Duvar
HÜSEYİN AYGÜN HÜSEYİN AYGÜN

Doğduğum şehir namlıdır. Küçücük bir ilçe bile sayılmaz bugünkü metropol hesabıyla, belki bir mahalle eder, iki kırmızı nehir, çok dağlıdır. Desim, bir şehir de değil, çok eski zamanlardan bir masalmış. Ulu ağaçlar, yüksek doruklar, kan kesen uçurumlar ülkesidir. Adını etrafını çeviren duvarlardan almış, ne gümüş ne kapı, şanı duvarlı demektir, ne girilir, ne çıkılır, dışarıdan gelenlere karşı sakınır içeridekileri, içeridekiler sadece sırları değil, kendini de gizler, duvarlarıyla. En büyük duvar Munzur’dur, yüz otuz kilometre sürer, üç bin metreye çıkar. Şehrin bir adı Khela’ymış, kale bu korumayı işaret edermiş. Dört yandaki duvarlar, içindeki beyaz tumanlı kulun, havadaki kuşun, yapraktaki böceğin, sudaki yalnız balığın bedenini sarar, korur, eski zaman şövalyesinin elindeki kalkan gibi. Bunun için yapılmış kara vagon yolu, gökte pırpır eden tara bundan. Benim toprağımda geniş rahat ırmaklar, telden dikenden örgüler, mayınlı kahverengi topraklar, eli süngülü askercikler değil, bildiğin taştan duvarlar sınırmış. Gezginin biri üç beş yüzyıl evvel gelip geçtiğinde, dağdan duvarları görmüş, nefesi kesilen ciğerlerinden, burada artık devlet yok, lafı dökülüvermiş. Duvar, özgürlüktür.

Muxundu, dağdan duvarlar içindeki Mazgert kalesinin içinde, yüzyıllardır önünde mumlar yakılan, ateşli dualar söylenen, divan durulan, dar kurulan bir yermiş. Mansur adlı derviş çıkıp geldiğinde Horasan illerinden, ev sahibi sıfatıyla Kureyş adlı eski derviş, meymanının ayağına gitmiş, sevgiler sunmaya, altında bir bozayı, elindeki kırbaç yılan, Mansur durmamış yerinde, ayı üstündeki sur dervişi karşılamaya gitmiş, bir duvara binmiş, duvar yürümüş. Mansur Kureyş’in eline eğilmiş, Kureyş Mansur’un elini öpmüş, ben canlıyı, sen cansızı yürüttün, deyivermiş. O Muxundu’daki derviş yürüten duvar ziyaretmiş o gün, bugün. Duvar, keramettir.

İnsan insandan koktuğunda, bir halk başka bir halktan kendini ayırmak istediğinde, bir devlet başka bir devletten gayrı ideoloji kurduğunda, karşımıza yine duvar çıkmış. Çin Seddi de, Berlin duvarı da, insan insanın nefesini duymak istemediğinde, küçücük insan kendi kocaman gölgesinden tırstığında yapılmış. Duvar, yalnızlıktır.
İnsan, suç işleyen kardeşini cezalandırmış, hiç acımamış, kanını da akıtmış, bir kaşık tuz, iki tane kurumuş balık çalan hırsızın elini kesmiş, bu kısasa kısasmış. Suç işlemese bile, gökteki Tanrıya kurban diye insan kesmek ibadetmiş ki, Musa peygamber bile az kalsın oğluna kıyacakmış. Bu son bir iki yüzyılda yargı eliyle infazlar gündeme geldi ki, en son asılanları geçen hafta otuz beş yılı deviren on yedilik Erdal Eren, sonun sonu ise Hıdır Aslan’dır. İnsan, asmayıp da besleyince duvarlı çitleriyle hapishaneler icat edilmiş. Kralların, şeyhlerin, devletlerin, diktatörlerin söylediğine itiraz edenler kendini hep duvarların arkasında buluvermiş ki, 12 Martlarda Diyarbekirli bir arif şair, bir bilsen nasıl vurur beni bu duvar, yazmış. Sonuncusu Can ile Erdem’miş, sadece kıralı çıplak göstermişler. Duvar, bedeldir.

Duvar bazen siperdir, arkamızı verir dövüşür, önümüze alır çatışırız, üstüne yazılar yazarız, hepsi birbirinden umutla. İdam mangasına karşı sırtımızı yasladığımız, son ses ateş’i duymadan önünde sloganlar attığımız yerdir. Sadece İspanyolların değil, faşizme karşı savaşan bütün insanlığın sembolüne dönüşen, her gerçek şair gibi devrimci Garcia Lorca, mutlaka bir eski yıkık duvar önünde kurşuna dizilmiş olmalı, şiir okurken. Duvar, dilsiz şahittir.

Hurilerin temelini attığı, Bizans İmparatoru Constantinus’un inşa ettiği uzun ve yüksek Sur’lar Diyarbekir’in can damarıdır. Geçen uluslararası koruma altına alındı. Diyar-ı Bekirliler ona beden derler, bizdeki dağlar gibi, Khela gibi, Sur kullanılır Kürtçe konuşulduğunda. Romalılar da, Osmanlılar da mührünü vurmuş duvarlarına, at, kaplan, güneş, yıldız, akrep hep kardeş ve birmişler. Cihan harbinde İç Khela içi Mustafa Kemal de kalmış, öksüz çocuklar duvarları altında saklanıp uykuya da dalmış. Benusen’e bakan tarafı yıkık ama umutlu, geçen hafta yakınında iki polisle eş Tahir, dün bizim oralarda öğrenci Şerdil Cengiz vuruldu. Yüzüne bin kurşun sıkıldı, tank ateşiyle gövdesi delik deşik edildi. Bu Beden neler gördü, bunu da yaralı atlatır elbet. Barış, surların bitmez hayalidir. Duvar, dirençtir.