Emperyalizmin tezgâhında savaş ve başkanlık
ÖNDER İŞLEYEN ÖNDER İŞLEYEN
16 Nisan ülkemizin geleceğini ve kaderini etkileyecek kritik bir uğrak olacak. Pek çok şeyle birlikte ülkemizin Amerikan güdümündeki savaş tezgahından çıkartılması da HAYIR’la başlayacak

İdlib’e bağlı Han Şeyhun’da Suriye ordusunun kimyasal silah kullandığı iddiaları üzerine ABD askeri bir saldırı gerçekleştirdi. Kimyasal silahın kim tarafından kullanıldığı belirsiz. El Nusra ve cihatçı örgütler Suriye ordusunu sorumlu tutuyor. Suriye ordusu ise kimyasal silahın cihatçılara ait bir depoda olduğunu, deponun vurulduğunu söylüyor. Konunun araştırılması gerektiği ortada. Hatırlanırsa daha önce de Suriye ordusunun kimyasal silah kullandığı iddia edilmişti. O dönemde Obama ilk elden müdahale sinyali verse de sonrasında bu iddianın bir oyun olduğu ortaya çıktı ve vazgeçmek zorunda kaldı. Bugün de Suriye ordusunun hâkimiyet sağladığı, rejimin hasımları tarafından dahi meşru kabul edilmeye başlandığı bir anda bunun Esad güçleri tarafından yapılması hiç de akla yatkın değil. Aksine, Irak’a müdahale için üretilen manipülasyonu akıllara getiriyor.

•••

Trump, kimyasal silah iddiasını fırsat olarak gördü, hızla askeri müdahalede bulundu. Bu müdahale Trump için -Obama’nın aksine- hızlı karar alma ve uygulama yetisine sahip olduğunu ortaya koyması ayrıca askeri müdahaleden çekinmeyeceğini ilan etmesi bakımından bir güç gösterisi olarak görülebilir. ABD, gerektiğinde bundan sonra da askeri müdahalede bulunabileceğini göstererek, Rusya’ya karşı el yükseltmiş oldu. ABD, özellikle Obama’nın son döneminden başlayarak Suriye’de düşük profilli bir pozisyona sürüklendi. Bu durum, ABD’nin bölgedeki müttefikleri ve desteklediği yerel işbirlikçi güçler nezdinde de güvensizlik ve ABD ekseninden dağılma emareleri ortaya çıkardı. Bu müdahale ile ABD müttefiklerini yeniden toparlama ve sahada etkinlik için yeni bir hazırlık olarak görülebilir. ABD’nin doğrudan askeri müdahaleyi de masaya koymasına karşın, Suriye’deki mevcut güç dengesini hesaba katmak zorunda kalacağı da işin bir başka yönü. Rusya ve İran’ın Suriye rejimiyle birlikte kurduğu direnç, ABD politikalarını sınırlamaya devam edecek. Bir bakıma artık Suriye savaşının geçiş dönemine doğru evrilecek olan son evresinde, ABD bölge ittifakını toparlayarak bu biçimlenmedeki inisiyatifini arttırmaya çalışacak. Öte yandan, bu müdahale ABD’nin Trump sonrasındaki Ortadoğu politikasınının da işaretini veriyor. Trump’ın seçilmesinin ardından, ABD’nin artık Ortadoğu’yu ikinci plana atarak kendi içine yöneleyeceğine yönelik tezler de gündeme gelmişti. Trump ve Clinton arasındaki –asıl olarak ABD’deki güç odaklarının farklı politikalarından kaynaklanan- farklılaşmadan bu tür sonuçlar üretilebildi. Bugün de ABD politikalarını belirleme noktasında bir iç çatışmadan söz etsek de Trump’ın da izleyeceği temel hat, ABD hegemonyasının askeri güce dayanarak yeniden tesis edilmesi olarak görülebilir. Bunun sonucu da hem Ortadoğu hem de Asya-Pasifik’te savaş ve dolaylı müdahalelerin sürmesidir. Bu anlamda 2008 krizi sonrası başlayan dönemin bir özelliği olarak paylaşım mücadelesinin derinleşeceği, ABD’nin askeri seçenek dahil müdahalelerini yoğunlaştıracağı dönemin ilk işareti Suriye’ye düşen ABD füzeleri oldu.

•••

Trump’ın müdahalesinin Türkiye ve bölge ülkeleri açısından önemli mesajlar içerdiğini, Erdoğan’ın müdahale hevesinden ve B.Yıldırım’ın ABD’ye teşekküründen görmek mümkün. Trump’un Ortadoğu politikası tümüyle belirgin olmasa da seçim döneminden başlayarak kimi kenar çizgileri oluşmuştu. Trump, Obama’nın İran’la imzaladığı nükleer silah anlaşmasını reddedip, İran’ı baş düşman konumuna yerleştirmişti. Başkan olduktan sonra da bu yönde açıklamalara devam etti. (Trump’ın bu tutumunu Erdoğan’ın, İran hegemonyasına yönelik son dönemde yaptığı konuşmalardan da takip etmek mümkün!) ABD-Türkiye ilişkileri bakımından kritik konu ise uzun zamandır Suriye’deki Kürt kantonları ve ABD’nin YPG ile olan ittifakı. Trump, henüz seçilmeden ‘Kürt savaşçıların hayranı olduğunu’ dile getirmiş ve seçildikten sonra da ABD’nin YPG’den vazgeçmeyeceğini kısa zamanda pek çok kez yaptığı hamlelerle ortaya koymuştu. Ancak ABD aynı zamanda Türkiye’den de vazgeçmek istemiyor. Trump, hem Türkiye’nin hem de YPG’nın aynı hizada durabileceği bir eksen oluşturmak istediği de görülüyor. (Trump kabinesinin önemli isimleri daha önce, Türkiye ile YPG çatışmasını önleyecek pazarlık yapılabileceğini ifade etmişti. Fırat’ın Doğusu-Batısı sınırlaması Sincar gibi ABD’nın zaman zaman işaret ettiği havuç da, R.Sarraf’a uzanan sopa da ABD’nin elinde mevcut.) Bu eksen kurma çabasıyla birlikte pek çok başka çelişkinin varlığı da malum. ABD’nın bir kanadının desteklediği cihatçılar noktasında Trup’un tereddütleri, YPG’nin Rusya ile kurduğu taktik denge, Rakka operasyonu ve sonrası vs... ABD’nin tek bir müdahale ile tüm bu çelişkileri ortadan kaldıracağı bir durum söz konusu değil. Ancak bu müdahele ile dağılmış müttefik hattını toparlamaya, Rusya-İran karşısında ittifak ekseninin kenar çizgilerini oluşturmaya başladı. (Salih Müslim’in ‘müdahalenin olumlu sonuçları olacaktır’ açıklamasını da not düşmekte fayda var.)

•••

AKP açısından bakıldığında, ‘Haçlı-Hilal savaşından’, ABD hizmetine hızlı geçiş gerçekeşti. AKP uzun zamandır aradığı fırsatı, ABD füzelerinde buldu. Obama sonrasında, Trump ile yeni bir dönem başlatmaya çalışan, Erdoğan ve AKP, şimdiye kadar istediklerini alamadı. Askeri müdahale, AKP’ye konumlanma imkanı verdiği –aynı zamanda mezhepçi fetihçi ekseni de canlandırdığı için- AKP hararetle destek ve teşekkürünü iletti. Bu noktada akla AKP’nin o son dönemdeki meşhur ABD ve Batı karşıtlığına ne oldu sorusu akla geliyor. AKP, Şangay’a katılma restleri, Rusya ile taktik yakınlaşmalar kurarken ABD-Batı hattına yeniden kabulünü zorlamak dışında bir şey yapmadı. (AKP’nin bu hamlelerinden anti-Amerikancılık ve Avrasyacı direnç hattına dahil olma gibi teoriler türetenler AKP yandaşlığı için neden arayanlardan başkası değildi.) Siyasal İslam tarihsel olarak yeşil kuşaktan ılımlı İslama emperyalizme bağımlı bir zeminde gelişti. AKP, BOP stratejisi içine doğdu. BOP’daki taktik kırılmalar, ABD’de kriz sonrasındaki güç odakları arasındaki mücadele, Suriye’de sahada oluşan çelişkiler kimi özerk tutum ve çatışma alanları oluştursa da AKP, ABD ekseninde konumlanma arayışından hiç kopmadı.

•••

Bu bağımlılığının bir hafta sonra oylayacağımız Başkanlık anayasası ile de bağlantısı var. Türkiye kuşkusuz bağımsız bir ülke değil. Emperyalizm, iktidar blokunun doğrudan –içsel- bir unsuru. Ancak, bu yapı içerisinde güç odakları arasındaki dengenin sonucu -1 Mart’ta olduğu gibi- görece bağımsız karar alabilme kapasitesine de sahip. Meclis bu anlamda aynı zamanda bu denginin yansıdığı bir mecra. Tek adamlık kimi zaman gündeme gelebilecek olan görece bağımsız tutum alma imkanını tümüyle ortadan kaldıracaktır. Hatırlanacağı üzere, CIA’nın hazırladığı raporlarda da Türkiye’de tek adamlığın ABD açısından daha iyi sonuçlar vereceği söylenmişti. P. Henze’nin hazırladığı raporda özetle şu görüşler dile getirilmişti: “Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında yer alacağından emin olamayız. Ülkeyi kurarken denetim mekanizmalarını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğinizde, Meclis, Meclis’i ikna ettiğimizde Ordu, Orduyu ikna ettiğimizde Yargı karşımıza geçebilir.” P. Henze, tam da bu nisbi dengenin unsurlarını –tek adamlık altında- ortadan kaldırmanın Amerikan politikası için öneminin altını çiziyor. Hatırlanırsa, CIA Türkiye masası şeflerinden ve AKP’nin kurucu akıllarından G. Fuller de, Türkiye’de tek adamlığın da ötesinde İslam coğrafyasına önderlik edecek bir ‘halife ihtiyacı’ olduğundan söz etmişti. ABD’nin yüzeydeki itişme ve çelişkilerin ötesinde Türkiye’de tek kişiyi ikna ederek güdümleyeceği bir yönetim biçimini tercih edeceği açık.

•••

16 Nisan ülkemizin geleceğini ve kaderini etkileyecek kritik bir uğrak olacak. Pek çok şeyle birlikte ülkemizin Amerikan güdümündeki savaş tezgahından çıkartılması da HAYIR’la başlayacak. 16 Nisan’da ve sonrasında emperyalizmin tezgahında büyütülen siyasal İslam karanlığından çıkışımız halkın ilerici HAYIR dalgasının büyütülmesiyle, halkın iradesi ve inisiyatifiyle başarılacak. HAYIR’la başlayacak her şey…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız