Düşmenin sınırı yok
KAAN SEZYUM KAAN SEZYUM

Anlamıyorum gerçekten… Başbakan çıkıp “Zeytin mi, tesis mi daha önemli?” diye sorabiliyor. Bunu diyen kişi emlakçı, bakkal ya da köşedeki otoparkı işleten abi değil. Ciddi ciddi mevki sahibi, ciddi ciddi yetki sahibi, okumuş, bir ülkeye başbakan olabilecek vasıflara sahip olmuş ve sonuçta başbakan yapılmış bir insan.

Ciddi ciddi yaptıklarının millete hizmet olduğunu düşünüyorlar sanırım. İlk başlarda “Siyaseten” böyle tutarsız laflar ettiklerini düşünüyordum ama giderek işin ayarı kaçtı, mantık il sınırlarından uzaklaştıkça uzaklaştık. Haliyle mantıksızlığı mantıkla ya da tutarlılıkla eleştirmek de anlamsız. Karşınızda sizi anlamayan bir bebek var ve ona izafiyet teorisi anlatmaya çalışıyorsunuz gibi bir durum. Bebek diyor ki “Ben altıma yaptım, doğam böyle”, siz de hâlâ bebeğe “Işık hızında giden trende ileri doğru tutulan bir fenerin ışığının da ışık hızında hareket ettiğini açıklamaya çalışıyorsunuz…

Gerçekten bayağı millete faydalı işler yaptıklarını düşünüyorlar. Artık eminim. Mesela yollar yapıyorlar, sahil yollarıyla denizden yerleşimleri ayırıyorlar, ilk yağmurda yollar çöküyor. Deniz olmayan şehirlere bile neredeyse her yağışta deniz geliyor. Maksat fayda olsun. Onlar için fayda demek beton demek. Gelişmek demek inşaat demek. İnşaat inşaat inşaat… Hiç bitmesin inşaatlar memleketimde. Hep beton tozu soluyalım. İnşaat sesleri içinde yaşayalım, çünkü nasıl olsa 100-200 yıl yaşayabiliyoruz, o yüzden huzur içinde matkap ve hılti sesleriyle uyanalım her gün. Beton kamyonları sokaklarımızı doldursun, hep yıkalım, hep inşaat yapalım.

Hani isteyerek ülkenin kötülüğünü düşünsen bu kadar başarılı olamazsın herhalde. Her aşamada böyle. Gerek diğer ortamlarla ilişkileri, gerek komşularımızla ilişkilerimiz, gerek iç güvenliğimiz, gerek o gerek bu… Çünkü ülkemizin ilerlemesini istemeyen dış güçler varmış.

Bence ülkemizin ilerlemesini istemeyenler şu güçler:

Mesela 10 yılda ülkenin tarım arazilerinin büyük bir kısmını imara açıp betonlaştıranlar.

Mesela yerli tohumu yasaklayıp, tüm ülkeyi ithal tohumlara mecbur bırakanlar.

Mesela kültür sanat adına ne varsa daha vatandaşa ulaşamadan sansür manyağı yapanlar.

Mesela çalışanlarını değil de her zaman patronları koruyanlar.

Mesela yaptıkları yanlışlardan hiç ders almayıp döne döne aynı yanlışların içinde dolaşanlar.

Mesela vatandaşını birbirine karşı doldurup, neredeyse düşman iki futbol takımı taraftarı haline getirenler.

Mesela doğaya, hayvana, insana değil, sadece paraya paraya ve paraya değer verenler.

Mesela eğitim sistemini cacığa çevirip, ev ödevini, sınıfta kalmayı yani bir şeyler öğrenmeyi yasaklayıp, yeni nesillerini bir devrede cahil bırakanlar.

Mesela ülkesinin büyük bir kısmı fakirlik sınırının altındayken lükse doymayıp her sene makam araçlarını daha rahat olması için daha yenileriyle güncelleyenler.

Mesela bütün dünyaya ve bilgiye sinirlenip interneti kafasına göre açıp kapatanlar.

Mesela dünyada kendisine ters ne varsa (insan olur, kavram olur, ödül olur, fizik kanunu olur) atarlanıp, ülkenin ve vatandaşının itibarını dünyada sıfırlayanlar.

Neyse ya, neyi anlayacağım.

Başbakan çıktı dedi işte. Zeytin mi, tesis mi diye… Beyaz adam tesislerin yenemediğini anladığı zaman çok geç olacak. Ama yine de anlamayacak.