Emmy meselesi
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Herhalde insanların dinlediği, hele hele sabahlara kadar dinlemek uğruna oturduğu programlar da yıllarla birlikte, televizyonla birlikte değişiyor. Gerçi ben hangisini yakalasam dinlerim. Kazananlarla birlikte sevinirim. Ama son yıllarda televizyonun sinemaya meyletmesiyle birlikte, Altın Küre’yi değil de Emmy’yi daha heyecanla beklemeye başladım. Bu yıl çok sevdiğim oyuncular alınca (hepsi değil elbette, “Veep”i de, Julia Louis-Dreyfuss’u da sevmem), büsbütün hoşuma gitti.

Televizyonun sinemaya doğru meyletmesine gelince, bunu epey zamandır duyuyoruz aslında. En çok da, “True Detective”in birinci sezonu münasebetiyle sözü edildi. Sekiz bölümün hepsinin senaryolarını yazar Nic Pizzolatto yazdı, Cary Joji Fukunaga (“Sin Nombre,” “Jane Eyre”) yönetti. İki başrol oyuncusu Matthew McConaughey ile Woody Harrelson da akıldan çıkmaz performanslar sundular. Bence McConaughey çok yakın geçmişte, üstelik de fizik olarak benzer bir karakterle, “Dallas Buyers Club / / Sınırsızlar Kulübü”nün Ron Woodroof’u ile Oscar almış olmasa, “True Detective”in Rust’ı ile Emmy’yi eve götürürdü.

Peki, ikinci yılda ne oldu? Gerçi oyuncular değişmişti ama dizinin yaratıcısı ve senaristi Nic Pizzolatto gene bütün bölümlerin senaryolarını yazan kişiydi. Onunla anlaşamadığı söylenen yönetmen Fukunaga ise, yapımcı olarak kalmıştı. Yönetmenlik sorumluluğu, aralarında sinemacı William Friedkin’in de bulunduğu isimler arasında paylaşıldı. Kısacası, televizyon usulüne dönüldü. Bütün bölümleri aynı kişiye yönettirme kararının getirisi ise, ödüller, büyük beğeni ve Fukunaga’nın aldığı (geçen yıl) drama dizisi dalında en iyi yönetmen ödülü oldu.

Öyleyse iş yönetmende mi bitiyor, yoksa başka unsurlar da var mı? Görüntü yönetmeni, belki. Daha önce Jane Campion ile “Top of the Lake”te çalışmış Avustralyalı görüntü yönetmeni Adam Arkapaw hayret vericiydi. Belki diyorum Pizzolatto, Fukunaga’sız bir ikinci yılda ille de ilk yılı aşacağım diye biraz fazla zorlamıştır. En azından, yazdığı senaryoların, diyalogların oyuncularının işini kolaylaştırmadığı kesin.

Sinemanın yıldızlarının ekranda boy göstermesi her zaman heyecan yaratır. Viola Davis’in varlığı da “How To Get Away with Murder”a ilk adımında güç kazandırdı. Drama dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülü almış bir aktris olarak yaptığı konuşma da, gerçekten unutulmazdı. Doğrusu, adaylardan bir diğeri olan Taraji P. Henson’ın samimi sevinci de o anların hatırlanmasına katkıda bulunmuştur mutlaka.

Benim kıymetli oyuncularımdan (ki, biri Davis’ti zaten) Francis McDormand, insan fevkalade yetenekli bir oyuncu ve meşhur bir yönetmenin (Joel Coen) karısı bile olsa, gene insan olarak kalabileceğini gösterdi. Meslek hayatının neredeyse başlangıcından beri izlediğim Peter Dinklage “Game of Thrones”un Tyron’u ile ikinci En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü (dramada) aldı. Kısıtlı Dizi ya da Film’de aklım David Oyelowo’da kalsa bile, Richard Jenkins’i de çok beğenirim. Ve nihayet, ölçülü oyuncu Jon Hamm, Drama dalında bir ödül alarak (eleştiri mahiyetinde sahneye tırmandı) bu çok iyi oynanmış dizinin tek ödüllü oyuncusu oldu. İyi bir Emmy töreniydi, umarız daha da iyiye gider. Belki akademi üyeleri değişiyordur.