Düş yazısı...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER
Cambaz ip üstünde oynamaz. Yaşamı üstünde oynar.
Cambaz ip üstünde oynamaz. Yaşamı üstünde oynar.
Yaşamın kendisi dengeyse eğer denge üzerinde oynar.
İpin üzerinde dengeyi ayaklar sağlamaz. “Bastığın yeri bileceksin!” sözünü unutmamak şartıyla.
Asıl denge unsuru beynin yönlendirdiği ellerdir. Cambazın kültürel bir mayın tarlasında güvenli bir biçimde yürümesini sağlayacak bilmezlikten gelen güven havası var mıdır? Olabilir mi? Olamaz…
Cambaz düşerse seyirci de düşer. Öyleyse cambazı ip üstünde tutmak görevi seyircinindir. Bir de cambazın inanç ve iradesi.. İnançlar ve arzular tutarlı olurlarsa bir eylemin nedenleri olabilirler. Mantıksal, kavramsal yada pragmatik çelişkiler içermemek kaydıyla tabiî ki..
Cambaz karşıya geçeceğine inanır. İnanmayanlarında inandığına inanır.
Hani bir Niels Bhor hikayesi vardır. Kapısının üzerinde bir at nalı olan Bhor’a bunun şans getirip getirmediğini sorarlar. Şöyle yanıtlar; ”Hayır, ama inanmayanlar da şans getirdiğini söylüyorlar.” İşte böyle bir şey cambazın yorumu:
Bazı ‘hayır’larımız ‘evet’ anlamındadır. Hatta ‘evet’in de ötesinde olabilirler.
Cambaz, çarşıda, pazarda, her türlü alışverişte iskonto peşindedir. Lakin ip üstünde iskonto talep etmez. Kim ömründen iskonto ister ki zaten.
Cambaz optimisttir. Yanlış yaptığını düşünmez. Yaptığı yanlışların da olumlu sonuçlanacağını düşünür. Yediği meyvenin çekirdeğini ulu orta savurmak küçük yanlıştır. Zira sonuçta o çekirdek bir ağaca dönüşebilir. Ancak bir gün cambaz ipten düşerse işte o büyük yanlıştır. Gülerek söyler bunu ve ekler; “Siz hiç cambaz ağacı gördünüz mü?”
Cambaz zayıf doğmuştur. Bütün zayıf doğanların kaderi gibi,  ilk atılan yavru olmuştur, yuvadan. Ama ölmemiştir. Tutunmuştur hayata. Lakin başka gövdelerde yeşeren sarmaşıklar gibi de olmamıştır hiç. Kimi, binlerce deniz yıldızından biri gibi görür kendini, kimi Er Ryan gibi. Kendisi için bir bölüğün feda edilmesini ister böyle zamanlarında.
Cambaz için hayat bir top oyunu gibidir. En büyük atraksiyonu önce rakibin topunu öldürüp sonra o ölü topla sayı yapmaktır. Müthiş zevk alır bu işten..
Cambaz dayanışmacıdır. Hayatın salt strateji ve taktikler üzerine kurulmadığını düşünür. Erozyona karşı bahçesini ağaçlandırır, korur, geliştirir. Erozyona karşı sadece kendi bahçesini ağaçlandırmanın yanlış olduğunu bilir ve bunu da anlatır komşularına. Doğru politika budur der. Lakin, ikna edemediği yerde, ”ne halin varsa gör!” de demez. Aksine bir ağaçta o diker komşusunun bahçesine. Her iki davranışının da fantezi olmadığını düşünür. Hayatın bir gereği olarak görür bunu..
Elleri nasırlı, çoğunlukla kirlidir. Lakin bunu pek önemsemez. O gönül kirliliğinden korkar daha çok.
“Komut mantıklıysa hayır demem, ama komutu verenden dolayı değil kendi istediğim için yaparım söyleneni” der ve ardından çokça hoşlandığı şu örneği verir:
Kral askere komut verir; “Cesur ol asker!”
Asker yanıtlar; “Siktir git!”
Komut yerine gelmiş midir bu durumda gelmemiş midir? Hadi yanıtlayın bakalım!
Cambaz ip üstünde oynamaz. Hayatın üstünde oynar. Cambazın akıl süzgeci ellerindedir ve elleri sopanın ortasında.
Bir gün bilge bir karga, cambazın sopasının ucuna konar. Cambazın ezberi bozulur, paralize olur, donar kalır, kaskatı kesilir, gözleri bilgisayar ekranı gibi mavileşir, erör verir…
Bu durumda cambaza ne olur? Cambaz düşer mi?
Cambaz düşerse seyirci de düşer mi?
Yanıtı bilge karga verir; “Bilgi cambazın sopasına benzer, iki ucunda bilmezlik bulunur. Ve ortasında da kuşku. Siz kuşkuyu canlı tuttukça ve de merak çiçekleri açtıkça bahçenizde cambaz düşmez.”
Bu bir düş yazısıdır. Düş bir tan vakti düşüdür. Ne aydınlıktır ortam ne tam anlamıyla karanlık.
Bu bir düş yazısıdır, ne bir anlam yatar altında ne bir buzağı.. .
Ne bir cambaz vardır, ne de bir ip.
İp gibi gerilmiş hayatlar vardır sadece..
İp gibi gerilmiş hayatların altındaki, sadece toprak, toprak ve topraktır.