Epilasyon hakkımız söke söke alırız
OSMAN ÖZTÜRK OSMAN ÖZTÜRK

Henüz ileri demokrasiye geçmemiş, Nuh Nebi’den kalma o eski geri demokrasiyle kör topal idare ettiğimiz günler.

Tepesi atan eline pankartını, dövizini alıp Tünel’den Taksim’e kadar bağıra çağıra yürüyor, Taksim Anıtı’nın önünde, Gezi Parkı’nın merdivenlerinde açıklamasını yapıp dağılıyor.

Daha Galatasaray İdadisi’nin önünde demir atlı Hollanda polisleri yol kesmiyor, yol kesmeyi bıraktım, etrafta bir tek polis bile görünmüyor.

İstiklal Caddesi müdavimleri ve esnafı ise öyle alışmış ki, kafasını bile çevirip bakmıyor.

Öfkeli protestocular böyle meczup meczup yürüyor...

Dikkat çekebilmek için de var gücüyle slogan atıyor, düdük, trampet, bando filan çalıp gürültü çıkarmaya çalışıyorlar.

O günlerden birinde İstiklal’deki Mephisto Kitabevi’nde kitaplara, dergilere bakıyorum.

Galatasaray tarafından slogan ve bando sesleri geliyor, belli ki gene birileri bir şeyleri protesto ediyor, önce aldırmıyorum ve fakat sesler giderek yaklaşıyor, sloganlarda bir gariplik var.

Doktor şaşırma…

Sabrımızı taşırma!..

Yıllardır sağlıkta farkındalık yaratmaya, insanları harekete geçirmeye çalışıyoruz ama tedavi ters etki yapmış, kitleler bize karşı harekete geçmiş, gibi.

İkinci slogan daha da garip.

Epilasyon hakkımız…

Söke söke alırız!..

•••

Mephisto’nun önüne geldiklerinde durum anlaşılıyor.

Yürüyenler güzellik uzmanları, epilasyoncular.

Bizim cildiyeciler dava açmış…

Epilasyon tıbbi bir işlemdir, epilasyon aletleri tıbbi alettir, tıp mensubu olmayanlar kullanamazlar, demişler.

Danıştay da haklı bulmuş, güzellik uzmanlarının epilasyon yapmasını yasaklamış.

İşte onu protesto ediyorlar.

‘Söke söke alırız’ı da hem epilasyon hem de haklarını almak anlamında kullanıyorlar.

•••

Ben bir hekim olarak tabi ki cildiyecileri haklı bulurum…

Böyle basit gibi görünen mevzuların insanların başına ne problemler açabileceğini meslek hayatım boyunca rastladığım vakalardan bilirim de…

İşin tıbbi boyutunun yanında bir de ideolojik boyutu var.

Şimdi, malûm, Türkiye’de siyasal İslamcı erkeklerin iktidarı ele geçirme mücadelesinde koçbaşı vazifesini türban mücadelesi veren İslamcı kadınlar yaptı.

AKP’deki kadın milletvekili, kadın bakan, bürokrasideki kadın yönetici, özel sektördeki kadın CEO sayısına filan bakılırsa…

Görünüşte bunun karşılığında bir şey de kazanmadılar.

Ama öte yandan İslamcı erkeklerin konuşmadığı, görmediği, görmek istemediği bir başka süreç de yürüyor.

İslamcı kadınların giyim kuşamları, yaşam tarzları hızla modernleşiyor.

Yüzlerce yıllık pantolon yasağı sihirli bir el değmiş gibi aniden kayboluverdi, tesettür farz olmaktan çıkıp tarz oldu, makyaj, epilasyon yasakları da sessiz sedasız kalkıverdi.

İnanmazsanız güzellik merkezlerinin tabelalarındaki tesettürlü kadın fotoğraflarına bakın.

Yok, bunları, öyle İslamcıların tutarsızlıklarını, çelişkilerini göstermek için filan yazmıyorum.

Sadece şöyle bir öngörüde bulunabilirim…

İslamcı erkekler şimdilik yutkunmakla yetiniyor, nihai hesaplaşma için “laiklik tehlikesi”nin tamamen geçmesini bekliyorlar da İslamcı kadınların bu modernleşmesinin bir süre sonra çatışmaya dönüşmesi kaçınılmaz görünüyor.

•••

Neyse daha fazlasını İslamcı estetisyen Mehmet Şevket Eygi’ye, Cübbeli’ye, dar-ül harbte rüşvete bile cevaz veren Kara Mustafa’ya bırakıp ben gene mevzuya döneyim.

Epilasyoncular öyle söke söke değil de, rica, minnet yoluyla da olsa istediklerini hafta içinde aldılar.

Kelalaka ama referandumda Hayır çıkarsa memlekette makyaj, epilasyon yasaklanacakmış gibi Kaçak Saray’da bir toplantı düzenlediler.

Güzel Bir Türkiye İçin Tabii ki Evet!..

Konuşmacı olarak da Cumhurbaşkanı’nı çağırdılar.

O da uzun uzun Evet propagandası yapıp…

“Benim türbanlı bacılarıma epilasyon yaptırmadılarrr!” demedi ama…

Güzellik uzmanlarına yeniden epilasyon yapma hakkı tanıyan yönetmeliği alkışlar eşliğinde imzaladı.

Böylece onlar erdi muradına, biz çıkalım kerevetine de…

Referandumdan kıl payıyla da olsa Evet çıkarma umudu böyle kıldan tüyden işlere kaldıysa…