Ekol olmak kolay mı?
ERAY ÖZER ERAY ÖZER

Barcelona’nın transfer yasağını duymuşsunuzdur. Kulüp altyapıda oynattığı oyuncular nedeniyle bir yıl boyunca transfer yapamayacak.
Haberin ayrıntısını takip etmeyenler için kısa bir özet: İspanya’da 18 yaşın altındaki çocukların lisanslı futbol oynayabilmesi için ailelerinin ülkeye ‘futbol dışı’ bir nedenle yerleşmiş, oturma izni almış olması şart koşuluyor.
FIFA, Katalan kulübünün bu koşullara uyup uymadığına dair bir soruşturma açıyor ve ismi açıklanmayan 10 futbolcunun durumunun kurallarla uyuşmadığını tespit ediyor. Ardından bu ceza geliyor.
Barcelona altyapısının gücü kuvveti, ne kadar verimli olduğunu ayrı bir tartışma konusu. Fakat hepimiz biliyoruz ki, Barça dünyada scout’larına izlettiği genç yeteneklere forma giydirme konusunda epey mahir.
Pek tabii ki, ailenin ‘futbol dışı’ bir nedenle ülkede oturma izni alması da bir şekilde hallediliyor. Aileye göstermelik de olsa bir iş bulunuyor, bir ev kiralanıyor, sanki çocukları dünya yıldızı adayı olmasa yine de İspanya’ya yerleşeceklermiş gibi bir durum yaratılıyor.
Akabinde genç yıldıza lisans çıkarılıyor vs...
Bizde her parlayan genç futbolcu hakkında ‘Barcelona izledi’ haberi çıkması bundan. Hatta hatırlayın, Beşiktaşlı Muhammed Barcelona’ya kadar gidip takımla antrenmana bile çıkmıştı.
Barcelona altyapısının ismi La Masia. 2010 yılında Avrupa’nın en iyi futbolcusuna verilen Ballon D’Or ödülüne aday olan üç isim birden (Messi, Iniesta, Xavi) buradan yetişmişti dersek, nasıl bir futbol fabrikasından söz ettiğimizi daha iyi anlamış oluruz.
La Masia’nın bugünlerine gelmesinin arkasında yatan isim Johan Cruyff. Hollandalı’ya ilham veren ise memleketinden bir kulübün altyapısı: Ajax.
Dünya çapında bir ekol olan Ajax Academy, yani Jong Ajax bugün adındaneskisi kadar sık söz edilmese bile futbol tarihinde unutulmaz bir anlama sahip.
Futbolcu yetiştirmeye dair bütün referanslarda Ajax’ın adının en az bir kere geçmesi bundan.
Bir de Fransız modeli var. Barça’nınkinden biraz daha farklı olarak kendi özkaynak düzenini yaratmayı hedefleyen bir modelden söz ediyoruz: Clairefontaine.
Henry, Anelka, Gallas, Saha, Rothen... Ve hatta Fenerbahçeli Moussa Sow. Hepsi Clairefontaine ekolünden yetişen yıldızlar.
Bir tür yatılı bölge okulu Clairefontaine. Okul ve antrenman bir arada. Okul eğitim programı antrenman saatlerine paralel işliyor. Böylece çocuklar derslerini ihmal etmeden üst düzey bir futbol eğitimi alma şansını yakalıyor.
Clairefontaine’in bir benzeri bizde Yatılı İlköğretim Bölge Okulları’yla (YİBO) denenmişti. Daha doğrusu, takip edebildiğim kadarıyla denenmesine karar verilmiş, fakat plan aşamasında kalınmış, daha öteye gidilememişti.
Miş’li geçmiş zamanla anlatıyorum çünkü bir önceki dönemde bizzat Fatih Terim tarafından basınla paylaşılan bu projeden bir daha ses seda çıkmadı.
YİBO’lar ise o günden bu yana taciz haberleriyle düştü gündemimize.
Hatta öyle ki, YİBO’ların yatılı olmaktan çıkarılması uzun uzun tartışıldı.
Şimdi meşhur dershane tartışmasından dolayı bu okullar yine gündemde. Cemaat okullarına alternatif yatılı bir eğitim modeline ihtiyaç duyan bakanlık YİBO’larda yeni bir düzenlemeye gidebilir.
Yaa... İşte böyle.
Barcelona’ya verilen transfer cezasından çıktık, nerelere geldik.
Dünya neyi konuşuyor, biz neyi?
Ve bugünlerde bizim buralarda ne konuşursan konuş, meselenin ucu dönüp dolaşıp o meşhur ‘kavgaya’ geliyor.
Eee... Ekol olmak kolay mı?