Elitlerin Avrupa’sı iflas etti
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE

SPD Genel Başkanı Gabriel: “Avrupa’nın yeniden kurulması karşısında hiçbir çekincemiz yok.  Yeni Avrupa’nın kurulması hakkında elbette halka ‘bunu istiyor musunuz’ diye sormak gerek. Halkların düşüncelerini dikkate almayan elitlerin Avrupa’sı iflas etti. İnsanlar şöyle diyor: ‘İspanyol bankası için milyarlarınız var ama bizim okulu aklı başında bir halde yeniden düzenlemek için paranız yok. ‘ Avrupa’nın tepeden tırnağa değişmesi için reformlara ihtiyacımız var…

Avrupa’da ekonomik kriz ve krizden çıkış tartışmaları bir süredir Avrupa’nın yeniden yapılandırılmasını gündeme getirdi. Avrupa devlet ve hükümet başkanları zirvelerinde krizden çıkış yolları ve Euro kurtarma paketleri tartışılırken, alttan alta yeni Avrupa’nın nasıl olması gerektiğine dair görüşler de ileri sürülüyor. Parlamenter sosyalistler ve sosyal demokratlar Avrupa’nın ekonomik ya da mali birlikten çok ya da bundan daha önemlisi “siyasi birlik” olması gerektiğini söylüyor. Son dönemde solda, Euro krizinden çıkışın ancak siyasi birlikle mümkün olabileceği savunuluyor. Sosyalistler ve sosyal demokratlar, hem ekonominin yeniden düzenlenmesini hem de siyasi birliği projelendiriyor.
Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Sigmar Gabriel de krizden çıkışa dair projesini, Avrupa’nın yeniden kurulmasını ve kafasındaki siyasi birliği anlatan röportajlar veriyor. Aşağıdaki okuyacağınız özeti çevrilen görüşme Welt am Sonntag gazetesi tarafından yapıldı ve gazetenin internet sitesinde de  yayınlandı. SPD Genel Başkanı Gabriel, “elitlerin Avrupa’sı iflas etti” derken Avrupa Birliği’nin mutlaka yeniden kurulmasını savunuyor.

Gabriel, her ne kadar sosyalistler kadar Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurulacağına inanmasa da yine de bir Avrupa hükümetinin gerekliliğini dile getiriyor. Bizde ne sosyal demokratlar ne de sosyalistler Avrupa Birliği’nin ne bugünüyle ne de geleceğiyle ilgilendiği için bu tür tartışmalar da çok gündemimize girmiyor.

-    Sayın Gabriel, bir sosyal demokrat için memleket ne anlama geliyor?
Memleketin benim için tamamen “modern” bir anlamı var.  Bunun geçmişi açıklamak ya da romantizmle hiçbir ilgisi yok. Memleket insanlara güven verir. Memleket benim iyi tanıdığım ve kabul gördüğüm yer neresiyse orasıdır. Bu gittikçe karmaşıklaşan ve anlaşılmaz hale gelen bir dünyada gittikçe önem kazanıyor. Avrupa veya küreselleşme gibi “büyüklükler” ne kadar önemli hale geldikçe, o kadar semt ya da bölge gibi içinde yaşanılan “küçüklükler” de o denli önemli hale geliyor.

-    Bunu ne takip ediyor?
Memleket, her şeyden önce bizim içinde yaşadığımız ya da büyüdüğümüz şehirler ve kasabalar. Şehirler ya da kasabalar insanların toplumsal olarak geliştikleri, toplumsal entegrasyona tabii tutuldukları ya da diğer insanlarla karşılaştıkları yerler. Biz bu yerleri ihmal ettik. Kentler ve kasabalar bu gün ancak yasal görevlerini yerine getirecek ve ondan ilerisini yapamayacak durumda. Kültür kurumları, çocuk ve gençlik hizmetleri, spor kuruluşları, müzik okulu, yüzme havuzu gibi bir bölgeyi yaşanabilir hale getiren bütün bu tür hizmetleri yerine getirecek durumda değil. Ekonomik merkezleri destekleyen hükümet, küçük merkezlere artık para aktarmadığı için buralar sürekli parasal sıkıntı halinde oluyor.

-    Para nereden bulunmalı ki?
(…) Hükümet nihayet adaletli davranmalı ve yerine getirilmesi gereken hizmetleri finanse etmeli.  Bunun için önce tasarruf etmeli, vergi sübvansiyonundan vazgeçmeli ve vergileri artırmalı: Yüksek gelirin yüksek vergilendirilmesi, servet vergisi ve gelir vergisi…

-    Bir şey üretenlere yük bindirilmesi en azından orijinal…
Üretenler bu ülkede tamamen normal işçiler. Bunların üzerine biz yük bindiriyoruz. Tam tersine: Bunların yükünü azaltmak istiyoruz. Biz yıllık 100 bin Euro ve daha fazlasını kazananlara uygulanan verginin yüzde 45’den yüzde 49’a çıkarılması gibi ılımlı bir öneriyle geliyoruz. Yıllar önceki Helmut Kohl iktidarı zamanında bile bu oran yüzde 53’tü. (Muhafazakar Kohl, 16 yıl başbakanlık yapan CDU Genel Başkanı idi.) Bunu sosyal demokratların için (SPD) genç sosyalistler bile savunmuyor bugün.

-    En son Avrupa Birliği doruğu sonuç kararları sizce Almanların çıkarlarına mı?
Almanların aleyhine ve tehlikeli olarak gördüğüm bazı kararlar da var. Şimdi bankalar da doğrudan bu kurtuluş şemsiyesinden kar elde edecekler. Ben kriz ülkelerindeki insanlarla dayanışma içindeyim ama iflas etmiş bankalarla değil. Yeniden düzenlenen banka risklerine kefil olma garantisi verme yerine bizim, küçük insanlar için nihayet mali piyasaların düzenlenmesine ve bankaların yatırım bankası ve ticaret bankalarının kesin ayrılmasına ihtiyacımız var.

-    SPD, son doruk toplantısında Fransa Devlet Başkanı’nın savunduğu “kalkınma paketi” denilen paketi savundu ve böylelikle Brüksel’de Alman hükümetinin hareket kabiliyetini zayıflattı…
Rica ederim, ne? Bir tek Almanya’da 100 yıl önceki gibi sosyal demokratları “vatan hainliği” ile suçlamadığınız kaldı. Gerçekten bu düzeyi ben çoktan arkamızda bıraktığıma inanıyordum. Her kim istikrarlı ve ekonomik olarak güçlü bir Avrupa için ortaya çıkıyorsa, Almanya’nın çıkarı için hareket etmektedir. Etrafımızdaki ülkeler ekonomik olarak kaosa sürüklenirse, kim arabalarımızı veya makinelerimizi satın alacak?
Avrupa pazarında önü kapandığı için yine bir Alman şirketi “kısa çalışma süresi” başvurusu yaptı. Avrupa’nın büyümesi Almanya’daki işyerini garanti altına alır. Ayrıca, 2008’deki krizde bizim de içinde bulunduğumuz büyük koalisyon sadece kemer sıkmayı değil, kalkınma programını da konjonktür programlarını da hayata geçirdi. Bu çeşitli araçların karıştırılmasını SPD sağladı ve o zaman kesinlikle başarılı olundu.

-    Angela Merkel, nihayet  “Euro- Bond” uygulamasına geçildiğini ne zaman öğrenecek?
Euro – Bond tartışması Almanya’da sadece insanların kafasının karıştırılmasına hizmet ediyor.  Çünkü bu çoktandır uygulanıyor zaten. Bugün gizli, sessiz ve sakin bir biçimde ulusal ülkelerin borçlarına Avrupa Merkez Bankası kefil olmakta yani pratikte başka bir şey istemeden Euro – Bond uygulamasını sürdürmektedir. Angela Merkel açıkça bunu söylemeyi göze alamadığı için bu tuhaf, gergin tartışma sürüyor. Biz nihayet Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin önerisini yerine getirmek zorundayız:  Euro bölgesine geçişte doğum anındaki hatayı ortadan kaldırmalıyız. Ki Euro bölgesi ülkeleri arasında ortak kararlaştırılan, ortak sorumluluk altında ve kontrol edilen bir bütçe, maliye ve vergi politikası yok. Bu hatayı düzeltirsek, suçun kimde olduğunu veya kimin ne kadar borç alabileceğini ağzımız köpürmeden konuşabiliriz. Bu tartışmada benim görüşüme göre, bizim daha az Merkel’a daha çok Schaeuble’ye ihtiyacımız var.

-    Siz Almanya’nın daha fazla faiz ödemesine razısınız yani?
Birisi hiç faiz ödemez, diğeri çok yüksek faiz ödediği için öğretmeni işten atar, çocuk yuvalarını kapatırsa böyle bir biçimde Avrupa’yı bir arada tutamayız.  Ne yapılıyorsa, insanların dayanabilecekleri biçimde yapılmalı ve bunun için de her şey yapılmalı.

-    Alman Maliye Bakanı yeni bir Anayasa yapılmasının halka sorulmasını istedi. Burada da daha fazla Schaeuble diyor musunuz?
Bizim Avrupa’nın yeniden kurulması karşısında hiçbir çekincemiz yok.  Yeni Avrupa’nın kurulması hakkında elbette halka “ bunu istiyor musunuz” diye sormak gerek. Halkların düşüncelerini dikkate almayan elitlerin Avrupa’sı iflas etti. İnsanlar şöyle diyor: İspanyol bankası için milyarlarınız var ama bizim okulu aklı başında bir halde yeniden düzenlemek için paranız yok. Avrupa’nın tepeden tırnağa değişmesi için reformlara ihtiyacımız var. Avrupa konusunda yepyeni bir konsept geliştirmeliyiz ki buna insanlar da destek versin.

-    Avrupa Birleşik Devletleri yaklaşıyor mu?
Hayır. Ben ayrıca bu büyük kavramdan hiçbir şey beklemiyorum. Almanya’nın ve İtalya’nın egemenlik düzeyinin Alabama veya Wisconsin düzeyine indirildiğini düşünün. Bu kadar ileri gidilmeyecek. Ama ben Avrupa Parlamentosu’nun bir Avrupa hükümeti seçmesini ve bu hükümetin bütün Avrupa’yı ilgilendiren kararlar almasını anlayabilirim. Hükümet ve devlet başkanları meclisi bu Meclis’in ikinci hükümeti gibi olabilir. Almanlara gerçeği söylemek zorundayız: Bizim gücümüz Avrupa’nın birliğinden geliyor.

-    Schröder’in Ajanda 2010’u Almanya ekonomisinin bugün güçlü olmasının temellerinden biri olarak görülüyor. Gelecek seçimde sosyal demokratlar seçim programında Schröder’den ne kadar uzaklaşacak?
Biz şimdi 2012’deyiz ve 2020 ajandası üzerine konuşmalıyız. Ajanda 2010’da birçok şey doğruydu ama düşük ücret sektörünün yaygınlaştırılması yanlıştı. Şimdi tam da krizde Avrupa ülkelerinin önlerinde yapısal reformların olduğu görülüyor.  

-    Fransa’da François Hollande, emeklilik yaşını 60’a geri indirdi. Almanya’da emeklilik yaşı 67 olarak kalmalı mı?
Hollande herkes için bunu getirmiyor yalnızca çok uzun süre çalışmış insanlara bu imkanı sağlıyor. Bizim amacımız, düşük ücretle ve boğaz tokluğuna uzun süre çalışma sonucu oluşan, yaşlı yoksulluğunu engellemek.

-    En az emekli aylığı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu kavramdan ne anladığınıza bağlı olarak değişir. Şunu kastediyorsanız evet ben bunu savunuyorum:  Her kim on yıllar boyunca sigortalı çalışmış ve emekli primlerini ödemişse, sonra suçsuz yere işsiz kalmış ve ucuz işgücü sektörüne gönderilmişse, bu insan emekli olduğunda sosyal yardım düzeyinde emekli olmamalı.

***

Bankalara rehin olmaktan kurtulmalıyız
Avrupa’da krizin önüne geçilmesi için sol ve sosyal demokrasi finans piyasalarının kontrol altına alınmasını savunuyor. SPD Genel Başkanı Gabriel, bankaların küçültülmesini ve batınca da kendi paralarıyla oluşturulan bir fon tarafından kurtarılmasını öneriyor. Gabriel’e göre, “biletsiz seyahat eden birinin bile hapse atıldığı bir dönemde borsada manipülasyon yapan bankacıların serbest olması” kabul edilemez. Aşağıdaki görüşmeyi Tagesspiegel gazetesi 21.07 tarihinde gerçekleştirdi.

-    SPD kısa bir süre önce hükümetin Avrupa Birliği ülkelerinin kriziyle ilgili bir önerisini onayladı. Almanya büyük koalisyonla mı idare ediliyor?
Hayır ama geçmişte de Almanya’nın önemli dış ve iç politikasında karar alınırken muhalefet ve iktidarın aynı politikada birleştiği görüldü. SPD, Avrupa için kendi sorumluluğunun farkında.

-    Angela Merkel’ın Avrupa’sı için?
Angel Merkel’ın hangi Avrupa’dan söz ettiğini anlamak zor. Son iki yıldır kendi pozisyonunu çok sık değiştirdi. Benim hükümete eleştirim, hükümet finans piyasalarının düzenlenmesi hakkında, krizdeki ülkelerle ilgili, emekliliğin kısılması, katma değer vergisinin artırılması, kamu hizmetlerinin tasfiyesi hakkında yaptığı gibi köklü, detaylı, angaje olarak bir çalışma yürütmedi.

-    Ama en sonunda SPD hep Merkel’ın politikalarını kabul ediyor…
Burada söyledikleriniz gerçekten komik. CDU/CSU’da da Angela Merkel ile ilgili “SPD ne diyorsa onu yapıyor” gibi eleştiriler var. Muhafazakâr ve liberal milletvekilleri, Avrupa’da finans piyasalarının vergilendirilemeyeceğini ilan eden başbakanlarına inandılar. Ama şimdi bu vergi geliyor işte. Ve Angela Merkel ve onun sallantılı koalisyonu aylarca bir “kalkınma programını” gereksiz ilan edip sonra da SPD’nin “kalkınma paketini” onaylayınca bu durum koalisyonu oluşturan partilerdeki birçokları için zor katlanılabilir bir şey oldu, çünkü bu tamamen bir SPD politikası. Ama gerçekçi olmak gerekirse: Gerçekten birlikte doğru yapıyorsak kimin kimi izlediğinin hiçbir önemi yok. Ama bu birlikte hareket etme çoğu kez çok gerçekleşiyor ve maliyeti de artıyor. Bu günkü durum o kadar dramatik bir hal aldı ki, bu kadar büyük bir paketin bile gerçekten etkili olabileceğini bilebilecek durumda değiliz.

-    Bu denli büyük bir krize yalnızca fiili bir büyük koalisyon ile mi çözüm bulmak mümkün?
Hükümet ve muhalefet önemli bir sorunda ortak bir politika oluşturmuşsa, bu Almanya tarihinde henüz hiçbir zaman “büyük koalisyon” anlamına gelmedi. Ama bu güçlü bir parlamentonun kanıtı ve bütün partilerin kendine güvendiğinin göstergesidir. Bu Almanya’yı diğer partnerleri için güvenilir hale getirmektedir.  Avrupa’nın birçok ülkesi bu istikrar için bize gıptayla bakıyor.

-    Onay verdiğiniz kriz başbakanının hata yaptığını, seçim çalışmaları sırasında, seçmenlerinize nasıl açıklayacaksınız?
Ne yazık ki gelecek yıl seçmenlerle birlikte Avrupa’daki Merkel krizinin büyüdüğünü ve Almanya’ya da genişlediğini göreceğiz. Ben gerçekten başka türlü olmasını diliyorum. Ama şimdilerde bütün göstergeleriyle görüyoruz ki, ekonomik büyüme duruyor: Kısa süreli çalışma, şirket iflasları ve işsizlik. Eğer başbakan şimdi, Avrupa krizi üzerine bir seçim kampanyası yürütmek istiyorsa ben de diyorum ki: Yapabilir ama şunlara da cevap vermek ve seçmenlere açıklamak zorunda?  Kim Avrupa’yı ve yakında Almanya’yı yanlış kemer sıkma politikalarıyla işsizliğe ve varoluş korkusu yaşamaya itti? Kim yarattığı krizle geleceğe güvenle bakmayı engelledi ve aynı zamanda bankaların daha da kar etmesine neden oldu? Bütün bunlar hakkında ve bankalarla ilgili kararlarla ilgili seçimlerde konuşacağız. Ki burada hükümet suçlarından dolayı hesap vermek durumundadır.

-    Neden Alman vergi verenler İspanyol büyük bankalarını kurtarmak zorunda?
Bu para binalarının yıkılması bütün bir ekonominin yerle bir olmasına neden olabilir.  Biz bunu engellemek istiyoruz. Buna rağmen diyorum ki: Bu böyle devam edemez. Nihayet bunların tehdidinden kurtulmalıyız. Bu zamana kadar yaptığımız her şey krizi yönetmekti. Kriz menajerliği yaptık. Bunlar gerekliydi ama bu arada devletin kontrolden çıkan şirketlerin ya da finans sisteminin nasıl tehdidi altına girdiği de görüldü. Bunun için kriz menajerliğinden daha fazlasına ihtiyacımız var. Ve krizden kurtuluş için Avrupa çapında sert ve uzlaşmasız bir biçimde bankaların düzenlenmesine ihtiyacımız var. Bütün bir ekonominin bankalar tarafından rehin alınması, büyük bir bankanın çökmesinin bütün ekonomiyi tehdit etmesi ve bankalar batarsa sonucunun ne olacağını kestiremememi nedeniyle bunun için sürekli büyük bankaları kurtarmak zorunda kalmamızın bir sonu olmalı.

-    Nasıl?
Bankalar sağlıklı bir biçimde küçülmeli ki,  genel ekonomiyi tehdit altına almadan iflas edebilmeli.  Eğer bir banka iflastan kurtarılacaksa bunun için bir bankalar kurtarma şemsiyesi olmalı ve bu şemsiye de bankaların kendileri tarafından finanse edilen bir fondan oluşmalı ve her zamanki gibi vergi verenler kurtarmamalı bankaları. Eğer kurtarma otomatik olarak devlet tarafından yapılıyorsa, devlet otomatik olarak bankanın tamamen ya da bir bölümünün sahibi olmalı.  Burada her banka için ayrı ayrı karar verilmeli kuralı olmamalı ve bu durum yasal olarak düzenlenmeli. Hisse senedi sahipleri bunu bildiği için bir karar almadan önce bu sefer üç kez düşünürler. Nihayet banka sektöründe zarar sosyalizmi bir son bulmalı: Kar özelleştiriliyor, zarar toplumsallaştırılıyor.

-    Ne öneriyorsunuz?
Biz finans pazarlarından tekrar, sorumluluk ve riskin aynı elde olduğunu pazar ekonomisine dönmek istiyoruz. Açgözlülük, saygısızlık, dolandırıcılık ve sorumsuzluk bir işe yaramamalı. Ayrıca yüksek riskli ticaret pratikleri durdurulmalı. Borsada yüksek frekans işlemleri (ticareti) yasaklanmalı. Bu tür işler sorumsuzluk. Ve ben rekabet argümanından korkmuyorum. Bu işler bizde yasaklanırsa, bu bankalar Londra’ya ya da New York’a gidebilir. İşler ters giderse de Avrupalı ya da Alman vergi verenler sömürülmemiş olur. Ve daha en başlarda kefil şartlarını da değiştirmek zorundayız. En azından yatırım ve ticaret bankaları arsında bilanço açısından bir ayrılık olmalı. Bununla birlikte bir tasarrufçu, ren azından riskli yatırım işlerine kefil olmak zorunda kalmasın.

-    Bankacılarla ilgili ne söyleyeceksiniz?
Bir şey açık olmalı: Banka menajerleri yaptıklarının hesabını daha açık ve kesin vermek zorunda.  Borsayı manipüle eden, çok büyük riskli ticareti onaylayan, krizde sorumluluğu olan hiçbir bankacı parmaklıklar arkasında olmayacak ve yine yerinde oturacak ama biletsiz seyahat ettiği için küçük insanlar hapse atılacak, bu böyle olmaz.