“Ellerini görsem oğlumun”
İnönü Alpat İnönü Alpat
Avukattır, öğretmendir, şairdir; edebiyat alanı nda erkek egemenl

Avukattır, öğretmendir, şairdir; edebiyat alanı nda erkek egemenliğini sarsmış ender kadı nlardandır. 1933 Yozgat doğumludur. Cumhuriyet’in aydınlık yüzünün simgesi bir hayat sürmüştür. Eşinin mesleği gereği neredeyse ayak basmadığı Anadolu kenti kalmamıştır. Şiirinin gücü buradan gelmektedir. Demokrat gazetesi kurucusu ve yazarı olmuş, Halkevleri, İnsan Hakları Derneği gibi demokratik ve muhalif örgütlenmelerde yer almıştır. Şiirinin farklılığı buradan kaynaklanmaktadı r. İlk şiiri 1951 yılında Son Haber gazetesinde yayımlanmıştır. Şiir serüveni hâlâ devam etmektedir. Şiirleri gezdiği, gördüğü, yaşadığı Anadolu kentleri kadar çok sayıda dile çevrilmiştir. İngilizce, Almanca, Flamanca, Danca, İtalyanca, Bulgarca, Arapça, Lehçe, İspanyolca, Fransızca ve İbranice’yle insana seslenmiştir.

O, Türk edebiyatının Gülten Akın’ıdır ama Mamak Cezaevi’nde yatan tutukluların Gülten Teyze’sidir. Oğlu Murat Cankoçak Ankara’da bir banka soygununa katıldığı gerekçesiyle tutuklanmış, dosyası Şentepe Devrimci Yol davasıyla birleştirilmiş, önce müebbet hapse mahkûm edilmiş, daha sonra cezası Yargıtay tarafından bozulmuştur. Bütün bu zaman zarfında Murat Cankoçak’ın Mamak’ta, Gülten Akın’ın, ‘Seyranla Mamak’ arasında yaşadıkları ömür törpüsü olmuştur. O günlerde yarattığı ürünler şiirine ayrı bir soluk katmakla kalmamış, içerdekileri gerçek şiirle tanıştırmıştır.

Murat Cankoçak Mamak’ın en belalı günlerini yaşamıştır. Gülten Akın oğlunu kıran, döken bu belaya dışardan tanıklık yapmış, görüş yerlerinde görevliler tarafından itilip kakılmış, belaya şiirle direnmeye, meydan okumaya çalışmıştır. Maruz kaldığı her bir hakaret, şiddet, küfür unutulmaz dizeler olarak geri dönmüştür. Bu yüzden şiirlerine görüş yerindeki annelerin, babaların, eşlerin, çocukların gözyaşı, umut ve umutsuzluk halleri ile Murat’ın ve Murat’ın yüzlerce arkadaşının işkence altındaki çığlığı karışmıştır.

Gülten Akın’ı unutmamamız lazım. Evet biliyorum; 0, şiirde öyle bir yer edindi ki kendisine, ‘unutmama’ çağrısının tuhaf kaçtığına eminim. Ama Gülten Akın bizler için yalnızca şair değildir. Geçmişimizin anlamlı ve çok nadide bir parçasıdır. Gülten Akın’ı unutmak, Mamak’ta yaşanan onca acıyı unutmak olacaktır. Gülten Akın bizler açısından, okunduğunda türlü hayallere daldığımız bir şair değil, her dizesinde kendi hayatımıza dair ‘ince şeylerle’ karşılaştığımız şiirlerin yazarıdır. Gülten Akın’ı yeniden okumak, o ‘ince şeyleri’ hissettiğimizi göstermek hem kendimize hem de O’na teşekkür sayılacaktır. Bir annenin duyguları nın şairane ifadesi olan "İlahiler" ve 12 Eylül sonrasında cezaevlerinde yaşanan ilk ve en uzun ölüm orucunu anlattığı "42 Gün" Mamak’ın resmi olmayan tarihinin tutanaklarıdır.

ŞARKILARI ŞARKI YAPAN DİZELER
Pek çok şiir, şiir olsun diye yazılmıştır. Gülten Akın’ın yazdıkları ise şarkıları şarkı yapmakla yükümlüdür sanki. Şarkılar, O’nun dizeleri üzerine kurulmamışsa eğer, sıradan olma tehlikesi taşımaktadır. Gülten Akın, hayatı ve şarkıları sıradan olmaktan kurtarmıştır.

8 Haziran 1977’de ODTÜ girişinde jandarma tarafı ndan kurşunlanarak öldürülen Ertuğrul Karakaya’nı n, pek çok arkadaşımızın adı, sanı unutulurken, hâlâ aynı sıcaklıkta anılıyor olmasının, "Ertuğrul Ağıtı" ile izahını yapmak sanıyorum ki isabetli olacaktır. Şiir, hem şarkıyı hem de Ertuğrul Karakaya’yı ebediyen hatırlanma mertebesine ulaştırmıştır. "Gökte bulut yan yan gider/ Yaraları mdan kan gider/ Töresi batası dünya/ Kahpe kalır şahan gider" dizelerinin gençlerin belleklerinde yer etmesi, Gülten Akın’ın isyanının bugünlere kadar ulaşmasıdır. Çünkü hâlâ adaletsizlik devam etmektedir; kahpeler kalmakta, şahanlar gitmektedir.

"Ertuğrul Ağıtı"nı Ali Asker’in hüzünlü ve tok sesinden dinlemiştik ilk kez. Tıpkı "Demirle Pas Arasında İlahi"yi dinlediğimiz gibi. "Nergisle güz arasında/beş yıldır beş uzun yıldır/ Yağmurla kar arasında/ Beş yıldır beş uzun yıldır/ Ayazla çiğ arasında/ Demirle pas arasında/ Seyranla Mamak/ Beş yıldır beş uzun yıldır/Tanı yorum sesini demirin/ Açılan sürgünün itilen kapının/ Eldeki omuzdakinin/ Aman dinlemez sesini/ Beş yıldır beş uzun yıldır…" Dikkat edilmelidir: Bu şiir "İlahiler" kitabında yer almıştır. Kitabın yayım tarihi 1983’tür. 12 Eylül faşist darbesinden 3 yıl sonradır, yani. 12 Eylül bir karabasan gibi çökmüştür ülkenin üstüne. Hapisaneler tıklım tıklımdır. İnsanlar işkencededir. Umut azdı r; yenilginin ruh hali çökmüştür herkesin omzuna. Gülten Akın "İlahiler"de umutsuzluğa karşı bayrak açmıştır. Sanki, umutsuzluğun kabullenilmemesi çağrısında bulunmaktadır. "Demirle Pas Arasında İlahi"nin son dizesinde,"Gelir bir gün gelir bir gün/ Bir gün siler parlatırım/ Bilirim susmayacak kalb-i viranımdaki kuş" demiştir. Belki de bu dizeler, 1983 Türkiye’sinde bir ilktir; bütün bir Türkiye’yi susturmaya niyet etmiş cuntacı lara açıktan ‘bizi susturamayacaksınız’ demektir. Bu isyanın arkasında bir annenin karşılıksı z sevgisi vardır. Hangi cuntanın gücü, bir annenin cezaevinde yatan oğlunu sevmesini, onun için şiir yazmasını engelleyebilir ki? 1983’te yazılan şiir, Ali Asker’in kasetinde yer aldıktan sonra dilden dile yayıldı. Oğulları içerde onlarca annenin duygusuna tercüman olan Gülten Akın, "42 Gün"de yer verdiği "Büyü de baban sana" ilk dizeli şiirle de, babaları cezaevinde, kendileri kundakta bebelere, acı da olsa, gerçekleri anlatmaktan geri durmadı. "Büyü de baban sana/Büyü de/Acılar alacak/ Büyü de baban sana/ Büyü de/ Yokluklar alacak/ Büyü de baban sana büyü de/ Bitmez işsizlikler açlıklar alacak/ Büyü de/ Büyü de baban sana Baskılar işkenceler alacak/ Kelepçeler gözaltılar zındanlar alacak/ Büyü de/ Büyüyüp onyedine geldiğinde/ Büyü de baban sana idamlar alacak" Grup Yorum’un, o coşkulu bestesiyle dinlediğimizde bu güzelim dizeleri, hangimizin aklına 17 yaşında idam edilerek öldürülen Erdal Eren gelmedi ki? "Ah, kimselerin vakti yok/ durup ince şeyleri anlamaya" diye yazdı Gülten Akın. Elbette bu bir serzenişti. Oysa biliyordu ki; biz, yani hem Gülten Akın’ı okuyanlar hem de Gülten Teyze’yi tanıyanlar, hayata, şiire, yufka yürekliliğe dair ne kadar ‘ince şey’ varsa, epey büyük bir kısmını ondan öğrendik.

Eller İlahisi
Ellerini görsem oğlumun
Uzun esmer parmaklı ellerini
Onları özlüyorum
Üç yaşına yağan karda
Kızarmış, ısıttım öpe hohlaya
Ozanda el-ücra çağrışımı yapan
Alucra kışları
Bir elim elinde sabaha dek
Öteki yorganının üstünde
Üşümezdi artık örttüm sardım ya
Görsem ellerini oğlumun
Ardında bağlı durmasa
Kalmasa Alucra sisler içinde
Gevaş'a kurtlar inmese
Cano kızak yap oğluma
Uçar gider göle doğru
Çığ düşer, Artos'a salma
Ellerini görsem oğlumun
Dizgini tutarken atının üstünde
Sağrısı yelesi al ürpermede
Ferhan usul usul titrese
Ellerini görsem oğlumun
Yeşil söğüt dalını incelikle
Kuş sesleriyle değiştiğinde
Beş yaşında çalışkan ellerini
Uçtu gitti kitapların ardında
Uçtu gitti kalemlerin ardında

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız