Edebiyatımızın iki Baydar’ı
REFİK DURBAŞ REFİK DURBAŞ

Mustafa Baydar’ı bu­günün gençlerinden kim hatırlar? Bir dö­nem, gençlerin başı ucunda duran “Atatürk Diyor Ki” ve “Atatürk’le Konuşma­lar” başlıklı kitapları derleyen Baydar’ı...

Cumhuriyet gazetesinde ça­lışmaya başladığım 1969 yılında Baydar, düzeltme servisi­nin şefi idi.

O yıllar, düzeltme servisinde çalışan Kemal Özer, Adnan Özyalçıner, Ko­nur Ertop, Ertuğ Karakulluk­çu, Zeki Yücel ve benimle birlikte bütün gazetenin “Üstat” diye çağırdığı, kendi halinde, içine kapanık bir adamdı.

Bütün emeli ve umudu, emekliliğini dol­durup kendisini bütünüyle “yazı”larına vermekti. Çünkü Türk edebiyatı üzerine kitap olacak boyutta 620 kadar dosya biriktirdiğini söylerdi her fırsatta...

“Üstat”, elli yaşının sınırını biraz aşmıştı ki, emekli oldu. Ama ömrü vefa etmeyecek, 20 Ağustos 1976’da aramızdan ayrılacaktı.
3-4 yıl, haftanın 4-5 günü birlikte çalıştığımızdan biliyorum, kendisinin üzerine konuşmayı pek sevmezdi.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiş, bir süre Diyarbakır’da edebiyat öğretmenliği yapmıştı. Ama adı “solcu”ya çıktığından öğretmenlikten ayrılarak kapağı İstan­bul’a atmıştı. Bu konu açıldığında “Aman aman” di­yerek geçiştirirdi.

edebiyatimizin-iki-baydar-i-346413-1.
Mustafa Baydar ve Halide Edip Adıvar

İstanbul’da da tutunmak kolay mı?

Bir akşam ga­zetesinde geceleri baskının hesabını tutmak, sabah bir başka işyerinin muhasebesine bakmak, öğleden sonra da yine bir başka gazetenin “düzeltme” servisinde çalışmak...

Arada da zamandan çalabilirse kalbinin kapılarını edebiyata açmak...

Siz ancak bir ucundan sorarsanız, “Üstat” da bir ucundan anlatırdı başından geçenleri...

Emekliliğinin yaklaştığı günlerde yaşadığı bir olay ise dün gibi hâlâ durmaktadır anılarımın tavan ara­sında.

“Üstat” o yıllar, Ankara’da ömür defterinin son yapraklarını yazan Yakup Kadri üzerine çalışmakta­dır.

Cumhuriyet gazetesi için bir yazı dizisi hazırlar, çünkü Yakup Kadri ile hemen her hafta sonu Anka­ra’ya gidip görüşmektedir.

(Sevgili okur, ben o yıllarda Cumhuriyet’e yeni girdiğim için düzeltme servisinde asgari ücret ile çalışıyordum. Düzeltme servisinde her gece birimizin nöbetçi olarak çalışması gerekiyordu. Baydar’ın nöbeti cuma geceleri idi. Cumartesi günleri Yakup Kadri ile görüşmek için Ankara’ya gideceğinden onun yerine cuma geceleri de ben çalışırdım.)

Fakat yazı işleri diziyi yayına koymakta hiç de acele etmemektedir.

“Üstat” ise hem heyecanlı, hem tedir­gindir, kimseye de bir şey söylemek yanlısı değildir.

Biraz da sanırım Adnan Özyalçıner’in kışkırtmasıyla o yıllar şimdi kullanılmayan konağın üst katında otu­ran ve yazılarını orada yazan Başyazar Nadir Nadi’ye çıkar “Üstat”...

Ardını şöyle anlatacaktır:

“Kapıyı vurdum girdim. Nadir Bey adımı sordu ön­ce. Mustafa Baydar deyince birden çok heyecanlan­mıştı. Hemen odacısı Hasan Efendi’yi çağırdı, çay mı, kahve mi içeceğimi sordu. Ağzım kurumuş, ama bir bardak su istemek bile aklıma gelmiyor.

Ve başla­dı soru yağmuruna: Üniversitede dersler nasıl gidi­yordu, çeviriler ne âlemdeydi?

Anladım ki beni çevir­men Nasuhi Baydar ile karıştırıyor.

Güç bela ‘Ben’, dedim ‘aciz kulunuz 20 yıldır Cumhuriyet’in düzeltme servisinde...’

Daha sözümü tamamlamadan Nadir Bey anlamıştı yanlışlığını.

‘Peki peki, hemen hallede­riz o sorunu’ diyerek uğurladı beni.”

Ve bir haftaya kalmadan “Üstad”ın Yakup Kadri ile ilgili dizi yazısı “Cumhuriyet”te tefrika edildi.