“Emperyalizmin finoları”nın yuvalandığı OAS bir soğuk savaş kurumu
MUSTAFA K. ERDEMOL MUSTAFA K. ERDEMOL
Venezüela ne yapabilir? Yapacağı şey zor değil. Temeli güçlü bir biçimde atılan ALBA’yı daha da güçlendirmek.  2006’da Venezüela, Küba, Nigaragua ve Bolivya tarafından kurulan ALBA yani “Amerika için Bolivar alternatifi”, kapitalizmle mücadeleyi ilk hedef olarak belirlemiş bir örgüt

Venezüela Dışişleri Bakanı Delcy Rodriguez’in Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS) son zirve toplantısında üye ülkelere yönelik olarak “emperyalizmin finoları” benzetmesi tabii ki “diplomatik” üsluba uygun değil. Ancak OAS’nin ne menem bir kurum olduğunu bilince Rodriguez “az bile söylemiş” diyor insan. Bu kuruluş ABD eliyle hayata geçirildiğinden bu yana Latin Amerika’daki ilerici yönetimlerin hepsine düşman bir siyaset izliyor. Uzun zamandır da Venezüela’daki ABD destekli protestoları gerekçe göstererek Bolivarcı hükümete savaş açmış durumda. Bu yeni bir gelişme değil, Huga Chavez döneminde de üstelik ülkede herhangi bir çatışma ya da huzursuzluk da yokken benzerini yapmıştı. Chavez bu kurumun ülkesi aleyhinde hazırladığı raporların yanlı olduğunu belirterek reddetmişti. Örgütün Venezülea’ya kızmasının nedeni Bolivarcı Chavez hükümetinin ülkede tekellere yönelik uyguladığı sosyalist program, o program doğrultusunda da yaptığı devletleştirmeler. Çünkü OAS, üyesi ülkelerin kapitalist “kalkınma yolunu” benimsemelerine büyük önem veriyor, dolayısıyla Venezüela ya da Küba gibi, ülkelere sosyalist ya da solcu yönetimlerinden ötürü, ciddi bir karşıtlığı var. Küba’yı 1962’de üyelikten çıkardığı, halen de yeniden kabul etmediği anımsanırsa bu konuda kararlılığının uzun sürdüğü de görülebilir.

OAS’ın Venezüela’ya yönelik tutumunda bir yumuşama yok. Olmaz da uzun süre, çünkü üye ülkelerin neredeyse tamamı sağcı iktidarlara sahip. Ama bölgede solcu hükümetlerin iş naşında olduğu dönemlerde bunun etkisi OAS’a da yansıyor. 2005 yılında ABD’nin değil Venezüella, Arjantin ve Brezilya’nın desteklediği aday örgütün genel sekreterliğine seçilmişti örneğin.

Venezüela’nın OAS’ın tutumuna karşı sert tavır aldığı biliniyor ama Chavez’den bu yana ülkenin devrimci yönetiminin dış siyasette zayıf oluşu gereken etkiyi yapmıyor.

Bolivar’ın fikriydi

Büyük önder Simon Bolivar’ın daha 1826’da ortaya attığı bir fikirdi bir bölge ülkeleri birliği oluşturmak. Bu amaçla düzenlenen Panama Kongresi’nde Amerika devletlerinin ortak bir askeri birlik oluşturmalarını savunmuştur. Amerika Devletleri Uluslararası Konferansı’nın 1890’da Washington’da yapılan toplantısından Uluslararası Amerikan Cumhuriyetleri Birliği kurulması kararı çıktığını, birliğin adının 1910’da Pan-Amerikan’a dönüştüğünü biliyoruz. ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Latin Amerika’yı yeniden düzenleme amacıyla 1947 yılında bölgedeki ülkelerle önce Rio Paktı aracılığıyla “karşılıklı savunma anlaşması imzaladı. Bu girişimlerin devamı sayılabilecek olan OAS ise 30 Nisan 1948 tarihinde Kolombiya’nın Bogota kentinde imzalanan bir antlaşma ile kuruldu ama 1951 yılında faaliyete geçebildi. Özünde BM’nin ilkelerini Amerikalarda hayata geçirme amaçlı bir örgüt bu. ABD’nin Almanya ve Japonya ile girdiği savaştan sonra güvenlik kaygılarıyla oluşturulmuş bir örgüt de denebilir. Latin Amerika’yı arka bahçesi olarak gören ABD, bölgesel statükonun değişmemesine büyük önem veriyor. Statüko değişikliği demek bölge ülkelerinin komünizme kaymaları demek. OAS bunu önleme amacıyla faaliyet gösteren antikomünist bir kurum.

OAS’ın üye ülkelere karşı kullandığı maddelerin başında “Amerika kıtasında bir devlete karşı yapılacak her türlü saldırı tüm Amerika kıtası devletlerine yapılmış sayılacaktır” maddesi geliyor. Bu madde ABD destekli OAS tarafından her an huysuz” bir üye ülkeye karşı kullanılacak bir madde.

İlkeleri, bölgede temsil ettiği BM kadar ikiyüzlü bir örgüt OAS’ın. ABD, Maduro yönetimindeki Venezüela Bolivarcı hükümetini diktatör olarak suçluyor ama ABD 1964’te Brezilya’daki askeri darbeyi desteklemişti, şimdi Venezüela’yı diktatörlük olarak niteleyip OAS’ı devreye sokması ikiyüzlülük elbette. (Kaldı ki aynı Amerika 2016’da Brezilya’da Temer’in başa getirildiği Dilma Roussef karşıtı sağcı anayasal darbeyi de desteklemiş, OAS da aynı tutumu almıştı.) 2016 Mayıs’ında Washington’da OAS Daimi Konseyi’nin bir toplantısında ABD’nin OAS Büyükelçisi Michael Fitzpatrick Brezilya’da Başkan Dilma Rousseff’e karşı gelişen darbenin “darbe olmadığını” savunmuştu. “Herhangi bir ‘darbe’ kavramı mantıksızdır. Brezilya’da adalet sisteminin, Temsilciler Meclisi’ne ve Brezilya Senatosu’nun demokratik kurumlarına saygısının oldukça net olduğuna dair şüphe yok. Net bir güçler ayrılığı ve yasama mevcut. Çatışmaya barışçıl bir çözüm bulunabilir.”

ABD Temsilcisi “anayasal darbe”nin yapıldığı Brezilya’da “hukukun üstünlüğü”nün bulunduğunu ama halkın seçtiği Venezüela’da ise böyle bir durumun söz konusu olmadığını da söyleyecekti. Temer’in işçilerin emekli maaşlarından bile kesinti yapması, “reform” adı altında Brezilya sermayesinin istediği işçi düşmanı ne kadar “yasa” varsa hayata geçirmesi OAS’ı ilgilendirmemişti.

Örgütün amaçlarına göz atınca tadından yenmez bir kurum olduğunu düşünüyor insan ister istemez. “Batı yarıkürede barış, istikrar ve güvenliğin tesisi, sosyo-ekonomik ve toplumsal kalkınmanın sağlanması, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi evrensel ilke ve değerlerinin yerleşmesinin gerçekleştirilmesi”. Büyük amaçlar bunlar.

Bogota’da kurulduğu zaman OAS’ın amacı bölge ülkeleri arasındaki anlaşmaları barışçıl yöntemlerle çözmek, ekonomik geliştirmeyi sağlamaktı. Ama OAS kurulduğu ilk yıllardaki kısa bir dönem hariç hep ABD’nin etkisinde kaldı. ABD’nin bölgedeki önceliklerine uygun tutumlar aldı. 1962’de Küba’yı üyelikten çıkarması bunun en çarpıcı örneğidir.

Honduras’ta 28 Haziran 2009 tarihinde askeri bir darbe gerçekleştiüinde OAS bu ülkenin üyeliğini askıya aldı, çok değil iki yıl sonra Honduras yeniden örgüte kabul edildi. Küba hâlâ yasaklı.

Venezüela Dışişleri Bakanı Delcy Rodriguez’in OAS’ın üyesi kimi ülkelere yönelik olarak “emperyalizmin finoları” demesi tam bir “nokta vuruşu”dur. OAS’ın içinde yer alan sağcı yönetime sahip ülkelerin tutumları gerçekten de ABD çıkarları için uşaklık yapmaktır.

Venezüela ne yapabilir? Yapacağı şey zor değil. Temeli güçlü bir biçimde atılan ALBA’yı daha da güçlendirmek. 2006’da Venezüela, Küba, Nigaragua ve Bolivya tarafından kurulan ALBA yani “Amerika için Bolivar alternatifi”, kapitalizmle mücadeleyi ilk hedef olarak belirlemiş bir örgüt. Öyle ki ikili ticaretin para yerine mal veya hizmet takası yoluyla yapılmasını savunuyor.

OAS’ı “fino köpekleri”ne bırakmanın zamanı geldi Venezüela için. Şimdi her zamankşnden daha fazla ALBA zamanıdır.