Erdoğan’ın ‘şahitleri’
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Salonda değil ama, eminim Erdoğan’ın zihninde Zafer Marşı çalıyordu. Kızı Sümeyye’nin nikah töreninde şahitlik için sıra sıra dizilenlere bakarken, eminim kendisini gücün zirvesinde hissediyordu.
Abdullah Gül, örneğin: Daha geçen hafta, danışmanı Ahmet Sever’in röportajı Cumhuriyet’te yayınlandı. Neler okumadık ki o röportajda! Başbakanlık için yapılan eğilim yoklamasında Gül’in ezici çoğunlukla birinci sırada çıktığını, Davutoğlu’nun ise tek bir oyla son sıradığı olduğunu.. Erdoğan’ı korumak ve “düşmanlarını” itibarsızlaştırmak için kurulan TROL MERKEZİ’Nİ.. Ve daha pek çok AKP içi sırrı.. Şu sözler de Ahmet Sever’e ait:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şöyle bir yöntemi var. Eziyor, korkutuyor, bir anlamda karşısındakinin kişiliğini değersizleştiriyor ve sonra kendisine bağlıyor. Temel unsur sindirme ve korkutma.”
Söylemeye bile gerek yok; Ahmet Sever’in bunları Gül’den habersiz, hatta “ondan onay almadan” anlatması mümkün değil. Bu nedenle ciddiye alındı zaten. Onun anlattıkları hep “Gül’ün Erdoğan’a bakışı” diye yorumlandı. “Erdoğan’ın, Gül’ün önünü kesmek için yaptıkları” diye kayıtlara geçti.

Sonra ne oldu?

Abdullah Gül, Sümeyye’nin nikah şahidi olarak sahneye çıktı. Kan gölüne dönmüş bir ülkede halefiyle mutluluk pozları verdi. “Ah ne duygusal adam” dedirten gülümsemesiyle duygusal bir konuşma yaptı.

Falan filan.

Ya Davutoğlu? Daha on gün önce kendisini azleden adamın “mutlu gününde” boy gösterdi. Şahit oldu. Falan filan.

Kimse “o iş ayrı, çocukların mürüvveti ayrı” demesin. Hanedanlarda işler bizlerin hayatındaki gibi yürümez. Sadece “protokol gereği” çıkmaz o isimler sahneye. Çıktıklarında da protokolden çok daha fazlasını “anlatırlar”. Çok daha fazlasını anlarız.

Erdoğan’ın çevresindekileri nasıl sindirdiğini, nasıl teslim aldığını somut biçimde görürüz.

Abdullah Gül, işte bu yüzden konuşmaz. Zaman zaman kimilerinin “çok manalı” bulduğu birkaç “mesaj (!)” verir. Onun dışında mırıl mırıl.. Konuşur gibi yapar veya Ahmet Sever’i konuşturur.

Davutoğlu’nu anlatmaya bile gerek yok. Maruz kaldığı acıklı muameleye rağmen çağrılınca gitti.

Erdoğan’ın gücü büyük ölçüde bundan kaynaklanmıyor mu zaten? Önünde eğilenlerin sırtına basa basa yükselmiyor mu? İçlerinden biri, sadece BİRİ çıkıp açıkça konuşsa.. Korkusunu yenip anlatsa.. Erdoğan’ın zırhını delecek!

Ama, ya kaybedecek çok şeyleri var.. Ya sahiden korkmalarını gerektirecek çok gizli dosyaları. Konuşamıyorlar.. Kendilerini onca aşağılayan adam çağırınca gidiyorlar.

• • •
Sümeyye Erdoğan’ın nikah töreninde, en ilginç konuk ise Türkiye protokolünün dışından bir isimdi: Saad Hariri.

Suudi Arabistan doğumlu. Lübnan’ın en önemli ailelerinden birinin “başbakanlık” da yapmış oğlu.. Ve Oger şirketinin sahibi.

Bizim hayatımıza, Türk Telekom’un özelleştirilmesiyle girdi. Türkiye’nin eski / yeni varlıklarının haraç mezat satılması furyasında tanıdık onu.

Yakışıklıydı! Türk Telekom’a talip olduğu sırada, Forbes’a göre dünyanın 548. en zengin adamıydı. Ailesinin ve kendisinin bölge siyasetindeki etkisiyle de Erdoğangiller’in ilgisini çekmişti.

Böyle cazip bir adaya, gel de Telekom’unu verme!

Verdiler.



Hariri¸ Türk Telekom’un yüzde 55 hissesini 6 buçuk milyar dolara aldı.

Oysa, ekonomistler, uzmanlar 11 buçuk milyar dolara ihaleye çıkartılan şirketin en az 40 milyar dolar değerinde olduğunu söylüyordu. Yani, bu işte bir iş vardı!

O kadar da değil.

Kurumlar vergisi, özelleştirmeden 7 ay sonra yüzde 30’dan yüzde 10’a indirildi. Böylece, Hariri’nin kasasına fazladan milyarlar girmesinin yolu açıldı.

• • •

Erdoğan ile Hariri’nin “yakınlığı” sadece böyle alışverişlerle sınırlı değildi. İkili siyasi / ideolojik açıdan da birbirine çok yakındı. Öncelikle her ikisi de sünni mezhebine mensuptu. Her ikisi de, bunu siyaset anlayışlarına yansıtıyordu. Her ikisi de, bölgeyi bunun üzerinden dizayn etmekte hem fikirdi.

Ve nice örnek gösterdi ki, ikisinin de rotası Suudi Arabistan’a kilitlenmişti.

AKP / Erdoğan gibi, Hariri’nin El Müstakbel (Gelecek) Partisi de Suudi Arabistan tarafından açıkça destekleniyor.

Erdoğan bunu Riyad’a gezilerinde veya Suudi Kral Selman’ı karşılama törenlerinde.. Elbette asıl olarak Suudi Arabistan çıkarları söz konusu olduğunda verdiği tepkilerle gösteriyor.

Hariri ise, biraz daha “açık sözlü”!

Örneğin geçenlerde Beyrut’ta yaptığı bir konuşmada “Arabistan’a ihanet, Lübnan’a ihanettir” dedi. Yetmedi, Kral Selman’a “bizi bırakmayın” diye seslendi.

Geçmişte, hanedanlarda evlilikler çıkar arayışı ile yapılırdı. İki hanedan, çocukları üzerinden geleceklerini birleştirirdi. Hemen hemen tümünde de zaten gençlerin fikri bile sorulmazdı.

Şimdilerde pek böyle olmuyor. Gençler sırf çıkar için evlendirilmiyor. Ama şahitler.. Onlar, çocuklar için değil “babalar” için seçiliyor.

Tam da cumartesi günü Sümeyye’nin düğününde olduğu gibi!

Hariri gibi ya da Katar’dan uçak dolusu koşa koşa gelenler gibi “dostları” ile..

Abdullah Gül, Davutoğlu gibi “gücüyle ezmek” istedikleri ile..

Genelkurmay Başkanı gibi “bakın benim yanımda” dedikleri ile..

Erdoğan Türkiye’ye, dünyaya mesajını verdi. Ve onlar erdi muradına, biz çıktık kerevete!