Er ya da geç!
ENVER AYSEVER ENVER AYSEVER

OHAL koşullarında 1 Mayıs kutlamanın tuhaflığını bir yana bırakarak, dip dalgası diyebileceğimiz yeni toplumsal talepleri/sonuçları yazmak istedim. Bakırköy Meydanı’na gelen topluluklar örgütlü, deneyimli ve dirençli insanlardan oluşuyordu. Dışarıda kalan milyonlar oradaki duyguyu benimsiyor olsa bile, doğrudan katılmaktan çekinmiş olabileceklerini düşünüyorum. Peki, neydi temel sorun?

Halk oylaması sonucu AKP’nin dediği gibi olsa bile, topuyla tüfeğiyle, devletin tüm olanaklarıyla saldıran siyasal iktidar yüzde 49’a boyun eğdiremedi. Biliyoruz ki adil bir seçim olmadı, kimse de buna aldanmadı ve teslim olmadı, ‘Hayır’ kazandı! Artık dipte bir öfke ve talep var. Bu yüzde 49 türdeş değil, doğru. Beklentileri aynı olmayabilir. Lakin neye karşı oldukları noktasında kararlı ve benzer durumdalar. Bu toplumsal duruma kim önderlik edecek, mesele budur. Soru kolay, yanıtı zor.

Görünen o ki, Kemalistlerin ve sosyalistlerin tezleri haklı çıktı. AKP’yi bir arada tutan toplumsal bileşenler, çıkar ortaklığı dağıldıkça hakikat ortaya saçılıyor. Haklı olmak siyasette tek başına bir anlam ifade etmiyor. Hatta sürekli haklı olup, yenilgi almak kitlelere yılgınlık veriyor. Bana kalırsa bu yenilmişlik hali haklı da değil. Gezi, 7 Haziran ve son halk oylaması ciddi galibiyetlerdir. Üstünün örtülmesi bilinçli bir saldırıyla oldu. Özellikle medya eliyle hakikat gölgelendi.

Gördüğüm şu: koyu milliyetçi bir tutum, kimlik ve mezhep siyaseti çözüm değil! Gerçek bir seçenek ortaya konamadığı için; AKP iktidarını, şimdilik ayakta tutuyor. Çürümüş, çatırdamış bu ortaklık, tam da OHAL kavramının içini doldurur şekilde davranmakta. Tekrar altını çiziyorum, artık AKP kendi tezleriyle iktidar değil. Muhtaçlar toplumuna dağıttığı rüşvetlerle, her kesime savurduğu tehditlerle ve nihayetinde yüzde 49’un henüz net bir seçenek sunamamasından dolayı sürüyor bu iktidar! Bundan sonrasını iki önemli unsur belirleyecek…

Bir kısmımız aydın sorumluluğuyla, sosyalist meselemizi öncü olarak anlatmaya devam edeceğiz. Kalanlar ise, düzen siyaseti içinde çözüm arayarak çoğalmaya çalışacaklar. Her iki çaba da önemli kuşkusuz… Doğrusu ben yanımda dinci muhalif, ülkücü yoldaş(!), merkez sağdan devşirme her dönem insanlarını istemiyorum. Duruma göre konumlanıp, sabretmeye de niyetim yok. Varsa görevim, ilk tarafta olacağım. Diğer yönde çaba sarf edecek olanlar da, bu kez fırsatçılıkla, ucuz ayak oyunlarıyla yol alanlara, ilkeli davranarak boş alan bırakmamalılar.

Gezi herkese ders oldu, çok değerli deneyim yaşadık, yazık ki siyasette henüz karşılığını göremedik. Ancak şunu biliyoruz, Kürt/Türk arasındaki mesafe kısa. Sanılanın aksine zalim, düşman ayırmıyor. CHP’li gençleri gördüm, bal gibi sosyalist talepleri var, o dili kullanıyorlar. Kürt gençleri için de aynı durum geçerli değil mi? Kim demiş bu halklar birbirini anlamaz diye. Laiklik önemli bir çatı oldu herkes için, cumhuriyeti yeniden kurma konusunda hemfikiriz. Buradan sağlıklı tahlille şehirli bir sınıf mücadelesi tek çözümdür. Kasaba siyasetinin diline kapılarak yol almaya kalkışmanın sonu daima hüsran olacaktır!

Sınıf mücadelesine inancım tam. Giderek daha da zorunlu hale geliyor bu siyasi kavga. Beyaz yakalı işçilerin hali, mavi yakalıların giderek ağırlaşan koşulları, gençlerin artan gelecek kaygıları ve emeklilerin yaşamdan tecrit edilmiş durumları bize bir şey gösteriyor, bunu anlamalıyız. Artık kapitalizm OHAL koşulları dışında varlığını sürdüremez. Bu koşulların ürünüdür TRUMP! İnsanlığın birikimi terse dönmez. Demek yeni ve sert dönemeçteyiz. Bu durumun bizdeki temsilcileriyle alacağımız yol kalmadı.

Öncü partiler uyarılarını yüksek perdeden sürdürmeli. Düzenin kokuşmuşluğuna set çekmeye devam etmeli. Söylemlerinin gücü, haklılığından geliyor. Büyük kitlelerin sosyalist değerleri, tarihsel kişilere yüzünü dönmesi rastlantı değil. Devrim mücadelesi sürer, güncel siyasete heba edilemez kuşkusuz. Öte yandan, o tarihi an gelene dek, merkezde olduğu söylenen siyasal yapıya ayna tutmak görevdir.

Sokak sezgiyle ya da bilinçle sosyalizm diyor, diyecek.