Eğitim ve eğitim kurumları işgal altında
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Modern eğitim kurumları, kamusal alan olmanın ötesinde diğer kamusal faaliyetlere katılımında bireyi güçlendiren role sahiptir. Bu bakımdan eğitimi kontrol eden tüm kamusal alanları kontrol eder.

Bilime, laikliğe ve demokrasiye uymayı gerektiren koşullarıyla kapasitelerini aşan faaliyet alanı olmasına rağmen İslamcıların eğitimle ilgilenmeleri boşuna değil: Eğitimin artan rolü ile birlikte insanların eğitime olan ilgisini toplumu denetim altında tutma arzusu ve tabii ki para kazanma tutkuları İslamcıları cezbediyor. Yoksa bilimle gerçeğin, sanatla estetiğin pedagojiyle sunulduğu modern eğitim, İslamcıların dahil olabileceği bir alan değil. Onlar için modern eğitim, karanlık dehlizler içinde dolaşmak gibi bir şey. Şu an olduğu gibi içine girdikçe kayboluyorlar.

Modern eğitimin, bildiğini sandığı şeyin yanlış olabileceğini söyleyerek öğrenenden fikrini değiştirmesini istemesi İslamcıların kabullenip uyum sağlayacağını şey değil. Bu yönüyle eğitim, siyaset gibi çoğunluk iradesiyle de denetim altına alınamıyor. Okulların imam hatiplere dönüştürülmesi, müfredat değişikliği, bilim ve laiklik karşıtı antidemokratik yönetimsel kararlar eğitimin dinselleştirilmesinden öte anlam içeriyor. 2012’den sonraki her eğitimsel karar bu kamusal alanın işgaline yönelik yeni bir girişimdir. 2002’den bu yana yapılan her seçim, İslamcıların siyaset alanını daha güçlü bir şekilde kontrol etmesine yarayacak bir şekilde sonuçlandı. Evet, AKP seçim sonuçlarından aldığı güçle siyaset alanını kontrol edebiliyor. Fakat çoğunluk olmanın doğrudan etkileyemediği sosyal alanlarla, düşünceyi etkileyen bilimsel faaliyet alanlarını kontrol edemiyor. Bu nedenle İslamcılar, denetim altına alamadıkları eğitim kurumlarını değişime direnen ideolojileriyle işgal ediyorlar.

İslamcılara işgalci diyorum çünkü eğitimin rolü bir yana, yasalar da onların eğitimi İslami kurallara göre tanzim etmesine müsaade etmiyor. Hazırladıkları müfredat, yayınlandıkları talimat, çıkardıkları genelge ne derse desin Anayasanın eğitimle ilgili maddeleri İslamcıları işgalci durumuna düşürüyor. Anayasanın şu iki maddesi herkese İslamcıların eğitim pratiklerini reddetme hakkı veriyor: Madde 42: “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. … Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür.” Anayasanın 174.maddesi ise şöyle: “Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz”

Görüldüğü gibi işgal eden onlar işgal edilen Anayasasıyla, kanunuyla, tüm kurumuyla Türkiye. Bu durumda bu ülkenin yurttaşları olarak bizlerin işgale, işgalcilere karşı direniş politikaları geliştirmemiz gerekiyor. Kanunlar mağdurlara direnerek savunma hakkı veriyor, hatta yükümlü kılıyor. Eğitim hakkımızı korumak için başvurulacak direniş amaçlı eylemlerde hukuki desteğe sahibiz. Direniş, fiili saldırı altındaki hukuki hakların korunması amacı taşıdığı için şiddet içermediği sürece yaptırım gerektiren hukuk ihlali sayılmaz. Mesela mahallelinin, imam hatibe dönüştürülen okuluna girmesi işgal sayılamaz. Yasalara İtaat etmeyen AKP; ayrıca iktidarının hukukiliği de tartışmalı olan AKP politikalarını reddetmek kanunen suç sayılmaz.

Muhalefet eğitimi gündem başlıklarından biri yapmışken meşru müdafaanın yol ve yöntemlerini de tartışması gerekiyor. Her işgal biçimine karşı uygun bir direniş yöntemi bulunduğu gibi eğitim alanında da çocuklara zarar vermeden onları İslamcıların saldırısından korunmak mümkün. Fakat önce işgalciyi ve işgal politikasını reddetmek gerek.

Kabul görülürse inananların bayramını kutluyorum.