Ece’yi savunmak
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
Perşembe akşamı Ece Temelkuran’ı SOAS’ta ağırladık. Ece Temelkuran’ı yakından takip eden ve seven nitelikli bir dinleyici topluluğuyla samimi bir söyleşi oldu. Tahmin edebileceğimiz ve bildiğimiz bir manzarayı yeniden tarif etti Temelkuran. Yine tanıdık ama çarpıcı olan Ece’nin tedirginliği. Yazılarında kitaplarında vurguladığı inadı orada duruyor ancak bu tedirginlik hali Dink’ten alıntıladığı ‘gazeteciler korkmuş güvercinler gibidir’ sözünü anımsattı. Bir insanı, bir gazeteciyi bu kadar ürküten şey nedir?

SOAS’ın Khalili Salonu tıka basa doluydu. Dinleyiciler arasında Ece’nin sıkı okurları, eleştirel takipçileri, meraklı Türkiye araştırmacıları vardı. Yarım saatlik konuşmanın ardından Ece’yi haddinden fazla yoracak kadar soru ve yorum geldi. Herhalde Türkiye televizyonlarındaki sonu gelmeyen tartışma ve sohbet programlarını çok izlemenin bir yan etkisi bu: Gazeteciler, yazarlar saatlerce konuşabilirler!

Ece konuşmasında tutuklu gazeteciler meselesini gündeme getirdi ve demokratikleşme sıkıntılarını ve Türkiye’deki genel ruh halini anlattı. Doğal olarak dışarıdan görülen ‘hızla gelişen, büyüyen Türkiye’ algısından farklı bir tablo sundu. BirGün okuru için bunda bir yenilik yoktur muhakkak.

İlginç sorular soruldu ve tartışıldı. Türkiye’de neden Tahrir benzeri olaylar olmuyor sorusuna Ece’nin cevabı onlarca Tahrir oluyor ancak ana akım medya bunları Tahrir gibi aktarmıyor ve hatta hiç bahsetmiyor oldu. Konuşma sokaktaki kızgınlıktan, sezaryen doğuma, oradan uzlaşma gereksinimine ve Pınar Selek’e kadar genişledi. Ancak meselenin özü ‘balkon konuşmaları’ ve demokrasi arasındaki kan uyuşmazlığıydı. Yani demokrasilerde balkon diye bir kurumun olmaması gerektiğini anlattı Ece, ya da balkonun olduğu yerde demokrasinin olmayacağını örnekleriyle aktardı.

Eleştirilerinde ve analizlerinde katılmadığınız, eksik ya da fazla bulduğunuz yerler olabilir. Zaten normal olan da budur; tek doğru olmamasından mütevellit. Muhafazakâr ve hükümet yanlısı kesimler ve hükümetler genel olarak alıngandırlar, özellikle de Orta Doğu’da. Yanlış anlaşılmasın bu alttan alta bir Batı yüceltmesi değil bizim hükümetimizin ve kurumlarının da çok hassas olduğu meseleler var ve o konularda konuşmak hoşlarına gitmez. Ancak konuşursanız da kimse kolay kolay sizi tehdit etmez ve kolay kolay işinizden de etmez. Ama öte yandan ticari kurumlar olan medya şirketlerinin işlerine gelmeyen çalışanları işten çıkarması da beklenmedik bir durum değil. Hoş olmayan bu beğenilmeyen insanların sonuna dek susturulmaya çalışılması. Ece maalesef böyle bir linç kampanyasıyla karşı karşıya. Bu kendini zaman zaman görevlendirilmişler aracılığıyla zaman zaman gönüllüler aracılığıyla gösterebiliyor.

SOAS’taki toplantı sonunda onlarca kişi Ece’nin elini sıkmak, kitabını imzalatmak ve sevgisini göstermek üzere kürsüye üşüştü. Doğal olarak Ece’nin mutluluğu yüzünden okunuyordu. Lakin aradan birisi çıkıp ısrarla 10 dakika ben yüzde 70’i temsil ediyorum, bizim hassasiyetlerinizi dikkate almanızı istiyorum diyene kadar. Sadece bunu söyleyip uzasa sorun yok ancak tatlı sert bir tehdit tonunda ‘hassasiyetlerinizi dikkate alacağım’ biçiminde bir söz talebiyle devam edince işin tadı kaçtı. Ece’nin tadı kaçtı… Zaten hissettiği durum bir kez daha hatırlatılmış oldu.

Ece’nin konuşmasında alıntılar vardı bugünden ve geçen yüzyılın ilk yarısından. Bunu ilk defa duymuyoruz tabii ki daha radikal medyada bunlar zaten defaten yazılıp söyleniyor. Bilkent’ten sınıf arkadaşım CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir bütçe görüşmelerinde benzer alıntılarla bir giriş yapmıştı. Geçtiğimiz ay Avam Kamarası’ndaki konuşmasında da aynı benzerliklere vurgu yaptı. Bütün bunları yurtdışında Türklüğe hakaret kapsamına sokacak cevval savcılar vardır muhakkak ama inşallah gözlerinden kaçmıştır bu sefer.

Ertuğrul Özkök dahi dayanamamış olmalı. Son yazısına bir Hitler anekdotu ile başlamış. Başbakanın ulusa sesleniş konuşmasında sıkça hain lafı kullanmasını şuraya bağlamış: “Çünkü Hitler’in söylediği o söz doğrudur: “Kimin hain olduğuna biz karar veririz…”

Yurtdışındaki ve yurtiçindeki Türkiyelilerin acilen Ece Temelkuran’ı savunması çok önemli ama yetmez. Ece’nin önemle altını çizdiği gibi başbakanın veya başkasının Hitler’e benzetilmesi değil mesele. Mesele bir ülkenin çoğunluğunun Hitler Almanya’sındaki ruh haline bürünmesi. Tehlikeli ve karanlık olan da bu, geri kalan her şey tali mesele. Sonuçta balkon konuşmalarının ya da ulusa seslenişlerin içeriği tuhaf bir pazarlama taktiğinden kaynaklanmış dahi olabilir ancak onu alkışlayan ruh hali gerçek.

İyi pazarlar ve bol şanslar.