Ekonomide yoğun bir haftanın ardından...
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Wilders’in yenilgisi, Fed’in faiz kararı, G-20 toplantısı, işsizlik verileri, Moody’s...Geçen hafta hem dünya hem de Türkiye ekonomisinde önemli gelişmeler yaşandı. İşte etkileri referandum sürecinde de hissedilecek 10 gelişme...

Geçen hafta gerek dünya ekonomisinde, gerekse Türkiye ekonomisinde yoğun bir veri bombardımanıyla karşılaştık. Etkileri 16 Nisan referandum sürecinde hissedilecek, 5’i küresel, 5’i ulusal 10 gelişmeyi sizin için değerlendirdik.

1 Wilders’in yenilgisi: Hollanda seçimlerinde Geert Wilders’in olası başarısı, başta Fransa Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen, ulusal paraya dönmeyi savunan aşırı sağ akımlar için ciddi bir moral olacaktı. Bu gerçekleşmeyince, avro dolara karşı değer kazandı. Avrupa’da enflasyonun kıpırdaması da, geleceğe yönelik faiz beklentilerini besleyerek bu sürece katkıda bulundu.

2 Fed’in faiz artışı: Amerikan Merkez Bankası Fed, öngörüldüğü gibi 15 Mart’ta faizleri yüzde 0,25 artırdı. Janet Yellen’in açıklamalarına “şahin” değil “güvercin” bir tını egemen olunca, yani 2017’de toplam 3 faiz artışı yapılacağı beklentisi ağırlık kazanınınca dolar değer kaybetti. Borsalar coştu, tahviller değer kazandı. Faizleri göreceli yüksek kalan Türkiye benzeri tüm ülkelerin yerel paraları değerlendi.

3 Trump’ın bütçesi: Donald Trump’ın çevre harcamalarını kısan, sosyal programları tırpanlayan, buna karşın savaş harcamalarını şaha kaldıracak, Meksika sınırına duvar örmeyi de içeren, açıkça “iğrenç” sıfatını hak eden bütçe planı açıklandı. Pentagon’un bütçesi Obama döneminde 500 milyar dolarlarda gezinirken, Trump’la birlikte 2018’de 639 milyar dolara yükseltiliyor. Meksika duvarı için de 2,6 milyar dolar para ayrılıyor. Sağlık, biyomedikal araştırma, sanata tahsis edilen fonlar, işçi eğitimine yönelik subvansiyonlar kısılıyor.

4 IMF tahminleri: IMF, G-20 finans liderleri toplantısına zemin olmak üzere bir çalışma notu hazırladı. Küresel büyümenin 2017’de yüzde 3,4, 2018’de yüzde 3,6 olacağına ilişkin tahmin değiştirilmedi. ABD’nin 2017 büyümesi yüzde 0,1 ile hafif yukarı çekilerek yüzde 2,3 öngörüldü. En belirgin artış, büyüme beklentisi yüzde 6,5’e yükseltilen Çin’de gerçekleşti. Türkiye’nin 2017 büyümesi de ekime göre yüzde 0,1 aşağıda, yüzde 2,9 olarak tahmin ediliyor.

5 G-20 Finans Liderleri Toplantısı: Hafta sonu Almanya’da gerçekleşen maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısına, Trump’ın “korumacı” zihniyeti damgasını vurdu. Bu toplantılarda adet olduğu üzere sonuç bildirisine konan serbest ticaretten yana olma ve korumacılığın reddine ilişkin pozisyon, ABD’nin itirazıyla metinden çıkarıldı. İklim değişikliğine karşı mücadeleyi öngören kararlılık ifadesine de, Trump’un çevresel konulardaki bütçe kısıntısında aşırı ısrarı nedeniyle bildirgede yer verilmedi. Trump’ın “önce Amerika” sloganının sadece seçimlerle sınırlı kalmayacağı, küresel ekonomi tasarımına damgasını vuracağı açık biçimde görüldü.

6 Ocak ayı cari açığı: Türkiye ekonomisinde haftanın ilk kritik verisi, 13 Mart’ta, ocak ayı cari açığının 561 milyon dolar artarak, 2,8 milyar dolar olarak gerçekleşmesiyle geldi. Böylelikle son 12 ayın cari açığı 33,2 milyar dolara yükseldi. Rezervlerin 2,1 milyar dolar azalması, açığın yüzde 75’inin rezervlerden karşılanması gibi ürkütücü bir tabloya işaret ediyor. Hatırlanırsa, aynı gün RTE, “Merkez Bankası’nın rezervi 120 milyar dolar. Bu güç birilerini ürkütüyor” açıklamasını yapmıştı. Öncelikle, o tarihte Merkez Bankası rezervleri 106 milyar dolardı. Çin’in 3 trilyon dolarlık rezervi bir yana, ekonomisi sıkıntıdaki Brezilya’nın 366 milyar dolarını, Rusya’nın 386 milyar dolarını, Tayland’ın bile 180 milyar dolarını hatırlayınca, “güleriz ağlanacak halimize” demekten başka seçenek kalmıyor.

7 İşsizlik rakamları: 15 Mart’ta açıklanan, 2016 Aralık dönemi işsizlik oranı yüzde 12,7’ye yükselerek son yılların rekorunu kırdı. Bu küresel krizin yaşandığı dönemde, 2010 Mart’ındaki yüzde 12,8’den bu yana gözlemlenen en yüksek oran. Geçen yılın aralık ayından bu yana işgücü 888 bin kişi artarken, istihdam sadece 220 bin kıpırdamış. Diğer bir ifadeyle emek piyasasına katılan her 4 kişiden ancak biri iş bulurken, üçü “yedek emek ordusuna” katılmış. Üstelik genç işsizlik oranı bir yılda yüzde 4,8 sıçramayla yüzde 24’e vurmuş. “Ne eğitimde, ne de istihdamda olanların” oranı ise yüzde 24,8’e yükselerek, “ne bugünü ne de yarını” bulunanların sayısını artırmış.

8 PPK kararı: 16 Mart’ta Merkez Bankası PPK Geç Likidite Penceresi faiz oranlarını beklenenin üzerinde yüzde 0,75 artırarak yüzde 11,75’e yükseltti. Aslında bu oran olağan dışı durumlarda, zor duruma düşen bankalara uygulanan cezai faiz oranıdır. Böylelikle, bir haftalık repo faiz oranı olarak belirlenen politika faizi yüzde 8’de tutularak, “faizi artırarak, artırmamış gibi yapıldı.” Ortalama fonlama maliyeti olarak ifade edilen faiz oranının son günlerde yüzde 11,25’lerde seyretmesi, 16 Nisan’a bir ay kalmışken manevra payının yüzde 0,50’e kadar düştüğünü, önümüzdeki günlerde dövize yönelik spekülatif bir atağa karşı yeterince koruma oluşturmadığını gösteriyor.

9 Borç istatistikleri: Açıklanan Ocak 2017 borç istatistiklerine göre, önümüzdeki bir yıl içerisinde 161,1 milyar dış borç ödemesi bulunuyor. Buna 33,2 milyar dolar cari açığı ekleyince, önümüzdeki 12 ayda 194,3 milyar dolar taze para bulma zorunluluğu ortaya çıkıyor. Buna karşın ekonominin durgunluktan kurtulamadığı bir konjonktürde finansal olmayan şirketlerin net döviz pozisyonu ise 201,5 milyar dolar olarak açıklanıyor. Her gün “Hans’lara, George’lara” saydırıldığı bir dönemde, dış borçların nasıl çevrileceği bir istifam olarak Türkiye ekonomisinin önünde duruyor.

10 Moody’s not görünümü kararı: Tam haftanın sonuna gelinmişken, Moody’s Türkiye’nin not görünümünü durağandan negatife indirdi. Türkiye’nin kurumsal gücünde yaşanan erozyonun devamı, zayıflayan büyüme görüntüsü, kamu ve dış ödeme dengeleri üzerinde artan baskılar ve artan kredi şoku riski gerekçeleri olumsuz tablonun nedenleri olarak sıralandı. Bilindiği gibi Moody’s Türkiye’nin kredi notunu 24 Eylül’de yatırım yapılabilir seviyenin altına çekmişti. Rating kuruluşlarının perspektifi, bilindiği gibi yurt dışına olan yükümlülüklerin karşılanması ile sınırlıdır. İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımı bozukluğu onları hiç ırgalamaz. Ne var ki, ekonominin yurt dışı kaynaklarla, diğer bir ifadeyle, “Hans’ın George’un tasarruflarıyla” ayakta durduğu yapısal bozukluklarla malul “AKP rejiminde”, bu kararın olumsuz sonuçlarıyla yüzleşmek kaçınılmaz görünüyor.
“HAYIR” ola, bu yazıda hiç “HAYIR”dan bahsetmedin diyebilirsiniz. Haklısınız, ama merak etmeyin “HAYIR” olacak.