Ebru Ceylan: Taşra yalnızlık, uzaklık ve yoksunluk duygusudur
26.06.2018 10:17 KÜLTÜR SANAT
“Hayata baktığımda varlığın trajedisinden başka hiçbir şey görmüyorum. Kadın ya da erkek... Türler üstü bir mesele bu”

ÖYKÜ ÖZFIRAT - [email protected]

Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan filmlerinin en önemli kahramanlarından. Fotoğraf sanatçısı, senarist ve oyuncu Ceylan, usta yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın aynı zamanda hayat arkadaşı. Yıllardır birlikte çalışan ikili, birçok kez ödüllü işlere imza attılar. Kış Uykusu, Bir Zamanlar Anadolu’da, Üç Maymun ve Ahlat Ağacı filmlerinin senaristliğini yapan Ebru Ceylan ile Ahlat Ağacı hakkında konuştuk.

Ahlat Ağacı, 46.868 seyirciyle en iyi açılışa sahip olan Nuri Bilge Ceylan filmi oldu. Bu gişe başarısındaki artışı neye bağlıyorsunuz?

Ben gişe işlerinden anlamam. Önceki filmlerimizden daha farklı bir şey yaptığımızı da sanmıyorum bu konuda. İzleyicinin neden daha çok ilgi gösterdiğini düşünmenin, yaptığımız işin büyüsünü ve bağımsızlığını olumsuz yönde etkileyebileceğini düşündüğümden o konulara hiç girmem. İşin kendimle ilgili, yani yaratıcılıkla ilgili kısmına kafa yorup, payıma düşeni en iyi şekilde yapmaya çalışırım o kadar. Ama tabii ki yaptığınız işin sevilmesi güzel bir duygu.

Ahlat Ağacı Cannes’da ayakta alkışlanmasıyla gündeme oturdu fakat ardından ödül gelmedi. Bu sonuç sizin için şaşırtıcı oldu mu? Ödül beklentiniz var mıydı?

Ödül beklentim tabii ki vardı. Ama alkışdan ötürü değil, filmden ötürü. Yine de şaşırmadım. Çünkü hiçbir başarının ya da yenilginin mutlak bir hakikati olmadığını biliyorum. Her şey görecelidir. Ayrıca yenilmek, barışık ve alışık olduğum bir konudur. İşlerini severek yapan şanslı insanlar iyi bilirler, hayatı anlamlı kılacak bir eyleme sahip olmak, bu yolda çalışmak ve üretmek bir insanın sahip olabileceği en büyük ödüldür zaten.

ahlat-agaci-filminin-senaristi-ebru-ceylan-tasra-yanlizlik-uzaklik-ve-yoksunluk-duygusudur-479395-1.

Önceki filmlere oranla diyaloglardaki artış göze çarpıyor. O aradaki değişim neden kaynaklandı? Yoğun diyaloglu bir filmin izleyicide romanın bıraktığı etkiyi bırakabileceğine inanıyor musunuz?

Sinemayı edebiyattan ayıran şey diyalog değildir. Yani diyalog yalnızca romana ait bir kavram değildir. Nitekim bir roman hiç diyalogsuz da yazılabilir. Her yeni filmde her şeye yeniden başlarsın ve her hikâyenin kendine has bir biçimi, ruhu, özellikleri ve gereklilikleri vardır. Bu tamamen yaratıcının tercihi ve hikâyenin yapısıyla ilgili bir mesele.

Taşra ve taşralılık konusu filmlerinizde ortak tema diyebiliriz ancak Ahlat Ağacı filminde bu mesele daha farklı işlenmiş gibi. Sinan karakterini taşradan kaçmaya çalışırken kentliymiş gibi davranmak dışında çaba sarf ederken görmüyoruz. Hatta “Diktatör olsam buraya atom bombası atarım şerefsizim” dediğini görüyoruz. Bu filminizde taşrayı daha farklı işlemişsiniz diyebilir miyiz?

Ben önceki filmlerimizde de taşraya bakışımızın romantik bir bakış olduğunu düşünmüyorum. Bu anlamda bu filmin öncekilerden daha farklı olduğunu da düşünmüyorum. Bana göre taşra bir duygudur daha çok. Bir uzaklık, yalnızlık ve yoksunluk duygusu. “Taşra” dediğimiz yer, mekansal olarak bu tür duyguların yeşermesi için uygun bir ortam olsa da asla sebebi değildir. Sebebi insanın kendisidir. Bazı insanlar kendi taşrasını içinde taşırlar. Uzaklık, yalnızlık ve yoksunluk taşraya değil kendine ait özelliklerdir. Nitekim mekansal olan taşradaki büyük çoğunluk, kendini merkezde sanır. Asıl taşralılık bence budur. Filmimizin kahramanı Sinan, bu anlamda gerçek bir taşralı değildir zaten. O taşrayı kendine bahane eden bir ‘yabancı’dır. Bilakis taşra onun sığınağıdır.

Fotoğraf çektiğinizi biliyoruz. Yurtiçinde ve dışında sergileriniz ilgi görüyor. Fotoğrafçılıktan gelen deneyimlerinizi filmlerinizin görsel kısmında kullanıyor musunuz yoksa sadece senaryo kısmında mı yer alıyorsunuz?

Bilge’nin filmlerinde işin görsel kısmına müdahale etmem. Zaten bilindiği ve göründüğü üzere buna gerek de yoktur. Danışmak istediği bir şey olursa sorar, o da renk aşamasında falan daha çok, fikrimi söylerim o kadar. Ama görüntü dışında her şeye karışırım o ayrı. Hatta fazla karışırım. “Bu benim filmim sonuçta, istediğimi yaparım, ısrar etme” dedirtene kadar zorlarım. Sonra da böyle dedi diye küserim.

Senaryo Nuri Bilge Ceylan, Akın Aksu ve sizin ortak çalışmanızın ürünü. Senaryo sürecinde 3 kişi çalışmanın zorlukları oldu mu?

Ortak bir senaryo yazmanın elbetteki bir takım zorlukları oluyor, ama bence yine de yalnız yazmaktan daha kolay ve zevkli. Fikirlerinizin ve yazdıklarınızın sınanması, üzerine konuşularak, tartışılarak revize edilmesi ya da onaylanması güven verici ve sorumluluğunuzu hafifleten bir şey doğrusu. Senaryo açısından da avantajlı ve zenginleştirici bir durum. Hele de Akın gibi, Bilge gibi yaratıcı ve yetenekli insanlarla beraber çalışınca dezavantajlarından bahsetmek haksızlık olur.

ahlat-agaci-filminin-senaristi-ebru-ceylan-tasra-yanlizlik-uzaklik-ve-yoksunluk-duygusudur-479397-1.

Filmde farklı sonlar görmemizde birden fazla kişi yazmanızın etkisi var mı?

Ben filmin tek sonu olduğunu düşünüyorum. Ama sizde bu çoğul duyguyu yaratan şeyin, Sinan karakterinin zihninde olanla, hayata geçirdiği şeyin, belli bir kurguyla içiçe verilmeye çalışıldığı sinemasal bir anlatım denemesinden kaynaklandığını sanıyorum.

Filmde iki kadın karakter görüyoruz. Hatice (Hazar Ergüçlü) ve Asuman (Bennu Yıldırımlar). Kış Uykusu’ndaki Nihal (Melisa Sözen) ile geri planda kalmaları noktasında bir ortaklık görüyoruz. Kadın karakterlerin yazım sürecinde nelerden esinleniyorsunuz?

Her hikâyenin kahramanı farklıdır. Bazen bir çocuk, bazen bir hayvan, bazen bir kadın, bazen de bir erkek,. Kadın karakterleri yazarken de, erkek karakterleri yazarken de aynı şeyden esinleniyorum. Hayattan! Varoluş, yaşam ve zaman kadar büyük bir trajedi karşısında herkesin ve her türün, tüm biliçli ve bilinçsiz varlıkların aynı ortak kaderi paylaştığına inanıyorum. Gözüm kadın, erkek değil, “varlığın” trajedisinden başka bir hiçbir şey görmüyor hayata baktığımda. Türler üstü bir meseleden bahsediyorum. Benim meselem bu.

Senaryo ortaklarından kadın olan tek kişi olarak kadın karakter yazımına sizin ekstra katkınız oluyor mu?

Hayır, ekstra bir katkım olduğunu sanmıyorum. Kadınları erkeklerden daha iyi tanıdığımı ve anladığımı iddia edemem. Tıpkı erkeklerin de, erkekleri benden iyi tanıdıklarını ve anladıklarını iddia edemeyecekleri gibi…

Hatice karakteri filmde çok kısa yer almasına rağmen afişlerde yer verilmiş… Hatice’nin, Sinan karakterinin hayatına olan etkisi neydi sizce?

Diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de, vizyon afişi ve fragman gibi promosyon malzemelerine pek karışmıyoruz. Çünkü o kararlar yapımcı ve dağıtımcıların insiyatifindeki bir takım ticari kararlardır.

Haticeyle Sinan’ın ilişkisine gelince, şu anda film hala vizyondayken o sahneyi yorumlamam pek doğru olmaz, ancak şunu söyleyebilirim ki, her tür ilişki aynı zamanda bir iktidar ilişkisidir. Kişinin kendini ve gücünü sınadığı, bütün açık yaralarını sarmaya çalıştığı, kapanmamış bütün hesaplarını kapamanın fırsatını kolladığı bir hesaplaşmadır aslında. Haticeyle Sinan’ın karşılaşmasıda bu tür bir düellodur bana kalırsa.

Neden filmlerinizdeki ana karakter şu ana kadar hiç kadın olmadı?

Özel bir sebebi yok. Ama özellikle kadın hikâyeleri yapan yönetmenler de az değil Türkiye’de ve dünyada. Çeşitlilik güzel bişey. Herkesin kendilerini zorlayan duyguların ya da düşüncelerin peşinden gidip onu yaşaması, onlar üzerine çalışması çok doğal. Hayatı zenginleştiren de budur zaten. Karşındakinden aksini talep etmek, hatta ima etmek bile bir tür baskıdır ve ilkel, bencil ve hatta faşizan bir tavırdır bana göre. Çoğu zaman yapanın bile farkında olmadığı yıkıcı ve sinsi bir tavır.

Filmde polisin komünist gençlere işkenceden haz alması, atanamayan öğretmenlerin buluşma noktası polislik vs gibi politik göndermeler görüyoruz. Neden bunları koymak istediniz?

Sinemada ve hatta hayatta da, “karakter” dediğimiz şey, hem ruhsal hem de sosyal bir varlıktır. Çevresini kuşatan her türlü gerçekliğe maruz kalmıştır. İstemli ya da istemsiz. Bizim amacımız onu içten ve dıştan kuşatan tüm gerçekliği mümkün olduğunca açığa çıkarmaktır. Bir karakteri derinleştirmenin, inandırıcı ve anlaşılabilir kılmanın önemli koşullarından biridir bu. O sahneler de bu yüzden varlar.

Ahlat Ağacı’ndaki imam sahnesi çok konuşuldu. Filmde baba-oğul yöneten- yönetilen gibi bir sürü zıtlıklar örgüsü görüyoruz. Filmde yer alan iki farklı imam karakteri üzerinden devlet ve din ilişkisine gönderme yapılıyor diyebilir miyiz?

Gönderme değil, o sahnede gayet açık bir şekilde, devlet, din, inanç ve bunun uygulanışı üzerine farklı görüşler tartışılıyor.

Yeni senaryolar var mı? İlerisi için tek başınıza bir senaryo oluşturma/ çekme gibi bir planınız var mı?

Yeni bir senaryo üzerine çalışmaya henüz başlamadık. Ama benim yalnız başıma bir senaryo yazmak ya da kendi filmimi çekmek gibi bir projem yok şu anda.