Duvardaki delikler: Boşluk yaratıcıdır
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Birbirimize dokundukça genişleyecek boşluklar doğurgandır, yeni ilişkilere, insani eylemlere gebe. Başka bir dünya bu boşluklardan doğacak


Boşluklar. Her yerde. Duvarlarda, tıka basa doldurulmuş mekânlarda ve zihinlerde; aralıklar, çatlaklar, delikler, gözenekler. Göremiyoruz ama. Tutsak alınmış bedenlerimizin gözlerine perde inmiş. Dokunmayı denesek? Boşluklar, bağırlarında çokluğu taşıyan dölyatakları; yeni doğumlara gebe. Her yeri tıka basa doldurmak, bir doğum kontrolü yöntemidir; boşlukları doldurarak doğacak ve doğmasıyla mevcut şeyler düzenini değiştirecek yeni yaşamı boğma girişimi. Taocu bilgelik boşluktan on bin varlığın, yani çokluğun çıktığını söylüyor.

Gözümüze perde inmiş, imge perdesi; bu perde önyargılarla, klişelerle, basmakalıp düşüncelerle o kadar kirli ki hiçbir şey göremiyoruz. Ama perdenin ötesinde yaratıcı boşluk var. Ancak bir sanatçı, görünmez olanı görünür kılarak boşluğu bir eylem alanına dönüştürebilir. “Ressamın beyaz bir yüzey karşısında olduğunu düşünmek hatadır” diye yazıyordu Deleuze, ‘Duyumsamanın Mantığı’nda. Boş bir tuvalin karşısında duran ressamın tuvali boş değildir; tıka basa klişelerle dolu, tıpkı zihni gibi. Ressamın işi yüzeyi doldurmak değil, aksine boşaltmaktır. O halde resim yapma süreci, basmakalıp imgeleri boşaltarak yeni imgelere gebe bir boşluk, bir eylem alanı yaratmaktır. Bir sanatçı gibi yaşamak; kamusal mekânı sınırlarla, duvarlarla, basmakalıp nesne ve düşüncelerle dolduranlara rağmen düşüncenin ve bedenlerin devineceği doğurgan boşluklar, eylem alanları açabilmek.

Sanatçı, önyargılarla, klişelerle, sınır ve duvarlarla tıka basa doldurulmuş algılarımızı boşaltmayı, düşünce ve bedenin devinebilmesi için boşluk yaratmayı bilendir. Yeni ilişkilerin, yeni kavramların, çokluğun bir arada, yan yana durabileceği doğurgan boşluklar. Ama boşluk korkutur; yeri ve işlevi sabitlenmiş nesnelerle tıka basa dolu bir mekânda bir nesne olmak güven verir insana. 'Horror vacui', yani boşluk korkusu, özgürleşme korkusudur. Düşünmek, düşünceyi ve bedeni devindirebilmek, karar vermek korkutur. Ve boşluk kaygı doludur. “Kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir” diyor Kierkegaard. Boşluğa baktığımızda başımızın dönmesi bu yüzden. Henüz yüzeye çıkmamış çokluğu içeren ve yeni ilişkilere, dünyalara gebe bir boşluk. Özgürlüğün, baş dönmesi.

duvardaki-delikler-bosluk-yaraticidir-282233-1.

‘Landscape and Western Art’ (Oxford) kitabında yazar Malcolm Andrews 16. yüzyıla ait bir resimdeki ön plandaki boşluğu yorumlarken, “İnsani eylemin başlamasını bekleyen boş bir sahne gibi” diyor. Resim, Wolf Huber’in 'Golgothalı Manzara' adlı suluboya resmidir. Resme baktığımızda ön planda, henüz gerçekleşmemiş ve gerçekleşmesiyle birlikte tüm manzarayı değiştirecek bir olaya gebe boşluk gözünüze çarpar; baş döndürücüdür. Resmin adı İsa’nın çarmıha gerildiği Kudüs yakınlarındaki tepeye, Golgotha’ya gönderme yapsa da Andrews resmin bir tür olarak belirsizliğinden söz eder: Tamamlanmamış bir dini resim mi, topografik bir çizim mi yoksa hayali bir manzara mı olduğu belirsizdir. Ama arka plana, çok uzaklara yerleştirilen çarmıhları ve Kudüs kentini fark edince ön plandaki boşluğun anlamı birden değişecek. Boşluğu artık basmakalıp düşünceler, klişeler, önyargılar işgal etmiştir. Dölyatağı kısırlaştırılır ve ortaya çıkacak insani eylem doğmadan bastırılır. Ve kentin yaratıcı dölyataklarını, boşlukları, kamusal mekânları sınırlarla, bariyerle kapatıp tanımlı nesnelerle doldurmak da doğurgan olanı kısırlaştırmaktır. Yaratıcı eylem için boşlukları, çatlakları, duvarlardaki delikleri keşfetmek bize düşüyor.

Jean Genet’nin kısa filmi, "Un Chant D’Amour”u (Bir Aşk Şarkısı) sadece eşcinsellerin yaşadıkları baskılar üzerinden okursanız yanılırsınız. Film duvarlarla birbirinden yalıtılmış tutsak bedenlerin duvarda açtıkları delikler ve bu deliklerin içinden birbirlerine bağlanma çabası üzerinedir. Umut; duvara dokunma, çatlakları, delikleri keşfetme, genişletme ve bu boşluklarda toplumsallaşma sanatı. Her duvar bir açmaz, bir 'aporia' (gözenek-siz) olarak deneyimlenir önce. Dokunun, dokunduğunuzda mutlaka bir gözenek, bir delik, bedenleri birbirine bağlayacak bir boşluk keşfedeceksiniz. Birbirimize dokundukça genişleyecek boşluklar doğurgandır, yeni ilişkilere, insani eylemlere gebe. Başka bir dünya bu boşluklardan doğacak.