En büyük
ALİ MURAT HAMARAT ALİ MURAT HAMARAT

Bir köşede dünya ağır sıklet şampiyonu Sony Liston, öbür tarafta Cassius Clay. Miami Beach'te nefesler tutulmuş, büyük randevunun sonucu bekleniyor. Clay, altıncı raundla birlikte kelebek gibi uçmaya, arı gibi sokmaya başlıyor. Köşesine omzundaki sakatlık nedeniyle devam edemeyeceğini açıklayan Liston, yedinci raundun gonguna tepkisiz kalıyor.

Bütün dünyaya “Ben en büyüğüm” diye haykıran o 22 yaşındaki genç, 25 Şubat 1964'te dünyanın en genç ağır sıklet olarak tarihe geçmişti. Bir hafta sonrasında adını değiştiren boksör Muhammed Ali adını almıştı.

Aslında her şey delikanlı henüz 12 yaşındayken başlamıştı. Bisikleti çalınan küçük Cassius, sinirle bir polis memuruna hırsızları pataklayacağını söylüyordu. Aynı zamanda boks antrenörü olan emniyet görevlisi “sana önce dövüşmeyi öğretmek gerek” diyor ve olaylar gelişiyordu. Efsanenin kariyerinin ilk yıllarını şekillendiren Joe Elsby Martin onu 1960 Olimpiyat Oyunları'na götürüyordu.

Roma'ya adım attığında henüz 18'indeydi Clay. Herkes onun ne yapacağını merak ediyordu. Oysa balyoz gibi vuruyor, rakiplerini perişan ediyordu. Güle oynaya altını boynuna takan çocuğun asıl derdi ülkesine dönünce başlıyordu. Ne de olsa siyahtı!

Tevatüre göre şampiyon bir gün sadece beyazların alındığı bir restorana gidince olan olmuştu. Çocuk, çıkan arbedeyi müteakip madalyasını Ohio Nehri'ne atmıştı. Sonradan yakın çevresi bu olayı yalanlasa da yarım ömür sonra 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları'nda meşaleyi o yakacak ve bir de ona yedek bir madalya verilecekti...

Ali, 1964'te devirdiği Liston'ı ertesi sene yere sermişti. Tarihin en ünlü spor fotoğraflarından birine de konu olan karenin muzafferi yıllardır Parkinson ile dans ededursun, öbürünün sonu eroin olmuştu.

Alemin kralıydı ta ki Vietnam Savaşı'na kadar. Kendi ifadesiyle Vietnamlılar değil beyazlardı onun düşmanı. Askere gitmeyen boksörün lisansı 1967'de elinden alınmıştı. İflas bayrağını çekse de hukuk mücadelesine devam ediyor, 1971'de de Federal Yüksek Mahkeme'den istediğini alıyordu.

Davası daha sürerken, 1970'te ringlere dönmesine izin verilen Muhammed Ali ertesi yıl Joe Frazier'a asrın maçını kaybetmişti. Bu onun ilk yenilgisiydi. Kariyerine devam eden boksör, Ken Norton'a yenilince, birçokları buraya kadarmış demişti. Ama o hep yaptığı gibi savaşmış, karşısına çıkanları bir bir devirmeye devam etmişti. Frazier'dan intikamını almış, Zaire'de George Foreman'ın pestilini çıkarmıştı.

1978'de Leon Spinks'e önce unvanını kaptıran şampiyon, yedi ay sonra kemeri söke söke alıyordu. Ertesi yıl noktayı koyduğunda 37'sindeydi. Maddi gerekçelerle bir daha boks yapma kararı aldığı günlerde hakkında ellerinin titrediği dedikoduları çıkıyordu. O özel klinikten aldığı raporla eldivenlerini giyiyor, 1980'in sonunda Larry Holmes tarafından perişan ediliyordu. Rocky serisiyle meşhur olmuş Sylvester Stallone, müsabakayı “canlı birisine yapılan otopsiyi izliyorduk” sözleriyle tanımlıyordu.

Belki de bu randevu onun Parkinson sürecini hızlandırmıştı. Son kez 1981'in son günlerinde sahne alan Muhammed Ali, Trevor Berbick'e yenilerek kariyerine nokta konmuştu. 1984'teki Parkinson teşhisi malumun ilamıydı...

Tesadüfün böylesi henüz 20 yaşındayken Muhammed Ali'den dünyanın en genç ağır sıklet boks şampiyonu apoletini devralan Mike Tyson da tam 25 yıl önce 25 Şubat 1989'da, unvanını korumuştu. Tecavüzden hapse giren Tyson, parmaklıkların ardında Müslüman olmuştu. Kaderin cilvesi iki devin yolu İstanbul'dan da geçmişti. Selef Necmettin Erbakan'ın davetlisi olarak İstanbul'a gelirken, halefi Formula 1 pistinde Başbaşkan Recep Tayyip Erdoğan ile tanışmıştı. Birisi dualar etmiş, öteki gece mekânını titretmişti...

Bugün... Yıllardır beklenen acı haber geldi. Tarihin en büyük boksörü artık yaşamıyor. O yeryüzünün en tanınan sporcusuyken, inandıkları uğruna parmaklıkları bile göze almıştı: “Hapse girsem ne olacak zaten 400 yıldır hapiste değil miyiz?”

O, milyonlarca sigara içimi uzaklıktaki diyarların da kahramanıydı. Sahne alacağı zaman saatler kurulur, çaylar demlenir, insanlar onu beklerdi.

Ringde şiir yazdı, hiçbir zaman geri adım atmadı. Genelde muktedirler için ağzından süzülenler balyoz gibi yumruklarından da ağırdı. Başkanları bile sözleriyle benzetmişliği vardı. Kim bilir belki de bu yüzden tarihin en etkili sporcusu Muhammed Ali.

Boşu boşuna Amerikalılar ona “en büyük” demiyorlar. Peki onun gibisi bir daha gelir mi...