Erdoğan’dan Acun’a bayram şekeri
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR
Cumartesi gecesi oynanan oyundan bizim Apo (Abdullah Kahraman) sayesinde haberim oldu.

Cumartesi gecesi oynanan oyundan bizim Apo (Abdullah Kahraman) sayesinde haberim oldu. Telefondaki sesinde neşeli bir şaşkınlık vardı; evdeysen televizyonu aç, Doğan’ın tavuk aklı araştırmalarından daha eğlenceli bir ‘şey’ var!
İnsan hayret etmekten kendisini alamıyor. Ne tarih ne siyaset, ne politik psikiyatri ne iletişim kuramları, modelleri; böylesi bir hakikati hangi kuram hangi kurgu anlamlandırabilir ki?
Kimbilir hangi aklıevvel danışmanın zihninden pırtlayıvermiştir, stat açılışında Başbakan’a maç yaptırtma fikri. Formalardan belli ki önceden hazırlık yapılmış; Erdoğan’ın sırt numarası 12. Bu ince gönderme 12. Cumburbaşkanı olması beklendiği için... İnsanın oyy oy diyesi geliyor. Bilal’in sırt numarası ‘yedi’!  Sosyal alem fırsatı kaçırır mı; paralellerin komplosu diye geyiğin dibine vuruldu.
Huylu huyundan vazgeçemiyor ama, tam da stat açılışında bahşediveriyor lütfunu; statın adını Fatih Terim yaptım! Beriki ağlak bir gururla sevindirik oluyor.
Öpmekten kendini alamayan spiker, Erdoğan’ın golü için, bu gol Gazze’ye Filistin’e gelsin, diyor. Rezilliğin dibi yok. Üç günlük yas ilan etmek kesmedi gol atarak destek oluyorlar Gazze’ye.  Yetmiş küsür yaşındaki İstanbul Belediye Emanetçisi, babası salya sümük ağlatılmış Futbol Federasyonu Başkanı, sahada çırpınıyorlar.
Erdoğan’ın içcağızında kopan fırtınalar yüzünden akıyor. Gol attıktan sonra yüzünde ortaya çıkan duygu karmaşası yaman çelişkiler içeriyor. Gülüyor mu, mutlu mu, ne işim var lan benim burada mı, mahalle maçında fasulyeden gol attırılan topun sahibi bebe karmaşası mı?
Orada olmaktan utandığı bedeninin her deviniminden belli olan Aykut Kocaman’ın yalnızlığı. Kimbilir hangi zorlamayla geldiği bu ortamda toptan uzak durarak, kameranın görüşü dışında kalmaya çabalaması, toplu fotoğrafta kameraya değil, başka yana bakması...
Erdoğan’ın maç boyunca içten ve samimi olarak duygusunu yaşantılayıp, ifade ettiği tek bir an vardı. Penaltıyı gole çeviren Acun Ilıcalı’yı belki de Bilal’de haset rüzgârları estirecek denli içten öptüğü an. Galiba Acun bile beklemiyordu; baba şefkatiyle mi, keşke benim oğlum olsaydın mı, koçum benim mi, kanka rahatlığıyla mı, aralarındaki her ne ise özel bağ nedeniyle mi bilinmez ama Erdoğan için Acun’un başka herkesten çok daha farklı ve önemli bir yeri olduğu kesin. Acun’un dünyası, hayat tarzı ve ilişkilerine bakınca insan bir kez daha hayret ediyor. Vardır bir hikmeti deyip, didiklememek en iyisi galiba.
Cumartesi gecesi oynanan maç benzeri etkinlikler eskiden ‘az gelişmiş diktatörlüklerde’ olurdu. Oysa etkinliği düzenleyenler ‘Amerikan Başkanlık Seçimi’ kampanyalarını örnek almışa benziyorlar. Erdoğan’ın saha kenarında ‘halkla bütünleşme’ görüntüleri, engelli çocuklarla sarmaş dolaş olması, genç, zinde, atletik imajı. Bütün bu senaryo, bir çeşit, Obama basketbol oynuyor, kurgusunun kopyala yapıştır replikası.
Erdoğan, eğer tarihte bir paye alacaksa, bu ülkede kapitalist bireyin baskın karakter haline gelmesinin öncüsü olarak, kayıtlara geçecek. Hayatıyla inancı bir ve aynı olan ‘eski Türkiye’ insanının yerine, inancı, sosyal ve vicdani sorumluluk için bir imaj unsuru olarak kullanan ve fakat hayatını, hayatı belirleyen koşullara göre yaşayan  ‘yeni Türkiye’ insanının rol modeli.
Bu yüzden Erdoğan’ın asıl destekleyenleri onun da öperek takdir ettiği Acun Ilıcalı’lar. Oylarının çok olması ise Erdoğan’ın toplumun büyük çoğunluğuna size de ‘Acun’ olabilmenizi sağlayacak imkânların olduğu bir Türkiye vaat ediyorum demesi. Acun Ilıcalı-Yılmaz Erdoğan ikilisi de ‘yeni Türkiye’ nin Kürt sorununa getirdiği çözüm zaten...