Dünyaya mülteciler
13.08.2017 12:46 BİRGÜN PAZAR

Can Binali Aydın

Kaan İnce

İnsan ölmeye karar vermeden önce bir karar daha veriyor, yaşayamadığına. Bu karar tarih boyunca büyük yenilgiler ardından bir kaçış olabileceği için alındığı gibi yaşamın zayıflığı, hiçliği karşısında ondan kurtulmak için de alındı. Eğer bu iki koşula bir üçüncüyü eklemek gerekseydi, belki de şöyle tanımlayabilirdik onu: Yaşama karşı bir şey duymayanlar. Onun acısına, mutluluğuna, hazzına, kaygısına karşı umarsızlar, beklemeyenler. Yaşamda bir rastgelelikten bahsedilebilir fakat intiharda asla.

Ne biçimde olursa olsun intihar mutlak estetik kaygılıdır ve kalanlara yöneliktir. Tarihten bu yana müntehirler bedenlerini çoğu zaman yalnız kendileri için kullanmadı. Suriyeli sığınmacı Amir Hattab, İstanbul’un ortasında kanalizasyona atlayarak yaşamını sonlandırdığında, kimse bunun verili koşullara karşı geliştirilmiş çok şiddetli bir protesto eylemi olduğu konusunda tereddüt etmedi. Müntehirler, yaşama ve ölüme aldıkları pozisyon bakımından ikiye ayrılabilir: Müntehir ve taktik müntehir. Her iki koşuldaki müntehir de eylemini bireysel acı, üzüntü, öfke, mutluluk, kurtuluş karşılığında seçer. Bunun yanında duyduğu acı çoğunlukla kişisel koşullardan kaynaklanmayan dünyayla arası doğuştan açıklar da vardır. Müntehiri, müntehir ve taktik müntehir olarak ayıran eyleminin misyonudur. Birinci koşuldaki müntehir eylemi ve kendisi arasına kimseyi almamış, sessizce çekip gitmiştir. İkinci koşuldaki taktik müntehir ise eylemiyle kendini bir mesaja dönüştürmüş, kitleleri bir tavra/harekete zorlamıştır. Türkiyeli taktik müntehirleri ele aldığımızda hemen ilk elden karşımıza erken ölenlerin en genci Kaan İnce çıkıyor.

Kaan İnce intiharında seçtiği mekan, eyleminin biçimi, geride bıraktığı ilk ve tek kitabı Gizdüşüm’de intiharına dair ortaya koyduğu -ipuçları şöyle dursun- açık deliller bakımından taktik müntehirdir.

Ankara Cebeci’de gündüzleri çay evi akşamları masalara serilen gazetelerle bir nevi meyhaneye dönen yarı bodrum bir dükkan. Zaman zaman kitap, kaset değiş tokuşları da yapılan İmece Çay Evi daha çok sığınağıdır mahalle gençlerinin. Bu gençlerden biri de şiire tutkusuyla bilinen Kaan İnce’dir. Şiire ilgisi, üniversiteye hazırlık için gittiği dershanede tanıştığı Türkçe Öğretmeni Nizamettin Uğur’la daha da pekişen Kaan; Çağdaş Türk Dili, Yazılı Günler, Damar, Promete, Karşı gibi dergilerde yayımlanan şiirleriyle artık yeni bir soluk olarak anılmaya başlanır. Hazırladığı Gizdişüm adlı şiir dosyasını Ankara’da bir yayınevine veren Kaan, dosyanın yayımlanmayacağı haberini aldıktan sonra ağustos başında İstanbul’a gelerek dosyayı başka bir yayınevine teslim edip bir otele yerleşir.

"Ay ışığına zıplayan
sıcacık karanlık..."


Kaan, otelin dördüncü katında denize bakan bir oda tutmuş, 11 Ağustos günü sabaha karşı saat 05:00’te kendini odanın penceresinden boşluğa bırakmıştır. Kaan, insanın tüm korku güdüsüne rağmen korunma refleksinden uzaklaşmış, sırtüstü atlamıştır. Bedeni, düşmesi gereken yerden uzağa düşmüştür.

Çünkü Kaan, pencereden sırtüstü atlamakla kalmamış, sırtüstü sıçrayarak atlamıştır. Kaan pencereden tıpkı ‘’denize atlar gibi’’ atlamış, atladığı denizin kıyısında boğulmuştur.

Burası Haydarpaşa Tren Garı yakınında dönem için yüksekçe sayılabilecek Rıhtım’da bir otel, Ümit Oteli’dir. Ümit Oteli, gerek ismi, gerek yaşamı sonlandırmak adına seçilmiş olması, gerekse de Ankara’dan İstanbul’a şiir dosyasının yayımlanması arzusuyla gelinmiş olunması bakımından bir hayli yüklüdür. Kaan’ın Gizdüşüm’de sıkça kullandığı -şiirini üzerine yasladığı- imgelerden çoğuna sahiptir (Rıhtım, deniz, balıkçılar, martı, gar, sahil...)

Peki, ne vardı Gizdişüm’ün içinde? Neydi Kaan’ın kitabında sakladığı düşü?

(Aşağıdaki dizelerde aktarılan şiirler, bütün olarak alınmamıştır. Şiirlerde dikkat çekilmek istenen yerler koparılarak aktarılmış, birbirinin devamı olmayan dizeler taksimlerle ayrılmıştır).

MEKTUP
Mermer bir kayıkla geri döndük diğer yarısına acının / Sabahın en serin ucunda bağıran ben / Çan sesleri, ezan sesi, martı sesi çatılarda kaldı gecenin gizi.

AĞLARDA YANGIN
Gece: zifiri bir uçurum. / Ellerim hiç uçmamış bir uçurtma gökte çakırkeyif

HÜZÜN ÖRGÜSÜ
Kuş kıyımı bir sabah yolumu gözlüyor / Yakıyorum tüm ışıkları. Düğüm düğüm geçiyor balıkçılar önümden sessizce / Öyle uzun sanma zamanı, üstüne kuma getiren. Herkes ölümü gece beklerken ben - güze sevdalı bir adam- neden vapur sesi özlemiyle yollardayım saat sıfır üçte? Hangi kıyı, soluksuz kapımda? / Kuruyor ellerimde umutsuz bir güneş. Gece öldü... Ölüm öldü... Beni gördüm.

AŞK BOZUCULAR
Şimdi kentin en yüksek yerinde, içindeki kıvılcımı tüketerek yurdundan sürgün edilmiş bir köy gibi arıyor kalbim eski yerini.

ISSIZLIK SÜRÜSÜ
Bir kıyı, boğulduğum.

KAVUŞMA ANILARI
Kuşluk vaktinde sızıntıyım. / Yağmurun yerde bıraktığı izler: Kurşun delikleri bedenimin.

İTİLİŞ
Horoz sesinde sabah seferi, sevgiye yelken açan gözlerine. Ama güz yumağı bedenin ak kefen içinde.

KURDELE
Kan yaktım; kursağımda sabah saati. / Uçtuğum karanlık bir afiş, şifa içtiğim gök. / Merdiven kızaklarla indim geceye / savaşa sahil günler.

VAKTİMİZ YOK
Kızıllıkta sallanan, gözlerimiz. Usulca çoğaldık sabaha... Kuruyan bir geniz. Karanlık boşluğa buyruk. Ve koştuk. Ve koştuk. Ve koştuk.

İşte Kaan; Ahmet Telli, Behçet Aysan, Metin Altıok, Ahmet Say’ın da katıldığı Ankara’daki anma gecesinde aynı zamanda psikiyatrist olan Aysan’ın dediği gibi, ‘’bağıra bağıra’’ gitmişti. Nerede, ne zaman, nasıl yaşamını sonlandıracağını Gizdüşüm’de yazmış, şiir şiir kurmuş; rıhtımı, denizi, ay ışığını, geceyi, bizden almadan kendisine katmış, katıştırmıştır. Kaan İnce intiharı ve intiharının biçimiyle dönemini derinden etkilemiş, kendisinden sonraki müntehir şairler Metin Akbaş, Özge Dirik, Onursal Yakupoğlu gibi isimler şiirleri, yazıları, intihar biçimleriyle kendisiyle bağ kurmuştur. Bu ilintiye sayfanın fiziki imkânsızlıkları nedeniyle dizinin diğer bölümlerinde yer vereceğim.

Ümit kısa vadede beklenmiş sevinç, umutsa yayılmış ümittir. Umut, sonradır ümitten. Kaan’ın Ümit’i, kendine umut olanlarda yüz yıl yankılanacak


11 Ağustos / 92’/ 05:00 / Kadıköy
Kaan, gökyüzünde asılı kaldı.
Kaan, yarası ardında başının.