Emek mitinginde laiklik ön planda
Atilla Özsever Atilla Özsever
KESK, laikliğe ve iş güvencesine sahip çıkmak için 9 ilde alanlara çıkmaya hazırlanıyor. KESK İstanbul Şubeler Dönem Sözcüsü Tosu, “Eğitimde ve toplumsal ilişkilerde laiklik yerine dini referansların esas alınması, emekçinin hak arama mücadelesini olumsuz etkiliyor” diyor

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), laikliğin ortadan kaldırılması girişimlerine karşı 28-29 Mayıs’ta 9 ilde miting yapacak. Bu çerçevede, KESK İstanbul Şubeler Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen İstanbul 3 Nolu Şube Başkanı Hüseyin Tosu ile görüştük.

emek-mitinginde-laiklik-on-planda-140162-1.

Fotoğraf: Necati Tüfekçi

» Mitingler hangi illerde yapılıyor ve amacınız nedir?

KESK olarak 28 Mayıs’ta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Samsun’da, 29 Mayıs’ta da Antalya, Trabzon ve Van’da miting düzenleyeceğiz. Biz de, İstanbul bölgesi olarak 28 Mayıs’ta Bakırköy’deki Özgürlük Meydanı’nda miting yapacağız. Amacımız, laik eğitimi ve yaşamı savunmak, iş güvencemizden vazgeçmemek, sürgün ve soruşturmaların son bulmasını talep etmektir. Bu eylemlerimizde laiklik meselesi ön plana çıkıyor.

» Laiklik kamu emekçileri ve tüm çalışanlar açısından neden önemlidir?

Laiklik anlayışına karşı çok ciddi saldırılar var. TBMM Başkanı’nın laikliğin Anayasa’dan çıkarılması yönündeki son açıklaması, toplumda ve özellikle okullarda ciddi bir muhafazakârlaşmanın yaygınlaşması bizlere endişelendirmektedir. Laiklik yerine eğitimde ve toplumsal ilişkilerde dini referansların esas alınması, kadercilik anlayışının ve biat kültürünün yaygınlaşması, emekçinin hak arama mücadelesini olumsuz etkilemektedir. İş cinayetleri, “kader/fıtrat” denilerek aklanmakta, çalışanların sendikalaşması, grev yapması “günah” diyerek bastırılmaktadır. Emekçiler, inançlarına göre bölünerek birbirine düşürülmeye çalışılmaktadır.

» Okullarda laikliğe karşı ne gibi uygulamalar söz konusudur?

Öncelikle okullardaki din dersi saati artırıldı. Haftalık 30 saatlik dersin 5’i seçimlik ve 2’si de zorunlu olmak üzere 7 saati din dersi oldu. Yani, haftalık toplam derslerin dörtte bir din içerikli dersler. Öğrenciler arasındaki dini yarışmalar yaygınlaştırıldı. Bu yönde vakıflarla ortak yarışmalar düzenleniyor. Okullarda laboratuvar, kütüphane yok, mescitler açıldı. Öğrenciler, müze yerine toplu olarak camilere götürülüyor. Kutlu Doğum Haftası, Kut ül Amare gibi kutlamalar yaygınlaşıyor.

» Dini referansların artması ne gibi sonuçlara yol açar?

Dini referans olarak aldığınız zaman bilim ve hukukun geçerliliği yok demektir. Dini inanç, kişi ile Allah arasındaki bir ilişkidir. Dinin referans alınması, özellikle kamusal alandaki toplumsal ilişkileri zedeler; tek bir mezhep anlayışının topluma dayatılması, ayrımcılığa yol açar. Toplumsal yaşamda özgür bireylerin yetiştirilmesi esastır. Laiklik; ekmek, su kadar önemlidir.

» Mitinge diğer kuruluşların bir desteği olacak mı?

Alevi derneklerini ziyaret ettik, CHP ve HDP ile görüştük, destekleyeceklerini belirttiler. DİSK, TMMOB ve TTB’nin yanı sıra sol ve sosyalist parti ve kuruluşlar, Birleşik Haziran Hareketi de mitinge katılacağını bildirdi. Çağrıyı KESK yapıyor ama laiklik toplumun tüm duyarlı kesimlerini ilgilendiren bir konu.

emek-mitinginde-laiklik-on-planda-140163-1.

***

‘Taşerona kadro’da AKP ile Hak-İş çatıştı

AKP hükümeti, Mart 2016’da kamuda çalışan yaklaşık 740 bin taşeron işçisinin özel sözleşmeli personel statüsünde kadroya geçirileceği sözünü verdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu da, geçen hafta tasarının hazırlandığını, diğer bakanlıkların görüşlerinin alınmasından sonra TBMM’ye sunulacağını açıkladı.

Yasal düzenlemede, kamuda çalışan taşeron işçileri memur statüsündeki 4/C kapsamında sözleşmeli personel yapılıyor ve işçi sendikalarına üye olması engelleniyor.

Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, yeni düzenleme sonucu Hak-İş’in 220 bin üyesini kaybedeceğini belirterek tasarıya karşı olduklarını ifade etti. Başkan Arslan, “Hükümet değişiyor, yeni Başbakan’a ve üyelerine durumu izah edeceğiz. Tasarı bu haliyle Meclis’e gelirse geçirtmemek için her türlü çabayı göstereceğiz” dedi.

AKP yanlısı olarak bilinen Hak-İş Konfederasyonu, bu düzenlemeye olan itirazlarını 14 maddede topladı. Hak-İş’in itirazları özetle şöyle:

» Özel sözleşmeli personel statüsüne geçirilecek taşeron işçilerinin işçi sendikasına üyeliği ve toplusözleşme hakkı ellerinden alınıyor.

» Kıdem tazminatı ve diğer kazanılmış haklarından vazgeçmesi isteniyor.

» Bu durumda Hak-İş Konfederasyonu, 220 bin üyesini, yani üyelerinin yarısını kaybedecektir.

» Taşeron işçilerinin kıdem ve diğer kazanılmış haklarından vazgeçmek suretiyle özel sözleşmeli personel statüsüne geçirilmesi, TC Anayasası ile ILO normları ve Avrupa Sosyal Şartı’na aykırıdır.

» Hükümet, 2015 yılında karayollarında çalışan binlerce taşeron işçisini işçi kadrosuna geçirirken şimdi yüz binlerce taşeron işçisini memur kapsamında özel sözleşmeli personel statüsüne geçirmesi ciddi bir çelişkidir.

Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın da başkanı olduğu Hizmet-İş Sendikası, böyle bir durumda 100 binden fazla üyesini kaybedecek. Hizmet-İş, 2013’te 53 bin üyeye sahipken bu sayı şimdi 162 bine çıktı. Yine Hak-İş’e bağlı Öz Büro-İş’in 30 bin üyesi de taşeron işçisi.

Türk-İş’e bağlı Güvenlik-İş Sendikası’nın da 23 bin üyesinin tamamı taşeron işçisi. Koop-İş’in de taşeron işçisi üyeleri var. Böyle bir yasal düzenleme sonucu Türk-İş’in de 30 bin dolayında bir üye kaybına uğrayacağı belirtiliyor. Az üye kaybı nedeniyle Türk-İş yönetiminin fazla ses çıkartmadığı ifade ediliyor.

Yasal düzenleme; sınav şartı, güvenlik soruşturması, yılda 5-6 ay çalışanların kapsam dışı kalması gibi olumsuz özellikler de taşıyor.

***

Sınıfsal içerikli ve eğlenceli medya hikâyeleri…

BirGün yazarı Nazım Alpman’ın “Ahlak Islatan” isimli son kitabı, gazetemizde tanıtıldı. Gazetemiz editörlerinden Zeynep Yüncüler, bir ay önce kitapla ilgili bilgilendirici, derinlemesine bir röportaj yaptı. Ben ise, kitabın farklı bir yönünü, emek sayfasına uygun bir değerlendirmesini yapmak istiyorum.

Nazım Alpman’ı 1986 yılında Netaş grevi vesilesiyle tanıdım. Nazım o dönemde, greve çıkan Otomobil-İ�� Sendikası’nın şube yöneticisiydi. Netaş grevi, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası ilk büyük grevdi. Ben de Hürriyet gazetesi muhabiri olarak grevle ilgili bilgi topluyordum. Tanışmamız böyle gerçekleşti. Nazım Alpman’ın bu sendikacılık yönü pek bilinmez…

Nazım, daha sonra Milliyet’te çalışmaya başladı, özellikle 1990’lı yıllarda ses getiren haberler ve röportajlar yaptı.

“Ahlak Islatan’daki medya hikâyeleri de büyük ölçüde bu dönemi kapsıyor. Medya hikâyelerinde sınıfsal çelişkiler, ironik bir biçimde anlatılıyor. Gazete ve televizyon yöneticilerinin patrona yaranmak için ne hallere düştüğü eğlenceli bir biçimde sunuluyor.

Örneğin, özelleştirme kapsamında bulunan kamu işletmelerindeki greve destek verilerek, grev nedeniyle bu kamu kuruluşlarının değerinden ucuza satılması ve bu kurumlara talip olan patronlara çıkar sağlanması, esprili bir biçimde gündeme getiriliyor.

Eski “solcu” gazete yöneticilerinin nasıl “döndüğü”, kapitalizmle iç içe geçtiği birçok örnekle ortaya konuyor. Öte yandan düzenli maaş almayan muhabirlerin yanı sıra sınıf atlamaya çalışan gazetecilerin komik durumları da sergileniyor.

İyi bir gözlemci olan Nazım Alpman’ın bu hikâyeleri, bir film ya da dizi senaryosu olabilir, ama kim yapacak?...