Ekonomide 2008 beklentileri
Aziz Konukman Aziz Konukman
"Perşembenin gelişi çarşambadan belli lolur" derler. Bu açıdan 2008 yılında ekonomide neler olabileceğini kestirebilmek için...

"Perşembenin gelişi çarşambadan belli lolur" derler. Bu açıdan 2008 yılında ekonomide neler olabileceğini kestirebilmek için 2007'de neler olduğuna bakmak gerekiyor. Böyle bir değerlendirme yapıldığında, iyimser olabilmek mümkün gözükmüyor. Çünkü 2007 yılı, her açıdan kaybedilmiş bir yıl izlenimi veriyor. Uygulanmakta olan IMF-Dünya Bankası patentli programın en çok önemsediği ve performansından memnun olduğu mak-roekonomik değişkenlerde, hedefler şaşmış durumda.

Bu değişkenlerden ilki büyüme oranı. 2007 üçüncü çeyrekte elde edilen yüzde 2'lik büyüme, 2002 ilk çeyrek hariç, son 23 çeyreğin en düşük oranına karşılık geliyor. Bu durum, yıllık yüzde 5 hedefinin tutturulamayacağı ve yüzde 4 dolayında kalacağı sonucunu veriyor.

İkinci değişken enflasyon oranı. Yeni açıklanan aralık ayı tüketici fiyatları verileri, fiyatların yıllık yüzde 8.39 oranında arttığını gösteriyor. Yıllık ortalama alındığında, oran yüzde 8. 76'ya çıkıyor. Yıllık yüzde 4'lük hedefte, yüzde ıoo'lük bir sapma gerçekleştiği görülüyor. Üçüncü ve son değişken bütçe dengesi. Merkezi Yönetim Bütçesi Ocak-Kasım 2007 döneminde 9 milyar 7.5 milyon YTL açık vermiştir. Geçen yılın aynı döneminde 64 milyon YTL fazla verildiği dikkate alındığında, bütçe dengesindeki bozulmanın ne kadar büyük boyutlu olduğu açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Bunların dışındaki diğer değişkenlerde neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde çözümlemeye gerek yok. O sorunlar adeta kronikleşmiş durumda. Köşemizi yakından izleyenler, bunlara sıkça değindiğimizi bilirler. Dolayısıyla, sadece hatırlatmakla yetinelim. Bunlar şöyle sıralanabilir:
• Cari açığın giderek yükselmesi,
• Sabit sermaye yatırımlarının yıllık artış hızının giderek düşmesi. Modernizasyon ve yenileme yatırımları dışında yeni yatırımlar yapılmaması. Yani, yatırım yetmezliği sorununun devam etmesi,
• Resmi açık işsizliğin yüzde ıo'un altına çekilememesi (gerçek işsizliğin yüzde 20'leri bulması). Yani, istihdam yaratmayan büyüme sürecinin devam etmesi,
• Özel sektör ağırlıklı dış borçlanmanın devam etmesi (2007 yılının ilk yarısı itibariyle dış borçların yüzde 6ı'i özel sektöre ait),
• İmalat sanayii reel ücretlerindeki gerilemenin devam etmesi.
Anlaşılıyor ki, geçmiş yıllarda yapılan "bardağın yarısı boş yarısı dolu" tartışması geçerliliğini yitirmiştir. Bardağın tümünün boş olduğu artık açık ve seçik bir şekilde görülmektedir. Nitekim IMF bile bu durumu kabullenmek zorunda kalmıştır. Son IMF raporunda, Türkiye'nin kırılgan bir ekonomiye sahip olduğu ilan edilmiştir.

Dünya ekonomisindeki olumlu konjonktüre rağmen, tablonun böyle bütünüyle olumsuz çıkması düşündürücüdür. Dünya ekonomisindeki bu olumlu konjonktürün 2008 yılında devam etmeyeceği, son mortgage kredileri kaynaklı krizin henüz tümüyle atlatılamamış olması nedeniyle çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Nitekim böyle bir olasılığa, DPT 2008 Yılı Programı da dikkat çekiyor. Böylesi bir durumda, dünya çapında yaşanabilecek bir likiti-de sıkıntısı nedeniyle, sıcak paranın Türkiye'nin de olduğu riskli ülkelerden çıkma olasılığı çok yüksektir. 0 zaman korkarız, 2007 yılını bile arar durumda kalabiliriz. Sanırız, 2008 yılı için öngörülen yüzde 5.5'lik büyüme oranı ve yüzde 4'lük enflasyon oranının ne kadar gerçek dışı tahminler olduğunu söylemeye gerek yoktur.