‘Düşünce’ kuruluşları!
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Şurası bir gerçek ki Türkiye’de dış politika neoliberal sağcı zihniyetin tahakkümü altında. Yeni değil esasında tarihsel olarak bu böyleydi. “Yeni Türkiye”deki ayırt edici fark bu liberal/sağcı tuvale daha fazla İslami sosun eklenmesi oldu. Neo-Osmanlıcı “yeni muktedirler” özellikle Ahmet Davutoğlu’nun dış politikanın dümeninin başına geçmesiyle birlikte özel bir yönelim içerisine girdiler.

On iki yıl önce işbaşına gelen AKP, İslamcı yeni düzeninin inşasının önemli sacayaklarından birisi olarak gördü uluslararası diplomasiyi. Yeni rejimin inşası için küresel odakları ürkütmemek önemliydi ve kısmi açılımlarla bu kesimlerin “olur”ları alındı. Hemen akabinde de tabanın milliyetçi duygularına hitap edildi. Bu vesileyle yeni inşa sürecine dışarıdan hatırı sayılı oranda oksijen taşındı.

• • •

Geçmişin “görkemli” günleri, tarihsel “büyüklük” safsatalarının yarattığı milliyetçi, muhafazakâr şoven dalgalanma ile yeni sulara yelken açıldı. Osmanlı bakiyesi coğrafyada el yordamıyla yol alırken uluslararası dinamiklerin de göz kırpmasıyla kendisine Ortadoğu’da oyun kurucu misyonu biçti. Bu misyonun topluma kabulü için de devlet eliyle ve/veya desteğiyle kurulmuş stratejik “düşünce” kuruluşları, siyasal iktidarın yönelimlerine meşruluk kazandıran argümanlar üreten birer ideolojik aygıta dönüştürüldü.

Bugün bu güdümlü kuruluşlardan onlarcası var. Kamunun tüm olanakları bunlara tahsis edilmiş vaziyette. Sabah akşam, gece gündüz bu isimleri televizyon programlarında, gazete köşelerinde görüyoruz. Tamamına yakını siyasal iktidarın tekelinde. Bir kısmının yöneticisi aynı zamanda doğrudan iktidar partisinin yöneticisi. Bütün mesaileri iktidarın politik yönelimlerine uygun teoriler uydurmakla sınırlı.

• • •

Akademya da yeni dönüşümden payına düşeni aldı. Doksanların sonlarından itibaren başlayan neoliberalizasyon süreci üniversiteleri adeta kuşattı, esir aldı. Bu süre zarfında yeni dönemin ruhuna uygun isimler itinayla fakültelere, kürsülere, bölümlere atandı. Yaratılan korku iklimi nedeniyle aykırı düşünenler de seslerini çıkaramaz oldu.

Şimdi bu “düşünce” kuruluşları ve üniversiteler başta Erdoğan olmak üzere iktidar şürekasının her türlü sapmasına uygun teoriler üretmekle meşgul. Bunun en somut örneğine Erdoğan’ın akıllara ziyan “Amerika’yı Kolomb değil 1178’de Müslümanlar keşfetti” çıkışında tanık olduk. Akademideki ve “düşünce” merkezlerindeki “memurlar” çoktan harıl harıl bu deli saçması teze dayanaklar aramaya başladı.

• • •

Sağ düşünce son dönemlerin moda tabiriyle “fıtrat”ı gereği dış politikaya devletin, egemenlerin gözünde bakar. Her türlü stratejik, jeopolitik, güvenlikçi hesaplamanın içinde yer alır. Temel düstur devletin bekası ve çıkarı. Buradan üretilen zehri kitlelere şırınga eder. Maalesef ki solun belki de en fazla ihmal ettiği, sağın tahakkümüne bıraktığı alanların başında geliyor dış politika. Yukarıda sıralanan gerekçeler nedeniyledir ki dış politika sağın inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli.