Düşünmeden konuşma bir hastalık mıdır?
YANKI YAZGAN YANKI YAZGAN

Dışkı yedirmenin travmatik olmayacağını söyleyen profesörün söyledikleri kadar söyledikleri hakkındaki yorumlar da empatiden yoksunluk örnekleri içeriyor. Söz ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde tartışmak yerine (saçma ya da faşizan bulduğumuz) görüşler hakkında (profesörde bulunduğu söylenen) Asperger sendromu ya da Otizm gibi gelişimsel bozukluklara göndermeler yapılarak yazılıp çizilmesi ayrımcı ve dışlayıcı tutumların ruhumuza nasıl sindiğini gösteriyor. İşin ilginci Asperger sendromu 8 yıl önceki bir Radikal başyazısında benzer biçimde kullanılmış, ben de aşağıdaki paragrafların bazılarını içeren bir yazıyı kaleme almıştım.

Asperger sendromu, bütün tanılar gibi, bir kişinin yaşamakta (bazen de yakınlarına yaşatmakta) olduğu zorluklara bir açıklama ve bir çözüm getirmek amacıyla geliştirilmiş bir klinik kavramdır. Bu sebeple şizofreni, mani vs gibi bir çok başka klinik kavram için olduğu gibi, metaforik kullanımı, yazarlara cazip gelse de, ikircikli bir konudur.

Yazılarda tanıların kişilerin durumunu açıklamak için kullanımı sırasında, toplumsal bir sürü çarpıklığın ya da bireylerin yetersizlikleri ya da kusurlarının, eleştirilen ya da saldırılan kişiye yakıştırılan bu tanı gerekçesiyle mâzur görülmesi mümkün mü? Toplumda yaygın olarak görülebilen tipte bazı davranış profillerinden bahsedip, bunları bir hastalık tanısı ile bağdaştırmak, Asperger sendromuna (ve bu tanı nedeniyle hayatları ciddi biçimde etkilenmiş kişilere) haksızlık etmek olur. Onlara göstereceğimiz destek ve anlayışı, bu tür bir destekleyici gereksinimi olmayanlarda israf etmek de cabası.

Toplumsal etkileşim ve iletişim için gereken “şifre çözücü”lerimiz (espri anlamaktan ses tonundan ya da surat ifadesinden bir anlam çıkartmaya kadar) için gereken beyinsel altyapının önemli bölümü beyinin sağ tarafında yoğunlaşmıştır. Bu altyapının sınırlarının içerisinde olduğumuz ailemizle ve arkadaşlar, öğretmenler, medya gibi toplumsal birimlerle etkileşerek/etkilenerek, sosyal, pragmatik becerilerimizi kazanırız. Kimimiz bu konuda çok ustadır (“emotional intelligence”, “duygusal ya da sosyal zeka” gibi popüler kavramların kastettiği bu), kalanların çoğu ise değişken düzeylerde ustalık gösterir. Üstelik bu ustalıklarımız da içinde olduğumuz ruh haline bağlı olarak bazen daha iyi, bazen daha kötü olabilir.

Çok küçük bir kesim ise (Asperger sendromunun içinde olduğu otizm spektrum bozukluğu) bu konuda ustalaşmak ne kelime, herkesin otomatik, kendiliğinden öğrendiği bir çok sosyal iletişim beceriyi öğrenemez. İstemediği için değil, başlangıçta (çocukken) böyle bir beceri olduğunun ya da sosyal iletişimin gerekliliğinin farkında bile değildir. Garipsenir, yadırganır. Eğer durum farkedilip de, bir müdahele yapılırsa, bu sosyal pragmatik becerileri adeta bir ders öğrenircesine öğrenebilir. Ama yabancı dil öğrenmenin getirdiği acemiliklere benzer biçimde bir yapaylığı iletişiminde hissedebilirsiniz. Diğer yandan, sistematize edilmiş bilgiyi öğrenmekte çok usta olan bu kişiler (daha ziyade beynin sol tarafının desteklediği bir işlev), bu dersi o kadar iyi öğrenebilirler ki, “orijinalinden” ayırd edemeyebilirsiniz. İkinci dili olan İngilizcede başyapıt veren bir çok yazar gibi (bu onları Asperger sendromlu yapmaz tabii ki).

Sosyal ilişkiler sistematik ya da ansiklopedik bilgiyle açıklanamayacak kadar karmaşık beklenmedik ve bulanık olduklarından ötürü, Asperger sendromu ya da Otizm Spektrum bozukluğu olan insanlar, sosyal ilişkileri çözümlemek yerine kendi kafalarındaki mutlak (bir tür “matematiksel”) doğruyu bağlamın özelliklerinden bağımsız biçimde ortaya koymaya yatkındırlar. Dilin biçim ve kurulumuna ilişkin (cümle kurulumu, sistematik ve analitik ilkelere uyumlu kalıplanabilir ifadeler) dil becerileri daha gelişkin olsa da, dilin kıvrak, esnek ve anlam çeşitliliğine dayalı kullanımında hiç usta değillerdir.

Böyle olunca kendisine göre doğru olanı başkalarının perspektifinin farklı olabileceğini düşünmeksizin, nasıl etkileneceğini hesap etmeksizin ya da sosyal etkileşim içinde başkalarını incitici ve kendilerini çok zor duruma düşürücü davranabilirler. Bu da dışlanmayı, zorbaca davranışlara uğramayı ve stigmatizasyonu (damgalanmayı) getirir. Üstelik dışarıdan bakanlar arasında kişinin bu dışlanmayı ve zorbalığı hak etmiş olduğunu düşünenler çok olur.

Gelelim, espriden pek anlamayan, başkasının nasıl etkileneceğini hesap etmeyen ya da umursamayan, Asperger sendromlu bireylerdekine benzer bir sosyal iletişim sıkıntısı çeken ancak Asperger sendromu tanısının bütün özelliklerini taşımayan, ama sistematik bilgiyi kolayca öğrenebilme becerisi/yetisine sahip (bilimde önemli bir rolü olan bir özelllik) olan kişilere. Sistematize edilebilir, “ansiklopedik” bilgiyi öğrenebilme yetisi tıpkı “boy” gibi hepimizde değişen ölçülerde varolan bir özellik. 1.90 m boyunda olmak hoş gösteren bir özellik olmakla birlikte, 2.15 m de “uzun” ancak pek arzulanmayan düzeyde bir “fazlalık” sayılabilir. Asperger sendromu bir anlamda boyun aşırıya kaçacak derecede uzaması gibi bir durumdur. Sistematikleştirme yanı kuvvetli olan bireyler, espri ya da başka sosyal kıvraklık gerektiren durumları ise doğallıkla sezmeseler bile “öğrenebilirler”, isterlerse...

Asperger sendromuna özgü davranışları bu tanının bütün özelliklerini taşımayan bir çok kişide gözlenmesi onları klasik anlamda Aspergerli ya da otizmli yapmaz; klinik tanı almak için problem davranışın varlığı yetmez; problemlerin süresi, yoğunluğu, sıklığı, ortaya çıkış zamanı, hayatta yol açtığı sorunların ağırlığı, eşlik eden diğer özellikler gibi bir çok ölçüte göre değerlendirilerek tanı konur. Asperger sendromunda görülen cinsten bir davranış bu tanı ölçütlerine uyacak niteliklerde değilse klinik bir durum olarak tanılanmaz. Belki de bir tür “psikososyal beslenme bozukluğu”nun ya da bambaşka bir aksaklığın sonucudur; önlenebilir ve düzeltilebilir bir “duygusal zeka” yetersizliği olarak da görülebilir.

Asperger sendromu ile tek ortak yan iki durumda da, aynı beyin mekanizmalarının, ama çok farklı düzeylerde, etkilenmiş olmasıdır. Tıpkı bir kalp damarının yüzde 10 tıkalı olması ile yüzde 50 tıkalı olması, ya da tıkayanın yumuşak ya da sert plak olması arasındaki büyük ve hayati fark gibi...

O sebeple, mutlak gerçeği bildiği (körükörüne) inancına dayalı, empatiden yoksun yaklaşım ve davranışlara, Asperger sendromundan başka ve klinik anlam taşımayan bir ad yakıştırmanın daha uygun olacağını düşünüyorum. Aklınıza gelen kelimeler terbiyenize uymazsa, hiper-rasyonel benim uydurduğum nazikçe isimlerden birisi.

Asperger sendromunu ya da otizmi bir suç ya da kabahatmiş gibi görerek, dışlayıcı bir dille bir başkasını aşağılamak için kullanmaya kalkan yazarlara ise ne denebilir? Dışkı yedirmenin travmatik etkisini önemsemezcesine konuşan profesöre aklınca eleştirmek ya da hakaret etmek için Asperger sendromu/Otizm tanılarını kullanarak yüzbinlerce çocuğu, genci ve ailesini inciten, kullandığı ayrımcı diliyle eleştirmeye çalıştığı profesör ile aynı safa ait olduğunu ortaya koyuyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız