Durgunlukta artan cari açık
ASLI AYDIN ASLI AYDIN

Önceki gün cari işlemler dengesi açıklandı. Aralık ayı sonuçlarına göre 2016’da cari açık gerileyerek 4,3 milyar dolar gerçekleşti. 2013 öncesinde Türkiye yüksek cari açık veren, ancak yüksek cari açık vererek büyüyebilen bir ülke olarak dikkat çekiyordu. Şimdi ise büyüyemeyen fakat cari açık veren bir ülke olarak tanımlanıyor. 2016 yılında 2015 yılına göre yüzde 1,5 daha fazla açık vermiş gözüküyoruz. Oysa 2015 yılında yüzde 6,1, 2016’da ise yüzde 1,8 büyüdük. Büyüdük ama cari açığımız, yani dış dünya ile alışverişimizde borç hanemiz de büyüdü. Büyük başarı.

Nitekim Ödemeler Dengesi bilançosuna bakıldığında tüm kalemler 2015’e göre gerilemeyi işaret ediyor. Daha az ihracat, çok daha az ithalat. Dış ticaret dengesinde yüzde 15 daha büyük bir açık. Hizmetler kaleminde yüzde 36’nın üzerinde büyüyen bir açık. Doğrudan yatırımlarda düşüş… Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

Daha yakından baktığımızda, yıllık bazda ihracat yüzde 1,2 düşüş yaşarken, ithalat ihracatın 4 katına yakın düşmüş gözüküyor. Bu durum şüphesiz, üretimdeki yavaşlamaya paralel bir tabloyu önümüze koyuyor. Üretimin büyük bir bölümü ithal ara malı ve hammaddelerden oluştuğu için, üretimdeki düşüşe bağlı olarak ithal mallara da talebin gerilediği şeklinde durumu açıklamak mümkün. TL’nin 2016’da dolar karşısında yüzde 20’yi aşan değer kaybı göz önünde bulundurulursa, ihraç mallarını, daha ucuzlamış olmasına rağmen dışarı satamadığımız ortaya çıkıyor. Sonuç dış ticaretteki açık büyüyor, hem de bu kez hızlı büyümeden yani ithalatın ihracatın üzerinde artmasından kaynaklı değil, her ikisinde de önemli düşüşler yaşanmasından kaynaklı.

Diğer bir taraftan ülkenin dış ve iç politikalarının en ağır faturasını ödeyen turizm sektörünün içler acısı durumu. Ülke vatandaşı artık artan can güvenliği riskinden normal yaşamını sürdüremez hale gelmişken, elbette yurtdışındaki insan da tatil yeri olarak Türkiye’yi tercih etmiyor. Oysa ki turizm sektöründe fiyatlar büyük oranda aşağı çekilmiş ve yine kur etkisiyle diğer ülkelere göre oldukça ucuz kaçarken. Sonuç itibariyle turizm gelirlerinde 2016 yılında bir önceki yıla göre yüzde 30’a yakın bir düşüş gözlemliyoruz.

Tek bir ayda olağanüstü rezerv kullanımı
Merkez Bankası’nın elindeki rezervlerdeki hareketliliği bir süredir izliyoruz. Genelde bu hareketler, dış ticaret yapısı, kur hareketlerindeki aşırı oynaklık vb nedenlerden dolayı üç aşağı inişse sadece 1 yukarı yönlü hareket olarak gözlenmekte. Ne var ki bu hareketlilik içinde 2016 Aralık ayındaki dip nokta dikkat çekici. Neredeyse 7 milyar dolar civarında bir erime var. Diğer bir ifade ile 2015 yılının toplam rezerv kullanımının yüzde 60’ı tek bir ayda gerçekleşmiş gözüküyor.

Nasıl finanse edilmiş, orasının büyük bir kısmı meçhul
Doğrudan yabancı yatırımlar ve net hata noksan kalemleri aralık ayı cari açığını finanse etmiş gibi gözüküyor. Doğrudan yatırımlarda çoğu bankacılık sektörüne olmak üzere tüm yılda yapılanın yüzde 30’unu temsil edecek büyüklükte bir yatırımın aralık ayında gerçekleştiği görülüyor. İşin enteresan tarafı ise daha büyük bir artışın net hata noksan kaleminde görüldüğüdür. Yani işin özü, kaynağı belirsiz döviz girişi anlamına gelen net hata noksan kalemindeki bu ciddi ve sorgulanması gereken artışlarla cari açık finanse edilmeye devam ediyor.

durgunlukta-artan-cari-acik-245663-1.

2017’de ibre daha kötüsünü gösteriyor
Dünya Bankası, son raporunda 2017 ve 2018 yıllarına ilişkin küresel büyüme beklentilerini aşağı yönlü revize ederek küresel ekonominin yüzde 2,7 büyüyeceğini öne sürmüştü. Bu daha da kötümserleşen beklentinin, dış talebe ilişkin de kötümser bir vurgu yaptığını söyleyelim. Türkiye’ye ilişkin ise IMF’nin son derece detaylı raporu durumu özetliyor. Büyümede yüzde 2,9 öngören raporda ayrıca, Türkiye’nin yükselen piyasa ekonomilerinin de gerisine düştüğü vurgulanıyor (tam bilgi için bknz: K. Boratav 10/02/2017). Dolayısıyla 2017 için beklentiler daha karamsar. Fakat ne var ki bu durgunluğun cari açıkta bir daralmaya değil, bilakis daha da ciddi bir bozulmaya neden olacağı konusunda da beklentiler ortaklaşmış durumda. Yani durum şunu gösteriyor, gelir elde edemedikten sonra, bir şey üretmedikten, ürettiğini de satamadıktan sonra ağızla kuş tutulsa neye yarar?