Enerji Sempozyumu üzerine...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

3, 4, 5 Aralık 2015 tarihlerinde Samsun ve Sinop’ta idik. TMMOB’nin 10. Enerji Sempozyumu’nun ana teması bu kez, ‘Enerjide Toplumsal Yarar ve Kamusallık’tı. Enerji; Kim için? sorusuna yanıt zaten belliydi. Toplum yararı meselesi ise bugünden yarına halledilebilecek bir sorun gibi gözükmüyordu. Ancak, ‘Kamusallık’ bugün için tartışılan bir mesele halindeydi. Özellikle; ‘Nasıl Bir Kamusallık’ sorusuna yanıt aranmaya devam ediyor…
Sempozyumda gündeme gelen konulardan biri de genel yoksulluk içinde yer alan önemli bir başlık, ‘Enerji Yoksulluğu’ydu. Güney Asya, Sahra altı Afrika başta olmak üzere Afrika’nın büyük bir bölümü ve Güney Amerika’nın bir kısmı enerji yoksulluğu bir kenara enerji yoksunluğundan müzdarip. Yani milyarlarca insan elektriksiz, milyarlarcası temiz suya ulaşamıyor ve yine milyarlarcası ısınma – pişirme için temiz yakıt bulma sorunu yaşıyor.

Enerji yoksulluğu ise özellikle gelişmiş olarak tanımlanan ülkelerde (İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın büyük bir bölümü, Japonya, ABD vs…) özellikle emekliler, işsizler ve göçmenler arasında yakıt yoksulluğu olarak kendini göstermekte. Bu ülkelerde bu sorun günümüzde gündemde ancak çözüm için hükümetler debelenip durmaktalar, zira kapitalizm karlarından taviz vermemekte direniyor. Her söyleminde devlet sermayesinin müdahalesinden yakınan özel sermaye, tıpkı ekonomik krizlerde olduğu gibi burada da devleti göreve çağırmakta beis görmüyor. Ödenemeyen faturalarda devletin devreye girip sübvansiyon yoluyla ödemesi talebi ilk akla gelen oluyor. Sonuçta kapitalizm için faturaların ödenmesi önem kazanıyor; ödensin de kim öderse ödesin…

Bugünlerde Paris’te sürmekte olan, ‘İklim Değişikliği Konferansı’ Sempozyumda ana teması olmadığından gündeme gelmedi. Ancak, 2030’lu yıllarda, enerji yoksulluğu ve göç sorunu ile birlikte dünyayı en çok meşgul edecek konulardan biri de iklim değişikliği olacak. Sorunlar bir birlerini tetikleyen cinsten. İklim değişikliği doğal olarak yoksulluğu ve göçleri tetiklemekte ve en önemli konulardan biri haline gelmekte. Konferanstan çıkan sonucu hep beraber göreceğiz. Haftaya alınan kararlarla beraber bu konuyu detaylı bir şekilde burada işleyeceğim ama bu güne kadar verilen işaretler umut vermekten çok uzak görünüyor.

Sempozyumda gündemde olup da merak edilen diğer bir konu ise Rusya krizi ve sonuçları üzerine idi. Oturumlarda sıkça dile getirilen sorular;
“Rusya doğalgazı keser mi?”,
“AKP, Rus gazı kesilirse yerine ikame edebilecek bir ülke bulabilir mi? “
“Katar ve Azeri gazı sorunu çözer mi?”
“IŞİD petrolü kime satıyor? Türkiye ve Erdoğan bunun neresinde?” şeklinde uzayıp gidiyordu…

Bildiri sunan uzmanların genel kanısı, “Rusya’nın gazı en son yaptırım olarak keseceği, ancak zaman zaman kısıtlayabileceği…” şeklinde idi.

Katar ve Azeri gazlarının ise çözüme yeter görünmediği şeklinde idi. Zaten LNG anlaşmaları (Nijerya ve Cezayir) mevcuttu ve LNG istasyonlarının kapasitelerinde çalışmakta olduğu belirtiliyordu. Mevcut depolar ise kısıtlı olup yanıt verebilecek durumda değildi. Ayrıca Azerbaycan’ın da kapasitesini aşması olanaklı gözükmüyordu. Dolayısıyla, zaten soğuk kış günlerinde meydana gelen açığı zor telafi eden AKP, Rusya’nın yüzde 10-15 oranında gaz kısıtlaması ile başa çıkamazdı ve kesintiler gündeme gelmesi kaçınılmazdı.

IŞİD petrolünün pazarlanmasında ise her kes Türkiye’nin devrede olduğunda mutabıktı. ABD bile gelinen noktada (sınırların kapatılması ile) örtülü olarak durumu kabullenmekte idi.

Sempozyum 3. gününde ise Sinop’ta devam etti. 3. günün teması nükleer enerji olup, özellikle Japonya ve Rusya ile yapılan anlaşmalar işlendi. Gördüğüm bir gelişme ise Sinopluların artık eskisi kadar bu soruna ilgili olmadıkları idi.

Sempozyumun en ilgi çekici yanı ise enerji ve çevre sorunlarının en can yakıcı hissedildiği bölgede, Karadeniz’de yapılması idi. Ancak burada yapılmış olması, bölge insanının ilgisini çekmesi anlamına gelmediği de görüldü. Sorunu birebir yaşayanların katılımı son derece düşüktü. Öyle ki çevre örgütlerinin bazı temsilcileri çağrılı oldukları halde oturuma katılmadılar. Sorunun kişisel bazda olmaktan çıkamadığını 1 Kasım seçimlerinde zaten görmüştük, burada bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Sempozyum ile TMMOB ve EMO en azından üzerine düşeni yapmış gözüküyor. Bazı çevre örgütü temsilcilerinin TMMOB’yi hala göremediklerini söylerken, gelinen noktada şapkayı bir kez daha önlerine koyup düşünmelerinde fayda olduğu kanısındayım.