Erdoğan’ın en tehlikeli mesajı!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Yaptıkları, yapacaklarının teminatı. Çırak, usta ve şimdi de REİS olarak Türkiye’yi adım adım hizaya getirdi. Geriye rejimin adını koymak, bunun için de başkanlık sistemini getirmek kaldı.

Bunun için “EVET” istiyor. Tek adam olmak... Tek adam olarak her konuda “tek başına” karar vermek... Ülkeyi; yasaları, kurumları ve insanlarıyla hayalindeki gibi yoğurmak istiyor.

Ve öyle anlaşılıyor ki, bu hayaline ulaştığı zaman, dünya da ahiret de ondan sorulacak.

Baksanıza, Bursa’da konuşurken ne dedi:

“Buna (anayasa değişiklik paketine) karşı çıkacağım derken dünyanızı da ahiretinizi de tehlikeye atmayın.”

Doğrusu bu, anayasası ve yasaları laiklik temelinde düzenlenmiş bir ülkede yaptırım gerektiren bir ifade. ANAYASA –özellikle laiklik bağlamındaki hükümleriyle- HENÜZ YERİNDE DURDUĞUNA GÖRE, bir cumhurbaşkanı yurttaşların “ahireti” hakkında görüş belirtemez. Uyarıda bulunamaz. Hele hele bu yolla hiç oy isteyemez.

Dahası bu, dilinden hiç düşürmediği İslam’a da aykırı. Hiç kimse, insanların ahireti konusunda söz ve karar sahibi değildir. Olamaz. İslam’a göre, ahiret, yani cennet ya da cehennem konusunda hüküm sadece ve sadece Allah’ındır. Aksi de şirk koşmaktır. Yani, inançlarına göre en büyük günahtır!

Yani; kendinizi ister demokrat, ister sosyalist, isterseniz bir mümin olarak niteleyin Erdoğan’ın bu sözlerine tepkisiz kalamazsınız.

Peki, öyle mi oldu?

Olmasını beklemiyordum. Gördüğüm kadarıyla da olmadı.

Zira, cümlenin içinde inanca / İslam’a dair herhangi bir ifade, tek bir kelime bile sesleri kısmaya yetiyor.

Siyasetçiler, sıradan insanlar, köşeciler, aydınlar topluma ters düşmekten... Dışlanmaktan... Kimi zaman aslında inançsız olduğu halde yine de “inançsız” sanılmaktan... Kısacası akıntıya karşı yüzmekten korkuyor. Korktukça geriliyor. Geriledikçe sahip olduğu yaşam alanını kaybediyor ve daha çok korkuyor.

• • •

Pakistan’ın başının derdi Lal Mescit’in imamı Molla Aziz, binlerce genci mücahit, silahlı militan ve hatta intihar eylemcisi olarak yetiştirmekle açıktan övünüyordu. Çünkü, içinde bulundukları durumu “savaş hali” olarak niteliyordu:

“Biz şeriat istiyoruz, onlar (Pakistan yönetimi) istemiyor. Bu, konuşup tartışarak değil ancak savaşla çözülebilecek bir sorun.

Kuran şeriatını hakim kılmak istiyorsak savaşacağız.”

Elbette, Molla Aziz ile Erdoğan arasında bir benzerlik yok. Kıyaslamıyorum da.

Ancak şunu düşünmenizi istiyorum:

Erdoğan’ın iktidara geldiği ve kimi liberal demokratın onun iktidarından “demokrasi” umduğu yılları düşünün... O yıllardaki AB heyecanını, demokrasi palavralarını hatırlayın. Bir de geldiğimiz noktaya bakın. Aradaki fark çok büyük. Çok önemli.

Türkiye’de başlıca tam 22 tarikat / cemaat faaliyette. Aralarında Gülenciler ya da Süleymancılar, İsmail Ağa gibi çok bilinenleri de var... Cerrahiler gibi sanat dünyasının ilgi duyduğu tarikatlar veya İcmalciler, Kırkıncı Hocacılar gibi az bilinen cemaatler de…
Sadece Gülen Cemaati’nin okulları, yurtları ile Türkiye’yi nasıl kuşattığını (onca yazılıp çizilene inanmayanlar dahil) herkes somut biçimde gördü.

Onlara yönelik operasyonlar vesilesiyle, örneğin bir savcının Süleymancı olduğuna da tanıklık etti.

Bu arada, zavallı yoksul çocukların can verdiği yangınla, ortaya tarikat yurtlarına dair bir başka örnek çıktı.

Bunlar buz dağının üstü. Kim bilir tarikat / cemaat örgütlenmesi ve medreseleri hangi boyutlarda…

Bu topraklarda kim bilir kaç Lal Mescit faaliyette...

Pakistan, Afganistan hep böyle değildi. ABD’nin ve genel olarak Batı’nın Sovyetler’e karşı oluşturduğu “mücahit ordusu” bugün başta onların olmak üzere Dünya’nın baş belası.

ABD’nin süper güç olabilmesi için zavallı ülkeler feda edildi. Sıra şimdi Türkiye’de mi acaba?

Yoksa, Gaziantep’te herkesin bildiği IŞİD Mahallesi varlığını sürdürebilir mi?

Bir Cumhurbaşkanı siyaset için ahiret mesajı verebilir mi?

Verir de, siyasetçiler, sıradan insanlar, köşeciler, aydınlar, hukuk adamları, büyük patronlar sinip susup oturur mu?

Kusura bakmayın ama ne demokratsınız ne de Müslüman.

Cumhuriyet’in kazanımları üzerine oturmuşsunuz… Referandumda HAYIR çıksa da çıkmasa da mücadele etmeden bu ülkenin, Cumhuriyet’in kurtarılamayacağını biliyor... Ama bunun için harekete geçmeye korkuyorsunuz.

Bakalım harekete geçebilmeniz, uyanabilmeniz için daha kaç mesaj, kaç medrese gerekecek!