Eğitimin sorunları ve mücadele olanakları
16.09.2018 11:01 BİRGÜN PAZAR

Sevi Gizem Zeybek
Nejla Doğan

Yeni eğitim öğretim yılına eğitim krizini öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin ve akademisyenlerin gözünden değerlendirmek için Eğitim-Sen genel başkanı Feray Aytekin Aydoğan ve eğitim sekreteri Özgür Bozdoğan, Veli Der Ankara şube başkanı Hülya Deveci Daran, Eleştirel Pedagoji Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ünal Özmen ile bir araya geldik.

► Konuşmamıza gündemde olan karma eğitim tartışmalarıyla başlayabiliriz. Ne düşünüyorsunuz?
Özgür B.:
Karma eğitim tartışmasını iki boyutta ele almak gerekiyor: birincisi karma eğitim ve dolayımındaki diğer tartışmalarla eğitimdeki dönüşüm; ikincisi bütün bu tartışmaların odağında olan yeni Milli Eğitim Bakanlığı, yönetim biçimi içerisinde, bakan, bakanın işlevi ve bu yeni rejimin kendi doğası. Öncelikle şunu açık bir şekilde ifade edelim, Milli Eğitim Bakanlığı’nda yönetim ve bakanlar değişse de, burada fikri olarak devam eden bir çizgi, bir hat, bir paradigma var. O paradigmanın değişmediğini, kendisini koruduğunu, içerisindeki kimi unsurlar ya da aktörler değişse de yönelimin kendisinde köklü bir değişiklik olmadığını tespit etmek gerekiyor.

Karma eğitim tartışması nereden başlıyor? Tartışma 10 Eylül 2018 tarihinde Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğinde MEB’in yaptığı değişiklikle başladı. Bu değişiklikte de 7. Maddenin 11. Fıkrasında düzenlenen “Çok programlı liseler, mesleki ve teknik eğitim merkezleri ve mesleki ve teknik eğitim okullarında karma eğitim yapılır” ibaresi maddeden çıkarıldı. Karma eğitimle ilgili yapılan bu değişim sonucu doğal bir tepki gelişti. Ve arkasından MEB bir açıklama yaptı, açıklamada denildi ki “Karma eğitimin kaldırılmasıyla ilgili bir durum söz konusu değil. Biz bir yargı kararını, bir bireyin açmış olduğu mahkemenin gereğini yerine getirdik. Zaten bu düzenleme 1739 sayılı yasanın 15. Maddesinde var: Tüm eğitim kademelerinde karma eğitim esastır. Ancak zorunlu hallerde, ihtiyaç olmasına gerekli görülen durumlarda sadece kız ve sadece erkek öğrenciler için okullar ayrılabilir”. Fakat arkasından Cumhurbaşkanlığı sözcüsü “karma eğitimin esas olduğunu ancak karma eğitim dışındaki eğitim biçimlerini de talep eden veliler olduğunu ve kendilerinin bu talebi karşılamak için seçenek yarattığını” ifade etti ve tartışma şu an geldiğimiz boyuta döndü. Şunu açık bir şekilde görmek gerekiyor, 1739 Sayılı yasada karma eğitimin esas olduğu düzenlenmiş olsa da, yasa maddesinin ikinci bölümünü MEB sürekli olarak kullanarak, sadece kızlara ait olan kız Anadolu liseleri ve kız Anadolu imam hatip liselerini uzun süredir açıyordu. Şu an MEB o maddeyi oradan çıkararak diğer okulları da bu pozisyona getirmiş oldu. Esasında bizim uzun süredir söylemeye çalıştığımız şu, MEB eğer gerçekten karma eğitimde samimi olmuş olsaydı dün şöyle bir şey yapardı, “MEB’e bağlı tüm eğitim kademelerinde karma eğitim esastır” diye yönetmeliği genişletebilirdi. Onlar bunu genişletmek yerine tüm okulları karma eğitimin dışına çıkarılan türlerinin içerisine dahil etmiş oldu.

Görülüyor ki önümüzdeki dönem karma eğitim, eğitimle ilgili temel bir tartışma başlığı olacak. Biz karma eğitimle ilgili, karma eğitimin kendisinin temel bir çocuk hakkı ve temel bir pedagojik gereklilik olduğunu düşünüyoruz. Toplumsal yaşamın kendi doğası, toplumsal iş bölümü, cinsiyet rolleri, bütün bu büyük fotoğraf içerisinde düşünüldüğünde karma eğitim dışındaki eğitim ciddi sorunlar yaratacaktır.

Kamusal alanı yok etme çabası
► Ankara Öğrenci-Veli Der başkanı Hülya Hanım’a da bu soruyu yöneltebiliriz. Özgür hocanın söylediği gibi aslında bakanla ilgili beklentileri, bakanın ilk icraatlarını; kamuoyunda daha aydın, seküler ve hatta Atatürkçü olarak lanse edilmesini, Veli-Der olarak siz nasıl değerlendirdiniz? Ve hatta karma eğitimle ilgili yeni yönetmeliği nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hülya D.:
Bu karma eğitimin ortadan kaldırılması çalışmalarının eğitimin dinselleştirilmesiyle paralel olduğunu düşünüyoruz. Yapılan değişiklik kademeli olarak karma eğitimin kaldırılacağını ve eğitimin dinselleşeceğinin sinyalini veriyor ve bu da çok tehlikeli bir şey. Karma eğitim ile çocuklarımız açısından farklı cinsiyetlerin birbirini tanıması, toplumsallaşması gibi pek çok kazanım söz konusu. Veliler karma eğitimden yana ve bilimsel eğitim veren okulları tercih ediyorlar. Son LGS’de de gördüğümüz gibi akademik eğitim veren liselerin tercih edilme oranı imam hatip ve meslek liselerine oranla çok daha yüksek. Velilerin tercihi bu yöndeyken bu şekilde bir tutumu anlamakta güçlük çekiyoruz.

Yapılan değişikliğin sonucu olarak mutsuz öğrenciler ve mutsuz velilerle bu eğitim sistemi nereye kadar gidebilir? Bu konuya dair veli ve öğrenci yorumları çok iç acıtıcı. Ciddi anlamda eğitimde bir kriz yaşanıyor. Hep ekonomik krizden bahsediyoruz ama aslında ülkede bir eğitim krizi de yaşanıyor. Aslında 4+4+4 sistemiyle beraber bu eğitimdeki velilerin de öğrencilerin de öğretmenlerin de istemediği sistem, dayatma yoluyla kabul ettirilmeye çalışıldı ve görüldü ki bu elbise bu bedene uymuyor. Fakat uydurulmaya çalışılıyor. Açıkça görülüyor ki 4+4+4 çökmüş durumda. LGS’de de yaşadığımız gibi sürekli yapılan değişikliklerden veliler de öğrenciler de öğretmenler de artık bıkmış durumda.

Dinselleştirme ve imam hatipleştirme politikasına bir an önce dur demek gerekiyor. Veli-Der bu anlamda dur diyecek örgütlenmelerden bir tanesi. Diyoruz ki; veliler akademik eğitim, karma eğitim istiyorlar. Akademik eğitim isteyen veli sayısıyla diğer velileri karşılaştırdığımız zaman çok daha fazla olduğunu görebiliyoruz. Çağdaş, laik, demokratik, eşit eğitim dediğimiz zaman zaten karma eğitime çıkıyor.

egitimin-sorunlari-ve-mucadele-olanaklari-510784-1.
Ünal Özmen


Ünal Ö. : Türkiye’de kamusal alan parçalandı, yok edildi. Sokakların ve kent alanlarının sahibi değiliz; örgütler ve sendikalar, kamusallığa hizmet eden bu fikrin oluştuğu her yer, insanların bir araya geldiği, sistemin kontrol edemediği, sisteme alternatifler üreten her yapı parçalandı. Geride bir tek okul kaldı, okul insanların temas halinde olduğu, bir araya geldiği, orada başka fikirlerin tartışıldığı, konuşulduğu en temel kamusal alan. İster istemez bu yönetim bile modern eğitimin bir sürü kavramını oraya taşımak zorunda. Mesela bir tarama yaptım; eleştirel düşünce, eleştirel beceri kazandırma kavramı müfredatlar içerisinde en çok imam hatip liselerinin müfredatlarında kullanılmış. Kuran öğretme dersinin 7-8 tane becerisinde “eleştirel düşünce” geçer. Şimdi hiç ilgisi yokken bir de bu kavramları sulandırıyor, bu alanları parçalamaya çalışıyorlar. Yani okul, özellikle kalan son kamusal alan olduğu için hedefte. İslamcılar açısından burayı parçalamak biraz güç gibi görünüyor ama onlar okul kavramının kendisini tartışmaya açarak başka bir şey yapıyorlar. Okulu birdenbire ortadan kaldıramazlar, bunu aşağıdan yukarıya daha muhafazakâr taleplerle oluşturuyorlar. Okulu ortadan kaldıracaklar demek çok gerçekçi olmaz ama onu işlevsizleştirmek, onu tartışılır hale getirmek gibi bir amaçları var. Şimdi nereden başlıyorlar? Dinselleşmeyle, imam hatip okullarını yaygınlaştırmayla, karma eğitimi tartışmayla. Yakında gündeme geleceğinden emin olduğum bir başka konu da zorunlu eğitimi de tartışmaya açacakları.

Bu tür talepler 2004-2005 yıllarında daha liberal, yukarıdan bir dil kullanılarak gerçekleştiriliyordu ve o aşağıya temas etmiyordu. Özellikle Nimet Çubukçu’dan sonra Erdoğan ve ailesi eğitime doğrudan müdahale ederek aşağıdan yukarıya, yani kendi parti örgütlenmesi gibi cemaatler üzerinden bir baskı yaparak, eğitimde değişim dönüşüm yaratmaya çalıştılar. Çünkü orada oluşan talepleri halkın arzusu, isteği, milletimizin beklentisi olarak da sunabiliyorlar, bir meşruiyet de yaratabiliyorlar. Mesela bu son karma eğitim tartışmasında meslek liselerinin hedef alınması ve nüfusu az olan yerleşim birimlerindeki okulları kapsıyor olması çok anlamlı. Çünkü muhafazakârlığın kendisini koruduğu, bu tür mikro uygulamalar hayata geçirildiğinde de mahalle baskısıyla itiraz edecek olanların da baskılanabileceği yer orası. Düşünün yani 3000-4000 nüfuslu bir ilçede sınıf azlığından, öğrenci azlığından dolayı kız erkek öğrencileri ayırmanın önündeki tek engel mevzuattı. İşte Adıyaman’ın bir ilçesinde bu olay gerçekleşmiş olsa ve bizim haberimiz olmasa aslında kimsenin de umurunda olmayacak bu tür olaylar. Orada örnekler modeller yaratmak, o küçük toplulukların talebini karşılamak gibi bir amaçları var. Bununla siyasal eğilimlerinin arkasındaki desteği artırmak ve bunu toplumun merkezine doğru yaygınlaştırmak gibi bir amaçları var. Burada mikro uygulamaları tartışmasak ve engel olamazsak, ortadan kalkmasını da sağlayamazsak kent merkezlerine doğru gelecek.

Kamusal eğitim mücadelesi yaşamsal
► Hocamızın da dediği gibi kamu okullarının içi uzun süredir boşaltılıyor. Köy okulları kapatıldı, taşımalı eğitime geçildi. Köy okullarının kapatılmasının en dramatik sonucu da herhalde bu tarikat ve cemaat yurtlarının açılması oldu. Karma eğitim tartışmasıyla hemen ertesi gün gündemimize giren başka bir şey de kamu için yararlı çalışma yapan statüsündeki derneklere 49 yıllığına kamu mülklerinin ücretsiz olarak verilmesi. Zaten birçok vakıf, dernek adı altında tarikatların ve cemaatlerin protokollerle okullara girdiklerini, etkinlikler yaptıklarını, aynı zamanda yurtlar yoluyla bir şekilde çocuklara ulaştıklarını biliyoruz. Bunun uzun vadede sonuçları neler olacaktır?
Feray A. :
Aslında bu protokoller, kamu kaynaklarının cemaat yapılarına aktarılması, karma eğitim gibi konuların hepsi birbiriyle iç içe geçmiş meseleler. Aslında Aladağ’da yaşananlar tüm bu konuştuklarımızın çok somut bir örneği. Aladağ Davasını sendika olarak takip ettik. O davalardan birinde, o yurtta kızını yanarak kaybeden bir baba kalkıp mahkemede “Benim üç çocuğum daha var, kalan üç çocuğumu cemaat yurduna teslim etmeyeceğim. Okumayacaklar ama en azından yaşayacaklar” demişti. Bu cümle aslında kamusal ve bilimsel eğitim inşa etme meselesinin ve mücadelesinin artık ne kadar yaşamsal bir noktaya geldiğini, bu mücadelenin aciliyetini ve gerekliliğini çok net şekilde ortaya koyuyor. Biz bu meseleyi sadece Aladağ’da da görmedik; Kurt’ta, Taşkent’te, Karaman’da Ensar Vakfı meselesinde, Dikili’de gördük. Dikili hiç yaşanmaz diye düşündüğümüz yerlerden biriydi, yani bu meseleyi yoksulluğun veya sınıfsal eşitsizliklerin çok derin olmadığı yerlerde de gördük. Demek ki, bu mesele artık her yerde. Biz bundan çocuklar patlamalarda hayatını kaybettiğinde, tacize ya da tecavüze uğradığında, yanarak hayatını kaybettiklerinde haberdar oluyoruz. Aslında şu an yüz binlerce çocuğun yaşadığı bir durum bu. Yurtlarla da sınırlı kalmayıp şu an tüm okullar da, farklı farklı isimler altındaki cemaatlere parsel parsel dağıtılmış durumda. Biz sürekli şunun altını çizdik, çizmeye de devam edeceğiz; “Kamusal ve bilimsel eğitim devletin en temel sorumluluğudur. Bu sorumluluk çocukların en temel hakkını yerine getirme sorumluluğudur.” Velilerin de tekrar tekrar altını çizmesi gereken; bizim vergilerimizle ayakta duran okulların bizim okullarımız olduğudur. Yani bizim kamu kaynaklarımız bize rağmen kullanılamaz. Bunun mücadelesini sonuna kadar vermek gerekiyor. Adı ister Ensar olsun ister İHH ister TÜRGEV, bu protokoller bize rağmen bu okullara giremez. Çocuklarımızın artık tacize tecavüze uğramasına, hatta hayatlarını kaybetmesine kadar varan bir süreçten bahsediyoruz. Yani şu an hiçbir veli güvenle çocuğunu okula teslim edemiyor.

egitimin-sorunlari-ve-mucadele-olanaklari-510785-1.
Feray Aytekin


Buradaki yine en büyük tehlike de sürekli bu gericileşme ve kamusal eğitimin reddi dilini demokratikleşme üzerinden tarif etmeleriydi. Okullara, okul öncesinden itibaren mescit açılma süreçlerinde de bunu yaşadık. İşte denildi ki; “Tüm inançlar, ibadethaneler okullar içerisinde açılabilir, son derece demokratik bir uygulama.” Oysaki herhangi bir kamusal alanda hiçbir inanca ilişkin bir tarif, yer, mekan dayatılamaz. Bu kamusal alanların zaten var oluşuna aykırı bir düzenlemedir. Farklı bir inanca sahip bir çocuk bile varsa, öteki duygusunu hissedemez. Bu eğitim hakkı ve çocuk hakkı ihlalidir, suçtur. “Başını kapatmak son derece demokratik bir karardır” denildi. Sanki zorunlu din derslerinin olmadığı bir ülkede yaşıyormuşuz gibi, sanki her tarafımız muhafazakar, gerici ideoloji ile çevrelenmemiş gibi, bunu sanki demokratik bir hakmış gibi kurguladılar ve sonuçta yasal olarak 9 yaşından itibaren çocukların başlarının ve bedenlerinin kapatılması sağlandı. Şu an açıkça suç işleniyor. Bunların hepsi sözde demokratik bir süreç olarak bize ifade edildi. Aynı süreç şimdi karma eğitim meselesinde de sürdürülüyor. Bilimsel ve pedagojik bilgiye aykırı olan bir şey nasıl velilerin kararına bırakılabilir? Aynı şey müfredatta da yaşandı. Evrim konusunda veliden görüş alındı ve biyoloji müfredatı böyle oluşturuldu. Böyle bir şey olabilir mi? O alanın dışında olan birisi bile biyoloji müfredatı oluşturulurken söz söyleyemez. Son derece demokrasicilik oyunu görüntüsü adı altında kamusal ve bilimsel eğitimin tasfiyesini hızlandırdılar. 24 Haziran seçimi ile birlikte şu an yeni rejim ilan edilmiş durumda. Tüm güçler ellerine geçmiş durumda. Artık bu topraklarda, bu memlekette yaşayan herkes için kamusal ve bilimsel eğitim mücadelesi her zamankinden daha fazla yaşamsal bir mücadeledir.

► Sınav sisteminin bir gecede değişmediğine, bunun ideolojik bir boyutu olduğuna değindiniz. Bu bağlamda çember sisteminin ve imam hatiplerin arttırılmasının üzerine Veli-Der’in de Eğitim-Sen’in de çok kapsamlı yürüttüğü bir çalışma oldu. Biraz o çalışmalardan bahsederek önümüzdeki dönem yapılabileceklere değinebiliriz.
Hülya D. :
Veli-Der’in, velilerden de gelen yoğun talep üzerine Çember Sistemine ve özellikle LGS’ye dair çok sayıda veli bilgilendirmesi toplantıları, eğitim çalışmaları oldu. Çünkü herkes bu sistemi anlamakta güçlük çekti. Sınav sistemi nasıl olacak? Liseler Nitelikli – Niteliksiz olarak ayrıldı mı? gibi sorular vardı. Velilerin yaşadıkları sorunlara elimizden geldiğince destek olmaya çalıştık. Herhangi bir okula yerleşmeyen ve ne yapacağını bilmeyen bir öğrencinin olması yani açıkta öğrenci kalması tarihte gerçekleşmeyen bir şey. O yüzden, öğrencilerin o hayal kırıklığı, geleceğe dair olan güvensizlikleri, umutsuzlukları çok can acıtıcı. “Okul formamı bilmiyorum.” Diyen öğrenci var. Yani okul formasını almak istiyor ama hangi okulda olduğunu bilmiyor. Şu anda 4. Yerleştirme, nakil işlemleri olmasına rağmen İmam Hatip ve Meslek Lisesi tercihinde bulunmadığı için hala açıkta kalan öğrenci var. Milli eğitim onun sayısını da vermiyor, hatta açıklanan verileri kaldırdılar.

egitimin-sorunlari-ve-mucadele-olanaklari-510786-1.


Özgür B.: Ünal hocanın söylediği gibi kamusal alan saldırısıyla eğitim üzerinden yeni bir sistem inşa ediliyor. İktidarın kendi varlığını devam ettirebilmesi için bir kitle desteğine ihtiyacı var ve o kitle desteğinin kendisini yeniden ve yeniden üretmesine ihtiyacı var. Ve bu kitlenin üretileceği alan olarak “okul” belirleniyor. Okula yüklenen işlev: AKP iktidarının yöneteceği kitlelerin, bir biçimde o iktidarın politikalarını benimseyen bir hale dönüştürülmesini sağlamak. Buna ilişkin ilk olarak meslek liseleri ve Anadolu İmam Hatip Liseleriyle ilgili iktidarın bir tasarrufu var. Esasında sayısal verilere baktığımızda görüyoruz ki hedeflenen dönüşüme ulaşmak için yalnızca Anadolu İmam Hatip Okulları değil Meslek Liselerine de ciddi bir yatırım yapılmış. Yapılan yerel yerleştirme sonuçlarında merkezi sınavla orta öğretim kurumlarına alan yerleştirmelerinin sonuçlarında açık olan kontenjanlara bakıldığında gerçekten inanılır gibi olmayan sayılarla karşılaşıyorsunuz. Örneğin Ankara’da 3. Yerleştirme sonucunda Mesleki ve Teknik Okullarda 11.300 civarında mesleki okullarda, Anadolu lisesinde 1.500 civarında, Anadolu İmam Hatiplerde 3.800 civarında açık kontenjan vardı. Bu sayılar bize velilerin hangi okul türlerini tercih ettiğini göstermekle beraber bakanlığı yöneten aklın nereye yatırım yaptığını da gösteriyor. Milli eğitim bakanlığı okullaşma politikasını öğrencilerin ilgi, istek, yetenek, tercih, gereksinimlerine göre önümüzdeki dönemde toplumsal iş bölümünün ve bilimin gerektirdiği şekilde belirlemelidir. Oysa öğrencileri istedikleri türde eğitim alabilecekleri okullara yerleştirmek yerine siyasi iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda yerleştirdiler. Velilerimizin şunu görmesi lazım; meselenin kendisi siyaseten yapılmış tercihler üzerine kamusal alanın yeniden inşasıyla ilgi bir süreç olduğu için burada basit teknik adımlarla bu sorunların çözülmesi mümkün değil. Bunun kendisi daha bütünlüklü bir politikanın sonucu.

egitimin-sorunlari-ve-mucadele-olanaklari-510787-1.
Özgür Bozdoğan



Bizim kamusallıkla ilgili yaklaşımımız da çok önemli. Biz kamusal hizmetler derken asla ve asla finansal boyutuyla sınırlı tutmuyoruz. Yani hiçbir eğitim hizmeti, sadece devlet tarafından finanse edildiği için kamusal olmaz. Burada bizim kamusallıkla aslında ifade etmeye çalıştığımız bir kolektiflik, eşitlik, eşit söz hakkı, eşit kamuoyu yaratma hakkı ve o eşitlik üzerinden o alanın yeniden üretilmesi. O anlamda eğitimin bugüne kadar Türkiye’de kamusal olup olmadığı tartışılabilir ama AKP iktidarı döneminde, eğitimin bırakın kamusal özelliğini en temel asgari özellikleri şu an ortadan kalktı. Yani eğitim alanı ile ilgili herhangi bir şekilde söz söyleme mekanizmalarımız ve müdahale etme alnımız ortadan kalkmış durumda. Eğitim alanında farklı görüşe sahip sendikaların, kitle örgütlerinin, veli örgütlerinin herhangi bir şekilde o alanın belirlenmesine etki etme şansı ortadan kalkmış durumda. O yüzden de özel okulların sayısının artması tek başına kamusal eğitimin tasfiyesine neden olmuyor. AKP’nin şu anki yönetim biçiminin kendisi, içerikten bağımsız şekilde zaten hizmeti ve alanı kamusal olmaktan öteye doğru çekiyor. Eğitim alanını otoriter, tekçi ve sadece iktidarı yeniden üreten bir alana dönüştürüyor.

İktidarın hedefinde hep kadınlar vardı
Feray A.: AKP iktidara geldiği günden bu yana “kadın” hep hedefinde oldu. Gericilik ve muhafazakarlaşma dünya genelinde de Türkiye’de de liberal politikaların önünü açmakta. Ve kadın meselesi bu noktada çok büyük bir tehlike. Kaç çocuk doğuracağından nasıl doğum yapacağına, başını-bedenini kapatma meselesine kadar, tekrar etmek bile istemediğim o söylemlerle “kadın” hep hedefte oldu. Aslında karma eğitim tartışması hem bir eğitim mücadelesi hem de kadın mücadelesi gerektiren bir duruş. Ve biz şunu gördük; AKP faşizminin en yoğun olduğu dönemlerde bile kadınlar inatla ve ısrarla sokaktaydı. Karma eğitim meselesi aynı zamanda bu gerici ideolojinin ilk günden beri kurduğu cinsiyetçiliğin devamını getiriyor. Bu saldırılara önümüzdeki dönem güçlü bir şekilde karşı koymak gerekiyor. Kız erkek çocukları ayırarak kadınların bu isyanını ve itirazını terbiye etme, kız çocuklarını toplumsal alandan izole ederek kadınlara biat etmeyi öğretme boyutunun da değerlendirilmesi gerekiyor.

Özgür B.: Okul bir örgüttür. Okul toplumsal yaşam içerisindeki ilişkilerin yeniden üretildiği yerler. Şimdi o toplumsal ilişkiler içerisinde bir biçimiyle kadın erkek, eşit, dayanışma, kolektiftik, beraber yaşama üzerine kurulduğunda başka türlü bir yaşam, başka türlü bir toplumsal ilişki orada üretiyorsunuz ama karma eğitimi ortadan kaldırdığınızda kız çocuklarına ve erkek çocuklarına ayrı ayrı mekanlardaki hani orada mekanın yapılandırılması ve mekanın politiği üzerinden bakıldığında ayrı ayrı yaşamların olabileceği görülüyor ama öbür türlü beraber tiyatro yapabilen, dans edebilen, yemek yiyebilen, bilgi üretim süreçlerine ortak katılabilen, ortak problem o ilişkileri yeniden üretebilen öğrencileri kendi iktidarınız altında sürdürebilmeniz çok güç. Onları ikna etmeniz gerekir ama öbür türlü yetiştirdiğiniz, ürettiğiniz toplumsal ilişkilerin sonucu olan kuşaklara onların sorularının yanıtlarını vermeden de yönetebilirsiniz.

egitimin-sorunlari-ve-mucadele-olanaklari-510788-1.
Sevi Gizem Zeybek-Nejla Doğan

Güvencesizlik öğretmen üzerindeki tahakkümü arttırıyor
► Güvencesiz çalışan sözleşmeli ve ücretli öğretmenin iktidar karşısında kendisini ne kadar özerk hissettiğini tartışmak da önemli…
Özgür B.:
Sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen, kadrolu öğretmen gibi farklı farklı öğretmen statüleri var. Aslında ücretli öğretmenler hiç sesleri duyulmayan bir kesim. Aynı kast sistemi gibi sistemin en altındalar. Bir üstünde sözleşmeli öğretmenler var. Sözleşmeli olarak çalışma zaten iktidarla aranda bir tabi olma ilişkisi kurma anlamına geliyor.

Sözleşmenin yenilenmesi gerekiyor. Sözleşmenin gereklerini de tek taraflı olarak çalışanın yerine getirmesi gerekiyor.

Yani esasında iktidara karşı ödevini yerine getiren çalışan anlamına geliyor. En üstte kadrolular var. Kadrolular güvenceli olarak görülse de özellikle ülkedeki politik gelişmelerden kaynaklı büyük bir bölümü emekliliğe doğru yöneliyor ve kadrolu çalışan sayısı azalıyor. Eğitim alanının güvencesizleştirilmesi eğitime siyasal iktidar tarafından yüklenen işlerle doğru orantılı olarak gelişiyor ve bunun eğitime pek çok zararı var. öncelikle okul iklimi ve okuldaki ilişkilerin üretilmesi açısından ciddi sorunlar yaratıyor. Bir kere öğretmenin işe ve iş yerine karşı tutumu farklılaşıyor. Tekel Direnişinden hatırlayacağımız gibi iş güvencesi emekçi sınıfları enlemesine kesen en önemli taleptir. İş güvencesi olmadan çalışmanın hem işe hem iş yerine hem de işe-yani öğrencilere- yönelik olumsuz etkileri var. Bütün bunları beraber düşündüğümüzde tüm öğretmenlerin kadrolu ve eşit olarak istihdam edilmesi dışında herhangi bir seçenek kabul edilemez.

Hülya D.: Veliler de aslında güvenceli çalışan, ücretli olmayan öğretmen istiyor. Çünkü süreklilik istiyor ve aidiyet hissinin yüksek olmasını bekliyor öğretmenden.

egitimin-sorunlari-ve-mucadele-olanaklari-510789-1.



Feray A.: Özelleştirme ciddi bir şekilde artıyor ve artacak zaten buna ilişkin teşvik adı altında çok net bir politika var. Önceki gün açıklanan oranlarda biz şimdiye kadar lise döneminde örgün eğitimin dışına çıkılmaması gerektiğini vurgulardık ama şimdiki istatistiklerde ilkokuldan itibaren örgün eğitim dışına çıkan çocukların sayısında bir artış var. Yani bu meselenin sınıfsal boyutunun da yani yoksul aileler için ne kadar tehlikeli boyuta geldiğinin de bir göstergesi. Evet, gitgide bir geri çekilme var. Yani ilkokuldaki öğrencilerden başlayarak bir eğitim dışına çıkma durumu var. Kamusallık ya da iş güvencesi meselesi de öğretmenden bağımsız bir şey değil. Ücretli olan bir öğretmen bir derste evrimi anlatamaz. Kendini orada özgürce öğretmenlik yapabilme koşullarını yerine getiremez. Biz biliyoruz ki derste canlıların yaşamının değişimini anlattığı için evrimi anlatmak ‘zorunda’ kaldığı için soruşturma geçirip ceza alan ücretli öğretmenler var. AKP iktidarının makbul gördüğü öğretmen olamazsa işte bir Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde öğretmen olamayacak orada öğretmenliğine devam edemeyecek. O yüzden öğrenci, öğretmen kamusal, bilimsel eğitimi birlikte inşa etme meselesini bütünlüklü görmek gerekiyor.

Hülya D. : Ayrıca eğitim bütçesindeki kesintiyle yük yine velinin sırtına binecek. Şu anda kırtasiye masrafları iki katına çıkmış durumda. Ekonomik krizle beraber veliler ciddi anlamda sıkıntıda. Servis ücretlerinden kırtasiye masraflarına kıyafetlere kadar karşılayamayacak durumdalar. Veli örgütlenmesi ve mücadelesi açısından bizim Veli-Der olarak İstanbul’da merkezimiz, 20 şubemiz var. Önümüzdeki dönemle ilgili mücadele alanlarını tartışabileceğimiz bir çalıştay düşünüyoruz. Bu çalıştaydan sonra eğitime dair sorunları birlikte tartışarak planlamalar yapılacak ve ona göre önümüzü aydınlatacak bir takım mücadele alanları yaratacağız. Ortak sorunlara karşı ortak çözüm bulmak noktasında Veli-Der öğrenci örgütlenmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu ortaklaşmanın üç ayağı var gibi, öğrenci öğretmen veli. Bu üçü birbirinden ayrılamaz.

Birleşik mücadeleye ihtiyaç var
Feray A.: Eğitim mücadelesi gerçekten çok fazla kişiyi katan ve çok güçlü sürdürebileceğimiz bir mücadele alanı. Baktığımızda 2023’te 1 milyona ulaşacak ataması yapılmayan öğretmenler, akademisyenler, idari teknik hizmetlerde çalışan emekçiler gibi çok büyük bir kesim burada var zaten. Yani milyonları aşan bir sayıdan bahsediyoruz. Aynı zamanda öğrenci sayısı ve veliyle birlikte bir bütün olarak baktığında -ki anne, baba, anneanne, babaanne, dayı, teyze ve dede de kendisini veli görür- toplumu yani bu topraklardaki herkesi katabilecek bir mücadele hattı söz konusu. AKP gibi gerici, piyasacı ideoloji varlığının gereğini yerine getirdi. Biz bu tespitleri yaparak karanlık bir tabloyu ortaya koyma açısından değil, var olan bir gerçekliğe ilişkin tespitlerimizi dile getirdik. Böyle bir rejim böyle bir eğitim politikaları ile karşımıza çıkacaktı. Meseleyi o yüzden bizim ne yapacağımız meselesi üzerine kurmak gerekiyor. Önümüzdeki dönem ısrarla bulunduğumuz her yerde, eğitim ve bilim emekçileri olarak da o okulda bulunan veliler olarak da, her okul eğer kamusal alan, yaşamsal alansa- ki bu tespiti yaptık- bu mücadele alanlarını yaratmamız gerekiyor. Bizim 50 - 100 okulda yani nerde ne kadar deneyim biriktirebilirsek orada bunun pratiklerini yapmamız gerekiyor. Her zamankinden daha fazla ve daha çok bilim şenlikleriyle, kitap fuarlarıyla, tiyatrolarla hem okullarda hem bulunduğumuz alanlarda bilim, sanat, spor, felsefe ve edebiyatla direnmemiz gerekiyor. Okul eylemlilikleri ve sokak eylemlilikleriyle birlikte direnmek gerektiğini düşünüyorum. Gerçekten eğitim mücadelesi noktasında bir araya gelebilecek olan milyonları aşan bir gücüz. Biz gerçekten yola çıkalım dersek başarabiliriz. Kamusal ve Bilimsel Eğitimi hep birlikte inşa edebiliriz.