Ekonomi durgunluk yolunda
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Ekonomide geçtiğimiz hafta ardı ardına verilen kritik veriler açıklandı. Önce sanayi üretim rakamları geldi

Ekonomide geçtiğimiz hafta ardı ardına verilen kritik veriler açıklandı. Önce sanayi üretim rakamları geldi; TÜİK verilerine göre sanayi üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4.7 azaldı. Münafıklık yapmış olmayalım, aynı veriyi takvim etkisinden arındırırsak durum değişiyor ve sanayi üretiminin yüzde 3.6 arttığı anlaşılıyor.

Ekonomi sayfalarında sık sık rastgeldiğiniz bu takvim ve mevsim etkisini biraz açmakta yarar olabilir. Takvim etkisi, karşılaştırılan dönemlere isabet eden çalışma günü sayısının hafta sonu veya resmi tatil günleri nedeniyle farklılaşmasından kaynaklanıyor. Mevsim etkisi ise hava koşulları ve diğer doğal etmenler sonucu ortaya çıkıyor.

Hatırlayacağınız gibi bu yıl Ramazan Bayramı temmuza denk geldiği için sadece 24 gün çalışıldı. Halbuki 2013 Temmuzunda Cumartesiler dahil 27 gün mesai yapılmıştı. Sonunda daha az otomobil, buzdolabı, cep telefonu üretildi, öyleyse üretim düştü demek de mümkün; çalışılan gün sayısıyla orantılandıralım, sanayi üretimi artıyor sonucunu çıkarmak da. Ağustos ayı imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı da, yüzde 74.7 oldu. Son yıllarda sabit sermaye yatırımlarının durduğunu, diğer bir ifadeyle yeni kapasite yaratılamadığını da göz önüne alırsanız, bu veri de hiç parlak değil. Tüm rakamlar sanayi üretiminde en azından bir duraklamaya işaret ediyor.

Çarşamba günü ise, TÜİK tarafından 2014 yılı II. Çeyrek büyüme rakamı yüzde 2.1 olarak açıklandı. Yılın I. Çeyreği için daha önce yüzde 4.3 olarak ilan edilen büyüme rakamı da yüzde 4.7 şeklinde revize edildi. 2014 ilk yarı büyüme ortalaması böylelikle yüzde 3.3’e oturdu. Orta Vadeli Program’daki yüzde 4 hedefini tutturma olasılığı neredeyse kalmadı.

Türkiye ekonomisinin bir durgunluk sürecine girdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 



Tablo 1’den görüldüğü gibi sınırlı büyümenin kaynağı, döviz kurunun sıçramasıyla ihracatın yaptığı hamle ve ithalatın düşüşü. Ekonominin yüzde 70’ini oluşturan iç talep iyice yavaşlarken, özel yatırım gerilemeye devam ediyor, kamu harcamaları da büyümeye bir soluk kazandıramıyor.

Hatırlarsanız sanayi üretiminde fiili üretim daralırken, ancak mevsim ve takvim etkisi gözönüne alınarak yüzde 3.6 artış rakamına ulaşılıyordu. Aynı işlemi bu kez büyüme rakamına uygularsak, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH’nin 2013’ün bir önceki çeyreğine göre yüzde 0.5 azaldığını görüyoruz. 2014’ün Nisan-Haziran aralığında daha çok gün çalışıldığı için sınırlı da olsa bir büyüme sağlandığı, halbuki trendin daralma yönünde olduğu anlaşılıyor.

Derken perşembe günü cari açık verileri geldi. Geçen temmuz ayında 6.3 milyar dolar cari açık vermişken, bu yıl aynı ayda açık 2.6 milyar dolara geriledi. Son 12 ayın cari açığı da 48.5 milyar dolara çekilerek 50 milyar doların altına indi. İlk yedi ay için ise, cari açık 16.5 milyar dolar daraldı. Ne var ki bu rakamın 8.2 milyar doları, yaklaşık yarısı net altın ithalatımızın düşüşünden kaynaklandı.

Cari açık göreceli gerilerken, GSMH’nin yüzde 6’sına yakın bir oranla, benzer ülkeler arasında G.Afrika ile birlikte en sorunlu konumu işgal ediyoruz. Üstelik büyümenin frene bastığı bir dönemde bile cari açığı “makul” bir düzeye çekemiyoruz. “Cari açığı finanse ediyoruz!” mugalatası da geçerliliğini yitiriyor. giderek sermaye girişleri yavaşlarken, finansmanın kalitesi de düşüyor.

 

 


Tablo-2’den görülebileceği üzere cari açık ilk 7 ayda 2013’teki 43.4 milyar dolardan, 26.8 milyar dolara gerilerken, ihtiyaçtan daha fazla sermaye giriyordu. 2012’de ise 48.5 milyar dolar cari açığın finansmanı için 69.2 milyar dolar gelmişti. 2014’te ancak 23 milyar dolar yani cari açığın altında bir sermaye girişi kaydedilirken, net hata noksan kalemine yansıyan 8.2 milyar dolar ne idüğü belirsiz para olmasaydı, kısıtlı rezervleri eritmek zorunda kalacaktık. ABD’de faiz artışları süreci başlarsa, daralan bir cari açığı finanse etmek bile iyice zorlaşacak. Üstelik ne idüğü belirsiz para geldiği gibi gidip, bu kez döviz rezervlerinde daha şiddetli bir kanamaya da neden olabilir.

Ekonomide bir krizden söz edilemese de, büyük olasılıkla uzun sürecek bir durgunluğa yelken açıldığı ayan beyan ortada…