Eğitim ve siyaset
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Bu hafta Fransa’da okullar açıldı. Sokaklar çocuklarla şenlendi, trafik tıkandı, mağazalar okul ihtiyaçlarını son güne bırakan ailelerin...
Bu hafta Fransa’da okullar açıldı. Sokaklar çocuklarla şenlendi, trafik tıkandı, mağazalar okul ihtiyaçlarını son güne bırakan ailelerin kuyruklarıyla doldu taştı. Ancak yeni öğretim yılının diğerlerinden farkı, önümüzdeki Mayıs ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden birkaç ay önce tüm siyasetçilerin odağı olması. Merkezden aşırı sola herkes Fransa’nın eğitim sistemini tamamen gözden geçirmek gerektiğini, sorunlar karşısında eğitim devriminin şart olduğu kanısında. Sağda ise yapılan tüm reformların ne denli faydalı olduğunu en iyi kim beyan eder yarışı sürüyor. İstihdam kaygısından sonra Fransızların en önemli ailevi meselesi olan eğitim, siyasette belki ilk kez bu denli ağır basacak. Eğitim, seçim tartışmalarının temel konularından biri olacak.

Tabii bunun temelinde dört küsur yıllık Sarkozizm’in en büyük kurbanları arasında milli eğitim geliyor. Bu zayıflama üç temel konuda yapılan değişikliklerden kaynaklanıyor. Öncelikle 2007’den beri Fransa’da tam 60 000 öğretmen kadrosu iptal edilmiş. Sadece geçtiğimiz eğitim yılında hemen hepsi öğretmen olmak üzere 16 000 milli eğitim kadrosu iptal edilmiş. Emekliye ayrılanların yerine yenilerini atamamak, kırsal kesimlerde farklı okulları birleştirerek, yeni atamaları durdurarak gelindi bu noktaya. İkincisi, geçtiğimiz yıldan beri de, çiçeği burnunda “stajyer” öğretmenlere ne bir mesleğe hazırlık devresi, buralarda hiç aksatılmayan el kitapları verildi. Yani bu yıl görev aşkıyla işe başlayan 15 800 genç kendi yağlarıyla kavrulmaya bırakılıyor. Ve son olarak toplumsal eşitliğin temellerinden biri olarak kabul edilen “Okul haritası”—yani öğrencinin ikamet adresinin bulunduğu bölgedeki okullara yazılması—geçen seneden beri tarihe karıştı.

Somut olarak ise, birçok kırsal bölge okulu kapanıyor, minicik çocuklar onlarca kilometre ötedeki okullara gitmek zorunda bırakılıyor, ilkokullarda öğretmenler karşılarında birden fazla sınıfa ait çocuklara aynı anda ders yapmak zorunda kalıyor. Yani, son yıllarda beni en çok etkileyen filmlerden Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın “İki dil bir bavul”daki Emre öğretmenin durumunda olduğu gibi, birçok farklı ilkokul sınıfı birleşiyor ve öğretmenler bununla başa çıkamıyor. Bazı beldeler devletten ümidi kesip kendi çözümlerini arıyor. Belediye bütçesinden öğretmen maaşı çıkartmak için ciddi kesintiler yapan başkanlar, okul öncesi eğitmen istihdam etmek için pamuk elleri cebe atan veliler, giderek artacak gibi. Sorunların büyük bir kısmı okul öncesi ve ilkokul sürecinde hissediliyor.

Okul sıralarına dönen toplam 12 Milyon öğrencinin yarısından fazlası ilk eğitimde. Toplamın ise sadece yüzde yirmisi için aileleri özel okulları tercih etmiş. Çünkü “Fransız ayrıcalıklarının” başında Cumhuriyet okulu geliyor. Herkese düzeyli ve eşit oranda eğitim vermek. Fransa’yı Fransa yapan özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve laiklik ilkelerini devletin desteğiyle vermek, düşünen, tartışan, dünyaya açık çocuklar yetiştirmek. Sarkozy ve yandaşları, bu yıldan itibaren en küççüklere ellili-altmışlı yıllardan beri uygulanmayan bir “ahlak” molası verdirmek istiyorlar. Yani her sabah derse başlamadan önce bir atasözü etrafında minikler öğretmenin görüşlerine ve vicdanına kalmış “ahlaki” değerler aşılanacak. Tehlikenin boyutunu anlatmaya bile gerek yok. Dünyaya açık Fransız okulu giderek kapatılıyor. Bir örnek daha: bu yıl lise sınıflarında okutulan Fen ve Hayat bilgisi kitaplarının bazılarında “cinsel tercihin doğuştan belirlenmediğini, insanın büyürken kadın veya erkek olmayı öğrendiğini” yazdığı için bir grup iktidar partisi milletvekilinin kitabın toplatılması için girişimde bulunması.

Önümüzdeki aylarda seçim tartışmalarının temel konularından biri eğitim olacaksa, solun güçlenmek için eline altın bir fırsat daha geçiyor. Yeter ki adaylar somut, inandırıcı, yapılabilir öneriler geliştirebilsinler...