Düşüncenin temel enstrümanı yazı
07.10.2018 10:37 BİRGÜN PAZAR
"Çocuk edebiyatının ikili yönü var; hem okumak, hem yazmak. Şimdi insanlar daha az yazı yazıyorlar ve çok daha kısa şeyler okuyorlar. Çok daha çabuk okunabilecek şeylere tahammülleri var."

Burak Abatay @abatayburak

“Gülümseten Öyküler” ve “Tombiş Kitaplar” gibi renkli dizileri ve resimli öykü kitaplarıyla çocuk edebiyatının önemli isimlerinden Behiç Ak, ‘Her Şeyi Yanlış Anlayan Kedi’ isimli yeni çocuk romanını okuruyla buluşturdu. Bir ev kedisinin, insanların paylaştığı ortamlar üzerinden anlattığı romanı üzerinden Ak’la kentleri, hayvan haklarını ve çocuk edebiyatını konuştuk.

► Öncelikle kitabınızla da alakalı olduğu için sormak istiyorum, kediniz var m?
Vardı, kedilerim oldu hatta. Ama en son kedim uzun yıllar beraber olduktan sonra öldü. Ondan sonra istmeedim kedi. Hakikaten çok uzun süre bir hayvanla yaşayıp onu kaybedince insan çok kötü oluyormuş.

► Kitabı yazma ihtiyacı o zamanki tecrübelerden mi?
Yok aslında tecrübelerden değil. Kedileri çok seviyorum. İnsanlarla hayvanlar arasındaki bu tür ilişki, kedilerin her şeyi hakikaten yanlış anlaması. Yani sizin yaptığınız hareketleri kendisi için yaptığınızı zannetmesi. Mesela bir bavul açıyorsun, o bavulu kendisi için açtığınızı sanıp içine girmesi. Ya da bir yere gidiyorsun o da senin peşinden geliyor bir yere gidiyorsunuz zannediyor. Bu aslında karşılıklı. Yıllar içinde onu fark ettim. İnsanlar, hayvanların yaptığı her şeyi yanlış anlıyorlar. Bütün bu insan-hayvan ilişkileri için bir tür şey aslında bu, yani böyle bir yüzleşme gibi. Biraz mizahi olan bir şey. Bir de hayvanat bahçesi denen o saçmalık bütün dünyada maalesef hala var olan bir şey. Onunla biraz dalga geçmek, eleştirmek, hayvan-insan ilişkilerini kedi üzerinden anlatmak için yazdım. Biraz büyükşehir, küçük şehir farklılaşmasının içindeki sosyal hayatın değişimini konu edindim.

► Kedilerin insanlarla kurduğu ilişki ne kadar önemli? Hem kedi hem insan için?
İnsanlar da aslında kedileşti. Yani genellikle yeni kuşaklar, çocuklar falan hiç dışarı çıkmıyorlar, hep evdeler. Ev hayvanları da hep evde. Kediler de neredeyse hiç dışarı çıkmıyor şehirlerde. E çocuklar da öyle. Çocuklar da kediler gibi hiç dışarı çıkmıyorlar. Sadece arada bir arabaya alınıp, dışarı çıkarılıp tekrar içeri sokuluyorlar falan. Kediler de öyle yapılabilir. Aralarında büyük bir benzerlik var. Tabii benim çocukluğumda mesela İstanbul’da ortaokul öğrencisiyken Yeldeğirmeni’nde oturuyorduk. Kurbağalıdere’ye kadar yürüyordum, orada sandal kiralıyorduk, sandalla Fenerbahçe’ye gidiyorduk. Denize giriyorduk arada. Tekrar geri dönüp tekrar tekrar… Bunu yaşıyorduk çünkü bu çok normal bir şeydi. Yani bir ortaokul öğrencisinin şehri bu şekilde kullanması çok normaldi. Zaten ilkokuldayken de bütün mahallede dolaşıyorduk. Hatta ilkokuldayken Adalar’a gidip gelebiliyordum ben. Şimdi bu ortadan kalktı şehirde. Bunun için dışarı insanlar sadece sosyal medya yoluyla çıkabiliyorlar. Sanal bir dış dünya var. Bu sonuç olarak da şehir değiştirmeleri ortaya çıkarıyor.

dusuncenin-temel-enstrumani-yazi-517565-1.

► Çocuk edebiyatının varlığı çok önemli. Günümüz çocuk edebiyatını nasıl izliyorsunuz?
Yani çocuk edebiyatının ikili yönü var hem okumak, hem yazmak. Şimdi insanlar daha az yazı yazıyorlar ve çok daha kısa şeyler okuyorlar. Çok daha çabuk okunabilecek şeylere tahammülleri var. Özellikle büyükşehirlerde. Hatta kendimden örnek vereyim size, ben İstanbul’da olduğum zaman daha kısa ve daha çabuk okunabilecek şeyleri tercih ediyorum ama küçük bir şehire gittiğim zaman çok daha uzun, daha kalın romanlar okuyorum. Çok daha fazla okuyabiliyorum. Yani bu sadece benim kişisel tercihimden dolayı değil de, oradaki zaman akışı, hayatla kurulan ilişkinin farklılığı ona çok uygun. Çocukların mesela büyüklerden daha çok okuduğunu görüyorum büyükşehirlerde. Ve daha çok yazıyorlar. Yani eğer iyi bir öğrenci ortamındaysalar daha çok yazabiliyorlar. Neredeyse yazı ortadan kalkmış vaziyette.

Kimse yazmıyor, birbirlerine tweet atmayı yazı olarak kabul etmiyorum bu bir yazı değil sadece iletişim. İletişim dışında yazı yazmak, kendisi için sadece oturup bir şeyler yazmak eylemi bence çok önemli. Çünkü o düşüncenin temel enstrümanı yazı. Nasıl konuşurken düşünce üretiyorsanız aynı zamanda yazarken de düşünce üretiyorsunuz. Ve daha çok gelişmiş bir düşünce yazarak üretiliyor. Yani sizin bir defteriniz yoksa ve siz kendi düşüncelerinizi oraya aktarmıyorsanız düşüncelerinizi oluşturamıyorsunuz demektir. Yani çünkü düşüncenin gelişmesi için belli enstrümanlara ihtiyaç var, onların başında da yazmak geliyor. Çocukların okumak ve yazmakla kurduğu ilişki birbirine çok yakın bir ilişki. Çocuklar tabi ilk defa başlıyorlar yazmaya, okumaya. Ve bunun çocuk edebiyatını kışkırttığını düşünüyorum. Ama tabii ki bilinçsiz anne ve babalar tarafından çok kısa sürede iletişim medyasıyla tanıştırılıyor çocuklar. Hemen tweet atmaya, Facebook fotoğrafı koymaya başladığı zaman, şehrin iletişim curcunası içinde yok olmuş büyükleri gibi bir hale düşme tehlikesi hemen oluşabiliyor. O dijital ortam sayesinde. Ama çocukların kendi kendilerine var olması ve kendi düşünceleri yeni oluştuğu için yazıp çizme şansları çok daha fazla. Çocuk edebiyatı, kışkırtıyor ve böyle bir ortamın hazırlanmasında zemin hazırlıyor. Bir de farklı bir bakış açısına sahip olmak. Yani farklılaşmak bir şeyleri daha çok sorgulamak çocuk edebiyatında daha fazla mümkün. Çünkü büyükler çok kalıplaştılar. Kalıplar içinde hareket ediyorlar.

Kendi kalıplarına uymayan bir şeyi neredeyse kabul etmiyorlar. Diğer türlü düşünceleri geliştirebilmek için başka bir derinlik gerekiyor. O derinlik tabii ki çok fazla yazarak ve okuyarak edilebilecek bir şey. Öyle bir şeye vakit, istek ya da ortam olmadığı için insanlar daha çok iletişime girebilecek, kısa anektodik fikirlerle yetiniyorlar. Büyüklerin dünyası o yüzden giderek klişeleşmiş oluyor.

dusuncenin-temel-enstrumani-yazi-517566-1.

► Peki okuyan küçükler neden büyüdüklerinde okumaktan vazgeçiyor?
Bir kopuş var işte. Hep derler ya ‘bu çocukları bu büyüklerden nasıl yaptılar’ diye. İşte çocukluğunda harika olan bir insan büyüdüğünde felaket bir tipe dönüşebiliyor. Çünkü orada bir süreklilik yok. Çünkü o sırada zaman geçmiş oluyor.

Mesela çocukluğunda çok çevreci olan bir çocuk, birdenbire büyüyünce çevreyi mahveden birisi haline dönüşebiliyor.

Yani o çok gözlemlediğimiz bir olay. Çünkü orada toplumsal bir süreklilik olması lazım. Hatta şöyle bir şey söyleyeyim, büyükler, birtakım görevleri çocuklarına göndererek onlardan kurtulduklarını varsaydıkları için de bu böyle. Mesela çocuk çevreyi kirletiyor ama “benim çocuğum çevreci olsun’’diyor. Çocuğun çocukken çevreci olmasını ama büyüyünce çevreyi kirletebilen bir insana dönüşmesini daha rasyonel ve normal karşılıyor. Oysa o süreklilik çok önemli. Yani bir kopuş oluyor buluğ çağından itibaren. Bunun için sadece okumak yeterli değil. Ortam çok önemli. Yani şehirlerde ise en büyük problem ortamın yok olması. Bu sosyal medya dediğimiz şey aslında, medya ortam demek biliyorsunuz, ortamın olmaması demek. Ortam olmadığı için sahte bir ortam kelimesi altında üretilmiş. Ortam altından insanlar birbiriyle haberleşiyor. Ama gerçekte olmaması demek bu. Yani ortamlar olsaydı, o kopuşlar yaşanmayacaktı diye düşünüyorum.

Ortamların yok olması, çocukların süratle büyük hale geldikleri zaman çocukluğundaki güzel değerlerden kopmasını sağlayabiliyor.

► Kendi yazdığınız bir kitabı çizmek avantajlı bir şey mi?
Benim sevdiğim bir şey. Aslında çizgiyle birlikte düşünüyorum zaman zaman. Çok sevdiğim bir şey. Dünyada bunu yapan yazarlar var ama çok fazla sayıda yok. Çok vakit alan bir şey. Sadece yazanlar daha pratik bir iş aslında. Fakat benim sevdiğim bir şey. Hem yazıp hem çizmeyi çok seviyorum. Bu yüzden devam ediyorum.

► Bireyin toplumla kurduğu ilişkiden hayvanın önemini konuşmak istiyorum biraz da. Bunda hayvanın rolü ne olabilir?
Yani biliyorsunuz toplumun hayatı içine hayvanın girmesi için, hayvanın ‘evcilleştirilmesi’ gerekiyor. Böyle bir kavram var. Oysa illa hayvanın evcilleşmesi gerekmiyor. Ev kavramındansa hayvan mahalleşebilirdi, sokaklaşabilirdi. O önemli bir şey. Sokak hayvanı ve ev hayvanı önemli bir şey. Sokak hayvanlarını ben önemsiyorum. Çünkü insanlar ev hayvanlarında bir mülkiyet duygusuna sahip oluyor. Yani ‘’Bu benim hayvanım’’ Şeklinde. Sokaklarda ama hayvanseverlerin sayısı çok arttı Türkiye’de. Hayvanlar da ona göre uyum sağladılar. Sokak hayvanlarının olduğu bir yerde çocukların da sokağa çıkabilmesi çok önemli bir şey. Bu da çok önemli bir şey. Mesela ben dikkat ediyorum sokağa çıkmış bir çocuk hemen hayvanla ilişki kuruyor, seviyor. Ve tabii bunlar şehir hayatını da yavaşlatan unsurlar. Artık daha yavaş şehirlerde yaşamak istiyor insanlar. Oradan oraya koşturan şehirler değil de, eviyle iş yerlerindeki mesafenin daha çok kısaldığı, konut ve iş yerinin birbirine daha çok kaynadığı, mahalle hayatının olduğu, kendi mahallesinde belli ortamlara para harcamadan ulaşabileceği şehirlerde yaşamak istiyor. Böyle sürekli her adımı attığında para harcamak zorunda kaldığı, kamusal alanın hiç olmadığı, çocuğunun sokağa çıkamadığı, tüketici olarak algılandığı şehirlerde yaşamak istemiyor. Hızlı bir şekilde bunlara ulaşmaya çalışırken arada heder olup gittiği bir şehirde yaşamak istemiyor insanlar. Şehir hayatının demokratikleşmesi çok önemli. O yüzden hayvanlara yer var, olması lazım. Zaten olacaktır da bu gidişle.

► Peki hayvana şiddet hakkında ne düşünüyorsunuz? Çocuk kitabı yazarı olan, hayvanla bir teması olmuş ve bunu da kitabına nakşedebilmiş biri olarak bu meselenin çocuklar için ne kadar önemli olabileceğini düşünüyorsunuz?
Çocuklar hayvanla ilişki kurmamışlarsa eğer hayvanı bir tehlike olarak algılayabiliyorlar. Bir çocuk da hayvana şiddet uygulayabiliyor. Mesela ben çocukken hatırlıyorum, çevremde hayvanlara şiddet uygulayan çocuklar vardı. Hatta kedileri öldüren ve mahallede kedimizi öldürmüşlerdi. Çocukluğum travmalarla geçti bu yüzden. Öldürenlerden bir tanesi de çocuklardı. Yani böyle bir şey olabiliyor, büyükler kadar sert olabiliyor çocuklar. Hayvanla ilişki kurmamaktan olduğunu düşünüyorum. Bir de kırsal ortamlarda da genellikle hayvan, istifade edilmesi gereken, sütünden, etinden, boynuzundan, kılından faydalanılması gereken bir şey olarak görülüyor. Orda da şiddet var. Onun dışında mesela bir köyde kalıyordum bir ara, çok sevdiğim bir köpek vardı o köpekle buluşuyordum. Sonra birkaç ay sonra gittiğimde o köpek yoktu. Sahibine sordum ‘’ne oldu?’’ dedim, ‘’Ya çok uyuduğu için öldürdüm” dedi. Bu köylü için çok doğal görülüyor. Bütün bunlarla ilgili acaba bir hayvan anayasası yapılabilir mi? Hayvanlar için bir anayasa şart. Yani çok iyi görüşler var bunun için. Mesela kimisi hayvan eti yemiyor, hayvan ürünü yemiyor. Bütün bunlarla ilgili tartışmalar var. Bu önümüzdeki dönemlerde dünyada çok tartışılacak diye düşünüyorum. Siz et yiyor musunuz?

► Hayır, vejateryenim. Siz et yiyor musunuz?
Maalesef yiyorum ama yemek istemiyorum. Et yemeyenleri daha doğru buluyorum. Veganlar da doğru geliyor. Gerçekten çok vahşi bir şey.