Enflasyon ve hayat pahalılığı
SERKAN ÖNGEL SERKAN ÖNGEL

Hayat pahalılığı denen şey alım gücümüzün, çarşı pazardaki fiyatlar karşısındaki acizliğidir. Bu nedenle madde fiyatlarındaki hızlı yükselişler bizi yavaş yavaş aşağıya çeker. Gelirimizle alabildiğimiz ürünlerin azalması somut bir yoksullaşma göstergesidir.

Salı günü TÜİK, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) sonuçlarını açıkladı. TÜFE geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,7’lik bir artış gösterdi.

Bunun anlamı, geçen yıl ağustos ayında 100 TL’ye yaptığımız harcamayı, bugün yuvarlarsak 111 TL’ye yapabiliyoruz. O da yaptığımız harcamanın niteliğine, harcama yaptığımız yere göre ciddi farklılıklar gösterebiliyor.

Mesela geçen yılın ağustos ayında 100 TL’ye aldığınız eti, bugün 116 TL’ye alabiliyorsunuz.

Geçen yılın aralık ayında asgari ücrete yüzde 7,9’luk bir artış yapılmıştı. Yani asgari ücretlinin geçen yılın ağustos ayındaki 100 TL’si bugün yaklaşık 108 TL.

Yani asgari ücretli pazara gittiğinde geliri ile geçen yılın aynı dönemine göre daha az şey alabiliyor.

Birleşik Metal-İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) tarafından hazırlanan Enflasyon ve Hayat Pahalılığı Ağustos 2017 Dönem Raporu’nun sonuçlarına göre, asgari ücret alım gücünü geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 2,5 seviyesinde kaybetti.

Aylık alım gücü kaybı ortalaması da yılın ilk 8 ayı için yüzde 2,5 olarak gerçekleşti. Kabaca aylık kayıp 35 TL. 8 aylık kayıp 245 TL. Yıl sonunda enflasyon farkı ücret artışına ilave edilse bile, ki ben öyle bir olasılık görmüyorum, aynı kayıplarla yıl sonunda yaşanacak kayıp 420 TL’yi bulacak. Yani asgari ücretli, bir önceki yıl alabildiğinden 420 TL daha az şey alabilmiş olacak.

Asgari ücretli ürün grupları esas alındığında bir yıl öncesinin aynı ayına göre alım gücünü ette yüzde 7,3, ilaçta yüzde 4,5, temel hastane hizmetlerinde yüzde 2,2, sebzede yüzde 4,8, katı ve sıvı yağlarda yüzde 3,8, gerçek kirada yüzde 0,9, ekmek ve tahıllarda yüzde 1,1, süt, peynir ve yumurtada yüzde 4,3 kaybetti.

Yine BİSAM raporuna göre asgari ücretlilerde geçen yılın aynı ayına göre alım gücü kaybı bölgelere göre yüzde 1,8 ila yüzde 4,4 oranında değişiklik gösterdi. Asgari ücretlinin en çok alım gücü kaybı yaşadığı bölge yüzde 4,4 ile TRC1 (Gaziantep, Adıyaman, Kilis) bölgesi olurken, onu yüzde 4,1’lik kayıp ile TR81 (Zonguldak, Karabük, Bartın) bölgesi izledi. Ankara’da asgari ücretlilerin yaşadığı alım gücü kaybı ise yüzde 1,8 oldu.

Sonuç olarak hedeflenen enflasyon dikkate alınarak yapılan ücret artışları emekçileri yoksullaştırıyor. TCMB verilerine göre 2012 yılından 2019 yılına beklenen enflasyon yüzde 5. Gerçekleşmeler ise 2012 yılında 6.4, 2013’te 7.4, 2014’te 8.2, 2015’te 8.5, 2016’da 8.5. 2017 yılı için çift haneye doğru bir gidiş söz konusu. Sadece asgari ücretli değil, kamu emekçileri ve emekliler de sistematik olarak tutmayan enflasyon hedeflerinin altında eziliyor.

Gerçek bir örgütlenmeye dayanmayan, tabanın iradesini göz ardı edip siyasal iktidarın güvenli limanlarında sendikacılık yapmaya çalışan ve hormonlu bir biçimde büyüyen Memur-Sen’in, kamu emekçilerinin umut ve beklentilerine karşılık verecek bir mücadele geçmişi yok. Bunun sonucu olarak toplu sözleşme diye karşımıza bir ortaoyunu çıkıyor. Kamu emekçilerinin mücadele birikimini temsil eden KESK ise ağır bir baskı altında ısrarlı ve kararlı bir biçimde ayakta kalmaya, birikimini gelecek kuşaklara taşımaya çalışıyor.

Hayat pahalılığı; işsizliğin, sendikasızlaştırılan geniş kitlelerin ya da tabana dayanmayan, sahibinin sözünden çıkmayan işveren yanlısı ortaoyunu sendikalarının kıskacında, çarşı pazarda yüzümüze çarpan bir gerçeklik haline geliyor.

OHAL koşullarında giderek daha da zor bir hale gelen ekmek mücadelesinin başarı şansı gerçek bir örgütlenmeden, birlik ve dayanışmadan geçiyor.