünüyor. Portekiz, Belçika ve İngiltere de turnuvada etkili olabilirler ama bu takımlar bütünlük sorunu da yaşayabilirler.

Dünya Kupası'nın ayrıcalığı, sürpriz olma olasılığının sıfıra yakın olmasıdır. Bugüne kadar sadece sekiz ülkenin bu kupayı kazanmış olması bunu ispatlıyor.

Her şeye rağmen orada olmak lazımdı.