Emperyalizmin ipiyle inilen kuyunun dibinden: Dik dur eğilme
ERK ACARER ERK ACARER

Türkiye sanki bir çemberin üzerinde yol alıyor. Dönüp dolaşıp tekrar tekrar aynı noktaya geliyor. Dünya, ülkede olup biteni, Türkiye’nin hızla demokrasiden uzaklaşmasını şaşkınlıkla izliyor. Eleştiriler ise farklı noktalara çekiliyor. Bunları dile getirenler ise suçlanıyor.

Gericilik, katliam, yolsuzluk, peşkeş ve yozlaşmada, eşine benzerine rastlanmayan AKP iktidarı, halkın önemli bir bölümüyle, kâh zıtlaşıp, kâh alay ederek iktidarını sürdürmeyi planlıyor.

AKP’nin dili: Hafife alma ya da zıtlaşma

Çarkın dönmesi için çatışma, zıtlaşma, karşıtlık yaratma, kutuplaşma ve hatta tiye almaya ihtiyaç var. İki örnek, ‘inatlaşmayı’ ve ‘tiye alıp alay etmeyi’ açıklamaya yetiyor. ‘Rojova Kürtleri Zamanı’ adlı kitabı hakkında toplama kararı verilen gazeteci Fehim Taştekin, “En yakıcı gerçekleri yazmak suç olamaz” derken, akabinde Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, ‘marifetmiş gibi’ 15 Temmuz’un ardından 139 bin 141 kitabın kütüphanelerden toplatıldığını açıklıyor.

Polis, Ankara yüksel Caddesi’nde işi için aylardır direnen Veli Saçılık’ın ampute koluna basarak eziyet ettiği sırada AKP’li Burhan Kuzu ise Twitter’da şunları yazıyor: “Fransız memurlara polis dayağı. Hak arama adına sokağa dökülen memurlara polis alenen dayak attı. Bu durum bizde olsaydı!”

Saçılık’tan Kuzu’ya cevap: İşinize geldiği gibi

Konunun birinci dereceden muhatabı Veli Saçılık; kısa bir açıklama ile tam bam teline dokunuyor: “Bir yıl boyunca OHAL var diye Fransa’yı emsal gösterdiler. İspanyol polisinin Katalanlara saldırısı üzerinden, kendi işkencelerini meşru gösterme fırsatı bulduklarını düşünerek dört köşe oldular. Avrupa, Amerika kendilerine ters gidince emperyalizm yaygarası koparıyorlar. İşlerine gelen bir şey bulduklarında ‘medeniyet’ diyorlar.

İkiyüzlülüğün tarifini yapan Saçılık ‘Böyle gitmez’ diyor. Gerçekte de pek çok kişi bir kez daha 3 ay süresince uzatılan OHAL’in ardından aynı duyguyu paylaşıyor. Türkiye bir türlü normalleşemiyor. Çünkü bu Saray ve iktidarın işine gelmiyor. Bir kez daha gerginlik ve çatışma üzerinden seçime gitmek ve bunu kazanmak hesap ediliyor.

Herkes biliyor

Oysa raporlar da dosyalar da kabarıyor. Son olarak İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Righs Watch) 2 gün önce açıklanan raporu, Türkiye’ye bir kâbusun çöktüğünü, durumun giderek, kötüleşip derinleştiğini gösteriyor.

Raporda bilinen ancak görmezden gelinenlerin altı kalın puntolarla çiziliyor. HRG, 43 sayfalık raporunda, 15 Temmuz’dan bu yana 150 bin kişinin gözaltına alındığını belirtiyor. ‘İşkenceye sıfır tolerans sözleri gerçeği yansıtmıyor’ diyor.

‘Savcı ve mahkeme işkenceyi görmüyor’

HRG, raporunda adeta hukuk-AKP ilişkilerine de dikkat çekerek, cezaevi, gözaltı, karakol ya da sokakta kaba dayak ve kolluk şiddetinin sürdüğünü ifade ediyor. Daha önemlisi ve üzerinde durulması gerekeni, HRG’nin bu durumun savcı ve mahkemeler tarafından ‘görülmediğini’ ifade etmesi.

Haberi, avukatı tutuklayarak engellemek!

HRG, avukatların müvekkilleri ile iletişiminin kesildiğine de değiniyor. Ne var ki bu sert ifade bile yetersiz kalıyor. Çünkü müvekkil-avukat ilişkisinin kesilmesi ‘Nuriye Gülmen ve Semih Özakça örneğinde olduğu gibi gerektiğinde’ müdafilerin tutuklanmasına kadar gidiyor. İletişimi kesme ve avukatları rehin almanın anlamı açık: “İşkenceyi sürdüreceğim ve bununla ilgili kimse haber alamayacak!”HRG’nin raporunun çarpıcı bölümlerinden birinde ise insan kaçırma vakalarına yer veriliyor. 5 insan kaçırma vakası ele alınıyor.

AKP iktidarı; herkesin bildiği ancak dile getirmeye cesaret edemediği vakalarla ilgilenenleri de ‘terör’le ilişkilendirmeyi adet edinmiş durumda. Tutukluluk halleri süren, insan haklar savunucuları üzerinden gözdağı verildiğini görmek zor değil. Son modalardan biri ise iktidar icraatlarına sert biçimde karşı çıkanlara yapılan bir akıl almaz eleştiri: Emperyalistlerle işbirliği.

Sen dik durmazsan, ben dik durmazsam!

AKP’nin içerde insana kasteden icraatlarını görmeyecek, her alanda hem kendi hem ülkenin başına ördüğü çorapları anlatmayacaksınız. Her konuda hep aynı noktaya çıkan çemberin daraldığından söz etmeyeceksiniz. Örnek olarak; HRG’nin raporu, insan kaçırma vakaları, sokakta işkence ve anti demokratik uygulamalarını görmezden geleceksiniz…

Yoksa…

Emperyalizmin ipiyle kuyuya inenlerin, o kuyunun dibinde, Veli Saçılık’ın dediği gibi; işlerine geldiğinde dik duruş sergilemeleri ne kadar gerçeklikle ilgili değil mi?

***

Frankfurt kitap Fuarı’nda, Almanlara bedava ‘15 Temmuz’ kitabı dağıttılar: ‘İdama anayasal perspektif’

Almanya, Frankfurt’ta gerçekleşen kitap fuarının son iki gününe girilirken ilgi artarak devam ediyor. Fuar çeşitli etkinliklere sahne olurken, Almanya dışındaki ülkelerin stant ve tanıtım alanları da gezilebiliyor. Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye’nin ürünleri de Kültür Bakanlığı tarafından tanıtılıyor. Çay, lokum ve çerez eksik olmayan stantta, daha çok Diyanet Vakfı yayınları öne çıkarılıyor. Türkiye’nin dünyada bilinir kılınmasına etken olan yazarlar ise neredeyse hiç yok. Nazım Hikmet’in kitapları bile stanttaki rafların en alt kısımlarında ve az sayıda bulunuyor. Fuarda, Zeytinburnu Belediyesi de apayrı bir bölümle sergi alanında bulunuyor. Belediye tarafından bastırılan ve İngilizceye de çevrilen ‘Türkiye’de 15 Temmuz’ adlı kitabın Almanlara ve fuar misafirlerine ücretsiz dağıtılması ise dikkat çekiyor. Kitapta birbirinden ilginç makaleler var. Sık sık ‘batı tezgâhına’ vurgu yapılıyor. Bunlar arasında; ‘15 Temmuz darbe ve işgal girişimi sonrasında OHAL uygulamaları ve idam için yasal zemin’ başlıklı makale özellikle ilginç.