Eğitim
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Sistemlerin var olma süreçlerinin en iyi kurgulandığı alan eğitimdir. Eğitimin yapısal kurgusu var olan sistemin beklentilerini net olarak ortaya koyar.

Okullardaki müfredat programları bu yapının birer yazılı belgesi şeklinde her şeyi açıklar. Eğitimin oturtulduğu zeminin tasviri zaten amacın ne olduğunun bir tarifidir.

İki şekilde bir kurgudan bahsedebiliriz. Birincisi ‘devlet odaklı’ kurgu, ikincisi ‘öğrenci odaklı kurgu.’

Devlet odaklı kurgunun asıl amacı var olan sistemin devamını temin edecek insan formatının eğitim yoluyla elde edilmesinin sağlanmasıdır. Buradaki süreç, yapının bekası için otoriter bir şablonun yukarıdan aşağıya doğru, dikey olarak sistematik bir şekilde kurgusunun devamının sağlanmasıdır.

Süreç, okul içinde öğrenci öğretmen ilişkisine kadar devam eder.

Bu yapının en belirgin temel taşı; öğretmenin ‘kara tahta’ önündeki tüm özerkliğinin ortadan kaldırılarak, sistemin devamını sağlayacak bir ‘memur’ haline getirilmesidir. Öğrenci ile ilişkisi birliktelikten kopuk, tek düze etkin olma şekline getirilir.

Çünkü buradaki asıl hedef, öğrencinin yetiştirilme unsurlarının ‘eğitim’ kisvesi altında müfredataştırılarak bir sistemin insan modelinin yaratılmasıdır.

Öğretmenin ve öğrencinin varoluş koşullarından yabancılaşmasının başarılması sistem için en temel ögedir. Öğretmen bu koşullarda öğrencinin karşıtı olarak belirginleşir ve öğrenciyi cehaletin mutlak varlığı olarak algılar.

Kendi varoluş birikimlerini reddedercesine öğrencileri gerçeklerden kopararak, soyut anlamlar yüklediği kelimeler içinde kendini de öğrencilerini de yabancılaştırır.

Bu yabancılaşmanın en temel amacı, öğrencileri özgürlükten yosun bırakarak, yaşadıkları dünyadaki tüm olgulara eleştirel bakış açısından kaçırmaktır.

Bilgi olarak sunulan şeylerin tamamı dogmatik içeriğe sahiptir. Bunların tamamı ezbere dayalı, ödevlerle desteklenen, sistemin huzurunu koruyacak ve öğrencilerin mevcut oldukları yapıya entegre olacak empozelerdir.

Öğretmenin ve öğrencinin eleştirel yaklaşımı otorite tarafından uygun görülmez. Okul ile öğretmenden bunun engellenmesi istenir. Öğrencinin varlığını mevcut yapıya entegrasyonuna indirgeyerek, soyut, yalıtılmış birer araç haline getirilmesi sağlanır.

Araçsallaştırma ile eleştirel yapıdan ve özgür sorgulama ortamından koparılması onu metalaştırır. Kendini sahip oldukları üzerinden tasvir ederek sistemin neferi haline gelir. Ve en büyük tehdit olarak sahip oldukları şeylere yapılan saldırıyı algılar ve ancak o zaman, itaat ve uysallaşmanın aksine büyük tepki gösterir.

Öğrenci odaklı eğitim kurgusu ancak demokratik yapı içerisinde oluşur. Tamamen özgürleşme ile eleştirel bir bakış açısının hâkimiyeti üzerine şekillenir. Öğretmen ‘kara tahta’ önünde özerktir. Öğrenci ve öğretmen ilişkisi bir bütünlük içinde ve eşit koşullarda işbirliğini içerir. Öğretmen de, öğrenci de ancak böyle kendini özgür kılar. Öğrenci öğretmen ilişkisindeki çelişkilerin belirginleşmesi, sürecin sağlıklı yürümesi açısından olumlu etki yaratır.

Özgürleşme dürtüsü insanı değiştirme pratiğinin içine sokar. Yaşadığı dünyayı ancak böyle algılamasını sağlar. Bilginin algılanması, onu nesnel olarak tanımlanması ve kendi çekim alanı içindeki ve arka plandaki tüm ayrıntıları ile onu mutlak kılar. İnsanların bilinçli varlıklar olmasının sebebi bu algı sonucu ortay çıkan kuşkulardır.

Öğretmen öğrenci arasındaki diyalog, öğretmenin bilgisini onun tekeline veren ve bilgiyi tek yönlü sunmasını isteyen yapıyı reddetmesiyle bilgiyi ortaya koyarak, eşit koşullarda tartışma ortamını sağlar. Bu süreçte öğretmen de öğrenci formatına girer. Bu sürecin en belirgin başarısı bilginin tanımlanarak nesnel hale getirilmesi ve yaratıcılığın ve sürecin eyleme dönüşmesinin teşvik edilmesidir. İnsanın eğitim varoluş sürecindeki karşılığı bu olur. Asıl öğrenme diye tasvir edeceğim şey budur.

Ortak iletişim ve ortak koşullarda bilgi paylaşımının sağladığı özgür ortam, öğrencinin yaşadığı dünyayı algılamadaki cesaretini geliştirir ve dünyanın durağan değil değişim içinde devam eden bir yaşam süreci olduğunu anlar. Var olan zaman diliminin tartışılması geleceğe yön verir. Geçmiş ise sadece bir gözlem içerir.

Jean-Paul Satre’ın “Bilinç ile dünya birlikte dururlar” tespiti her şeyi çok net ortaya koyuyor. Bilginin nesnelleşmesi ile eylemsel boyutu, düşünce ufkunu sonsuza doğru yönlendirirken ayrıntıları arar.

Öğretmen ve öğrenci özgürleşmeden yaratıcı ortam sağlanamaz.