En uzun adalet arayışı
AYÇA SÖYLEMEZ AYÇA SÖYLEMEZ

“Cumartesi Anneleri’nin direnişi umarım herkese ulaşır” “Cumartesi Anneleri’nin direnişi umarım herkese ulaşır”

Oğlumun kemiğini arıyorum, kemiğini... Bir parça kemiğini bulsam razıyım, o da yok... Kolay değil orada her gün her gün... Ama ne yapacaksın? Evlat her yere sokar insanı. Evlat derdi çok büyük, Allah kimseye vermesin.

Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 700. haftasında Galatasaray’a çağırıyor. Yukarıdaki satırlar da, bu çağrıyı yaptıkları videodan. Konuşan, Elmas Eren. 12 Eylül Darbesi’nden sonra, 21 Kasım 1980’de gözaltına alınıp ‘kaybedilen’ Hayrettin Eren’in annesi. Çocuğunu arayan onlarca anneden, evlattan, kardeşten biri.

27 Mayıs 1995’te ‘Kayıplarımızı istiyoruz!’ diye başlattıkları eylem, 23 yılı geride bıraktı. Kaybedilenleri bulana dek de sürecek.

Aklıma en çok kazınan eylemlerden biri, 13 Temmuz 2013’teki.

433. kez Galatasaray’da buluşan Cumartesi Anneleri’nin bu eyleminde bir kayıp yakını, kaybettiğine yazdığı mektubu okumuştu. Ayakta zor duruyordu. Mektubu ağlayarak okudu, meydanda çıt çıkmadı. Herkesin gözleri doldu, kaybettiklerini düşündü. Herkes çok yalnız, hepimiz çok kalabalıktık.

O gün, 1996’da Mardin, Derik’te kaybedilen İsa Efe’nin akıbeti soruldu.

1996’da gözaltına alınıp kaybedilmişti. 2013 yılında Derik’in Çat mezrasına giden yolda kazı yapıldı, insan kemikleri bulundu. Kemiklerden bazılarının İsa Efe’ye ait olabileceği düşüncesiyle ailesinden DNA örneği alındı, Adli Tıp’a gönderildi. Bir daha da haber çıkmadı. İsa Efe halen ‘kayıp’.

Peki, devlet, yani ‘kaybedenler’ ne yanıt veriyor?

Çoğunlukla, “Kaybettik, evet. N’olacak?” diyor.

Örneğin, gözaltında kaybedilen Ali ve Ayhan Efeoğlu kardeşlerin ailesinin açtığı tazminat davasında mahkemeye cevap yazan İçişleri Bakanlığı, “Dava konusu olay, idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanmaktadır” demişti.

2011’deki davayla ilgili konuştuğum ailenin avukatı Mustafa Yağcı, “Buna hukuk dilinde ‘ikrar’ denir. Bakanlık, ‘kaybetme’ olayının idarenin işlemlerinden kaynaklandığını kendisi kabul ediyor” dedi. Sonra ne oldu? Dava zamanaşımından düştü.

Benzer bir olayda da, 27 Ekim 1991’de gözaltına alınıp kaybedilen Hüseyin Toraman ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan hazırlık soruşturması, yine zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düştü.

14 Şubat 2012 tarihli savcılık kararından: “Tüm aramalara rağmen şüpheli (kaybedenler) bulunamadı. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 102/6. madde sinde belirtilen 20 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığına karar verildi.”

Yani savcı, “kaybedildi ama zamanaşımına girdi, yapacak bir şey yok” dedi.

Kayıpların birçoğunun yargıdaki akıbeti böyle sonuçlandı. En uzun zamanaşımı süresi 20 yıl. Yani bu yıl, 1998’de kaybedilenlerin akıbetinin yargı önünde sorulması için geçen süre doluyor. Zaten yetkililerin de böyle bir çabası yok.

Herkesin gerçeği bildiği, hatta kabul ettiği ama yok sayıp hayatına devam ettiği bir düzende, kayıp yakınları Galatasaray’da adalet istemeye devam ediyor.

Evet, sadece kemiklerini değil, adaleti de arıyorlar.

Bu cumartesi sizi de çağırıyorlar.